|
Vücudumuzun yönetimi bir saniye değil, bir saliseliğine bize
teslim edilse, bütün vücudumuzu felç ederiz. Dünyanın en
zenginleri, en gelişmiş hastahanelerde en iyi doktorların elinde
çaresiz kalıveriyorlar.
Sosyal hayatta Allah’a sınır çizenler, “Kamusal alana Allah’ı
sokmayız” diyenler bilsinler ki, kamuda çalışanların hepsinin
kalbini çalıştıran, kanını en küçük kılcal damarlara ulaştıran o
Allah’tır. Hatta “Kamusal alana Allah’ı sokmayız” diyen kişinin
bu sözü söylerken beynini çalıştıran, dilini hareket ettiren o
merhamet sahibi Allah’tır.
Kanının akışına, kalbinin atışına sahip olamayan biri çıkıyor ve
toplumun nabzının atışını yönlendirmeye çalışıyor. Bunu yaparken
kendi tansiyonu yükselip hastahaneye kaldırılanlar, kendi
nabzına hakim olamayanlar toplum vücudunun nabzını yönlendirmeye
kalkıyorlar ve Allah’ı devre dışı bırakmaya çalıştıklarını
zannediyorlar.
Vücudumuzun gıdasını vermediğimizde veya mikroplu şeyler
yediğimizde vücudumuzun çeşitli yerlerinden hastalık belirtileri
görüldüğü gibi, toplum hayatından Allah’ın kurallarını
çıkardığımızda, toplum, Yaratan’ın gıdasından mahrum kalıp
kapitalizm veya komünizm pisliğine bulanmış mikroplu kurallarla
beslenmeye başladığında, toplumda sivilceler baş gösterir.
Kadınlaşan erkekler, erkekleşen kadınlar, organ mafyası,
uyuşturucu mafyası, siyaset mafyası, sermaye mafyası, aidsliler,
kiralık katiller, silah satabilmek için ülkeler arasında harp
çıkaran saygın siyasiler, sömürenler ve sürünenler, toplum
vücudunun sivilceleridirler.
Gökyüzünden yağan rahmet, yeryüzünden biten çiçekler, sebzeler,
meyveler, güneş ısısı ve ışığı, havamızı tazeleyen rüzgarlar,
hepsi Rabbimizin tabiat ayetleri .
Bunlardan hiçbirini inkâr etmiyoruz. Beğenmezlik yapmıyoruz.
Çünkü yeme, içme, giyme, barınma, internette iletişim sağlama,
Rabbimizin yarattığı bu tabiat ayetleri ile olmakta.
Bunları ve faydalarını gözle görüp elle tuttuğumuzdan bu maddi
gıdalara inanıyor ve faydalanıyoruz. Yemezsek midemiz zil
çalıyor ve yiyecek istiyor.
Ruhumuzun ve toplum vücudunun gıdası ve onun etkileri elle
tutulur gözle görülür şekilde olmadığından, midemizin zil
çalması gibi ruhumuzun da feryadı olduğu halde
hissetmediğimizden ruhumuzun gıdası olan Rabbani ayetlerden
yüz çevirmeler başlıyor.
Viranelerde yaşayan baykuşun dünyada en sevmediği yerler gül
bahçeleriymiş. Karga “En güzel yavru benimki” dermiş. Karasinek
gül kokusundan kaçarmış.
Kula kul olanlar, beynini başkalarının emirlerine çanak şeklinde
hazırlayanlar, Allah’ın ayetlerinden yüz çevirirlermiş.
Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de kafirlerin yüz çevirmelerini haber
veren ayetlerin hemen ardından yeryüzü ayetlerini hatırlatır.
Yani, mideniz için yarattığım gıdaları alıyorsunuz ama iki
dünyanızı ma’mur etmek için indirdiğim ayetlerden yüz
çeviriyorsunuz uyarısında bulunuyor.
Bir hukukçumuz: “Hocam, Kur’an 1400 sene önce indirildi. Zaman
değişti. Zamanın değişmesiyle de ahkam değişti. Kur’an bizim
hayatımıza bir canlılık katmaz” dediğinde ben de ona: “Günümüz
fizik, kimya, biyoloji bilginlerinden biri çıkıp da bu sudan
Âdem de içmişti, bu havadan Havva da koklamıştı. Şimdi zaman
değişti. Biz iki binli yıllardayız. Bizim havamız ve suyumuz
değişik ve çağdaş olmalı diyen var mı? Bu kelebeğin kanatları ve
renkleri çağdaş insanın renk anlayışına uygun değil diyen var
mı? Tabiattaki binlerce kanundan bir tanesi bize uygun değildir
diyebiliyorlar mı? Dediğimde “Hayır tabiatta kusur yokmuş.”
demişti “peki milyonlarca yıl önce yaratılan tabiat
kanunlarında kusur yapmayan Allah (c.c) bin dört yüz sene önce
indirdiği kitabında mı kusur yapacak?
Kur’an ayetleri anne sütü gibidir. Bir günlük çocuğa bir günlük
gıdayı verir, altı aylık çocuğa altı aylıkken lazım olan gıdayı
verir. Rektörün aynı ayetten anladığı ile dağdaki çobanın
anladığı ayrı olacaktır. Altı milyar insan anlamak için gönlünü
Kur’an’a verirse Rabbimizin murat ettiğine yaklaşılır. Gıdaların
tabii olanı daha iyi olduğu gibi, sözlerin ilahi olanı yani
Allah’a ait olanı daha iyidir. Bu dünya yolculuğunda en ünlü
hatipleri yaratan Allah’ın hitabına kulak ver.
“Zamanın değişmesiyle örfe dayalı ahkam değişir.” Çünkü örfte
insan eli var. O örfü aynı çağın insanları oluşturur.
Kur’an, Allah kelamıdır. Güneş, hava, su Allah’ın yarattığıdır.
“Allah güneşi, havayı, suyu binlerce yıl önce yaratmıştır. Biz,
Hz. Adem’in soluduğu havayı istemeyiz. Havamız çağdaş hava
olsun” diyen yok.
“Taş devri insanlarının ısındığı güneşi istemeyiz. Milenyum
güneşi isteriz” diyen yok. Hz. Nuh’un gemi yüzdürdüğü suyu
istemeyiz. Bizim suyumuz iki hidrojen, üç oksijen olsun” diyen
yok.
Fizik, kimya, biyoloji bilginleri, tabiatta ve tabiat
kanunlarında kusur yok diyorlar.
Tabiatı aydınlatsın diye güneşi yaratan Allah, gönülleri ve
toplumları aydınlatsın, fertlere ve toplumlara yol göstersin
diye Kur’an’ını indirmiş. Güzelle çirkin gün ışığında belli
olur. Güneş batınca akla kara, güzelle çirkin aynı görünür. Aynı
güneşten renk alan narçiçekleriyle, kar çiçekleri karanlıkta
kaybolur.
Hak ile batıl da Kur’an’ın adalet ölçüleri içinde belli olur.
Onu toplum hayatından çektiniz mi korkaklar kahraman, devleti
soyanlar baba, kadın ticareti yapanlar vergi rekortmeni kutsal
insan olup çıkıveriyor.
Güneş, hava, su, toprak ilk insandan son insana kadar herkese
faydalı olarak yaratıldığı gibi Kur’an-ı Kerim de son insana
kadar insanlığa yol göstermeye devam edecektir.
Mahmut Toptaş 27 Eylül 2006 Milli Gazete
mtoptas@milligazete.com.tr |