|
“Gay”leriniz hayırlı olsun
“Müslüman(!) Bay”lar!
Sizlere bugün bir “dönüşüm” sürecinden söz etmek istiyorum...
Dikkat edin, “değişim” değil, “dönüşüm” diyorum... Bu süreçten
söz ederken de, “çuvaldız”ı kendimize, “iğne”yi başkalarına
batırmak istiyorum... Çünkü biz, “iğne”nin acısını hissetmeyecek
kadar “kalın derili”lerden olduk...
Bu yüzden “çuvaldız” batırmaktan söz ediyorum... Eğer, biraz
daha böyle gidersek, öyle sanıyorum ki “çuvaldız” da kâr
etmeyecek, kalın derili “timsah”lara olduğu gibi, “acı”yı; ancak
“zıpkın” batırıldığında hissedebileceğiz!..
O GAZETE EVE SOKULUR MU?!
Biliyorsunuz, 1970’li yılların sonunda, 1980’li yılların
başında, bu ülkede “Tan” diye bir gazete çıkmıştı...
“Çıplak kadın” resimleri, “fahişe”lerin fotoğrafları, “müstehcen
haberler” o kadar çoktu ki, “eve götürülecek gibi değil”di!..
Bazıları, “bu gazete”yi alıyorlar, “kahve”lerde ve
“dükkân”larında okuyorlar ama “ev”lerine götürmüyorlardı!..
“Niye?” diyenlere verdikleri cevap şuydu:
“Kafayı mı yedin sen?.. Bu gazete, eve sokulur mu hiç?..
Evde çoluk-çocuk var!..
Bu gazeteye bakıp da, ahlâkları mı bozulsun?”
Evet, vatandaş bu gazeteye “kendisi” bakıyor ama, hiç olmazsa
“eşi ve çocuğu”nu koruyordu!..
Çünkü o zamanlar;
“Ar” vardı, “hâyâ” vardı, “namus” vardı, “ahlâk” vardı.
Bazı şeyler “ayıp”tı!..
Meselâ, bir genç kızın “mahalledeki delikanlı ile kırıştırması”
ayıptı... Meselâ, bir delikanlının “komşu kızı”na yan gözle
bakması “ayıp”tı!..
Bir kadın, yolda biraz kırıtarak yürüdü mü, ona “hafif kadın”
gözüyle bakılırdı... Evine bir-iki erkek girip çıktığında,
sadece ayıplanmakla kalınmaz, “mahalleden taşınması”
sağlanırdı!..
Bir erkek, biraz orasını-burasını oynatsa, ona kimse selam
vermez, kimse onunla yan yana gelmezdi.
Çünkü, “adı çıkar”dı!..
Ya “İ.ne” derlerdi, ya da daha kabasını!..
Ya şimdi?!?..
KOY GAZETEYİ CEBİNE, DUR KIYAM’A!
Aradan “çeyrek asır” geçti... Tan gazetesinin “800 bin” sattığı,
Meclis’te bile gündem olduğu yıllar gerilerde kaldı.
“Tan” kapandı gitti!..
Ama, “yeni Tan”lar çıktı piyasaya!..
Yine eskisi gibi “şırfıntı”ların, “aşüfte”lerin ve bilumum
“çıplak karı”ların hem de sürmanşetlerden verildiği “yeni
Tan”lar!..
Evet, onlar da;
“Eve götürülecek gibi değil!”
Ama, bu süreçte öyle bir “dönüşüm” geçirdik ki;
Artık “yeni Tan”lar sadece “ev”lerimize ve “dükkan”larımıza
değil, artık “cami”lerimize bile girmeye başladı!..
Öyle bir “dönüşüm” geçirdik ki;
Evinden önce “cami”ye giden bir din kardeşimiz, cebinde “Allah’a
isyan”ın olduğu gazete ile “Allah’ın evi”ne giriyor, Kabe’ye
yöneliyor, Kıyam’a duruyor ve “Allahûekber” diyor!..
“Allahüekber!”
Evet, “Allah büyüktür” diyor... Cebindeki gazete ise, “Allah’ı
inkâr ve Allah’a isyan” eden haberlerle dolu!..
“Hacca gidiş”e karşı!..
“Mevlid okutulması”na karşı!..
“Namaz”a karşı!..
“Başörtüsü”ne karşı!..
En önemlisi de, “Allah’ın ayetleri”ne karşı!..
Hacı amcamız, tüm bunları bile bile, işte bu gazeteyi kıvırıp
cebine sokuyor!..
Sonra, ver elini cami!.. Kaldır elini, “Allahuekber”!..
Tabiî, ardından ev... Daha düne kadar “müstehcen” olan, “çocuğun
görmesi” veya “kadının okuması” sakıncalı bulunan gazete, artık
“baştacı”dır, “evimizin baş köşesinde”dir!..
Eee, zaman değişti tabiî...
Düne kadar “Din... İman... Allah ve Peygamber aşkı”ndan başka
aşk tanımayan “Müslüman”ın, başka aşkları, başka sevdaları
vardır artık!..
“Mal” sahibidir, “mülk” sahibidir!..
Artık, “şan ve şöhreti” vardır!..
“Makam”ları, “koltuk”ları vardır!..
Kısacası; “kaybedeceği şeyleri” vardır!..
Bunun için de;
“Renk” vermemesi, “kendini açığa çıkarmaması” gerekir!.. Meselâ,
“sakal”larını kazımalı, “bıyık”larını belli-belirsiz hale
getirmeli, parmağından “gümüş yüzük”leri çıkarmalı, “takke”yi
ise, cebinde taşımak yerine evinde bırakmalı!..
Aksi halde, işinde yükselemiyor!..
Etrafına “uyum” sağlayamıyor!..
Dışlanıyor!.. Aşağılanıyor!.. Horlanıyor!..
O halde ne yapmalı?..
“Onlara benzemeli!”
Evet, onlara benzedik...
Benzetiyorlar!.. Bir güzel benzetiyorlar!.
Hem de, “kurbağa haşlama” metodu ile!
“İ.NE”LER DE SONUNDA “GAY”LEŞTİ!
Biliyorsunuz;
Daha düne kadar, “sapık ilişkiler” içinde bulunan bir erkek için
“İ.ne” ifadesi kullanılırdı...
Kimse, bir “İ.ne” ile yan yana görünmek istemezdi.
Sonra ne oldu?.. Kartel, bütün “i.ne”leri
“homoseksüel”leştirdi... İnsanımız, “homoseksüel”in ne olduğunu
öğreninceye kadar yıllar geçti... Ama bu arada, “homoseksüel
ilişki”leri normal bir şey sandı.
Onların “sapık” insanlar olduğunu öğrenince ise, bütün
“homoseksüel”ler “gay”leştirildi...
Evet, homoseksüel baylar “gay” oldu!..
Adı ister “i.ne” olsun, ister “homoseksüel” olsun, ister “gay”
olsun, bu tür insanlar, daha düne kadar “cinsel sapkınlık”larını
gizlerlerken, son zamanlarda artık “gazete manşetleri”ne çıkmaya
ve oradan kendilerine övgü yağmaya başladı.
İşte Hürriyet’in önceki günkü manşeti:
“Gay Başkan Muhabbeti”
Neymiş; yazar Murathan Mungan’ın da aralarında bulunduğu bazı
kişiler Meclis’e gidip “DTP’ye destek” ziyaretinde
bulunmuşlar!..
Murathan Mungan kim?..
“İ.ne”liğini, “homoseksüel”liğini, “gay”liğini gizlemeyen bir
“bay!”
İşte bu “bay gay” ve yazar-çizer dostları Meclis’e gidip mesaj
vermişler: “DTP kapatılmasın!.. Partileri kapatmak bir çözüm
değil!”
Bu “bay”lara ve “gay”lere sormak gerekmez mi?.. Refah Partisi ve
Fazilet Partisi kapatılırken nerelerdeydiniz?..
O zaman niye zahmet edip de Meclis’e gitmediniz, niye RP ve
FP’ye destek vermediniz?..
Demek ki; “i.nelik” yani “gay”lik böyle bir şey!..
BU DTP Mİ KÜRTLERİN TEMSİLCİSİ?
Her neyse... Aynı olayın bir başka boyutu da şu:
Yazar-çizerlerin DTP’ye ziyaretinde ilginç diyaloglar da
yaşanmış!..
ÖDP Lideri Ufuk Uras, görüşmeye gelen Kızıl Danny lakaplı Avrupa
Parlamentosu Yeşiller Grubu Eş Başkanı Daniel Cohn-Bendit’i, gay
olduğunu gizlemeyen ünlü yazar Mungan ile tanıştırmış.
Mungan, “Günün birinde Paris, Berlin gibi İstanbul Belediye
Başkanı’nın eşcinsel olabileceğine kendinizi hazırlayın” diyen
Kızıl Danny’ye, “Ben adayım” diyerek ilginç bir çıkış yapmış.
Ufuk Uras, olayı DTP’li Sırrı Sakık’a anlatmış ve “Keşke aday
olsa, bütün sol destekler, DTP de destekler mi?” diye sormuş...
Sakık bu ilginç muhabbete, “Ölümüne destekleriz” sözleriyle
katılmış.
İşte Hürriyet, önceki gün bu haberi “manşet”ten vermiş!..
Böylece; Mahsun Kırmızıgül’ün “Beyaz Melek” filmindeki “Kürt”
halkı ile DTP’nin temsil ettiği “Kürt” halkının bambaşka
insanlar olduğunu da öğrenmiş olduk!..
Çünkü Mahsun’un Kürtleri “erkek” insanlar!.. DTP ise, bir
“i.ne”yi ölümüne destekleyecek kadar toplumdan kopuk!..
MEZARDAN SONRA CAMİ!
Sonuç itibariyle demek istediğim şu: Bu ülkenin insanı, tıpkı
“kurbağa haşlama” metodunda olduğu gibi, işte böyle “alıştıra
alıştıra” dönüştürülüyor!..
Önce “i.ne”ye, sonra “homoseksüel”e, en sonunda da “gay”e
alıştırılıyor!..
“Nasıl dönüştürüldüğünün” farkına varmayan “Müslüman genç”imiz
ve “Hacı Amca”mız da, evine bu gazete ile gidip, çoluğu-çocuğu
ile “Gay Başkan Muhabbeti” yapıyor!..
Evet, “dönüşüyor” toplumumuz!..
Dö-nüş-tü-rü-lü-yor!..
Azar azar, alıştıra alıştıra, mayıştıra mayıştıra, uyuştura
uyuştura dönüştürülüyor!..
Herhalde hatırlarsınız...
Cami avlusunda “cenaze namazı” bile kılmayıp, “siyah
gözlük”lerini takarak kenarda bekleyenler, hayatlarında ilk defa
gittikleri “Zincirlikuyu Mezarlığı”ndaki “Her nefis ölümü
tadacaktır” ayetini görünce afallamışlar; “İnsanlara niye ölümü
hatırlatıyorsunuz!” diyerek itiraz etmişlerdi!..
Hadi, “normaldir” dedik... Çünkü adamlar “mezarlık kapısı”ndan
ilk defa içeri giriyorlar ve ilk defa bir “ayet”le
karşılaşıyorlardı!..
Ama, o da ne?..
“Mezarlık kapısı” filan derken, adamlar “caminin içine müdahale
etmeye” de başladılar!..
Neymiş?..
“Siz onlardan olmadıkça, onlar sizden asla razı olmazlar!..
Hıristiyanları ve Yahudileri dost edinmeyin!”
mealindeki “ayet”in, cami kapısında ne işi varmış!..
Adam kalkmış, o ayeti “Malatya’daki olay”la birlikte
yorumlamış!.. Aklı sıra, o ayetten “Hıristiyan ve Yahudileri
öldürün!” anlamı çıkarmış!..
Oha!..
O ayetteki “dost edinmeyin” uyarısı; eğer “öldürün” şeklinde
yorumlansaydı, bu ülkede Hıristiyan da yaşayamazdı, Yahudi de!..
O ayetin kastı şudur: “Siz dininizden çıkıp onların dinine
girmedikçe, onlar size asla dost olmazlar!”
Ben “ilahiyatçı” değilim... Dolayısıyla uzun uzun “ayet tefsiri”
yapacak değilim... Ancak, şunu söylerim:
Her şeyi tartışabilir, her şeye itiraz edebilirsiniz, ama
“Allah’ın ayetleri”ni tartışırsanız, “Ben de Müslümanım” demeye
hakkınız olamaz!..
Zaten, bunu “inanarak içten söylemediğiniz” içindir ki,
“gocunmaya” başlarsınız!..
MEZARLIK... CAMİ... DERKEN EV!
Her şey bir yana da; ben, asıl şuna dikkat çekmek istiyorum:
Önce “i.ne”leri “homoseksüel”leştirmeler, sonra
“gay”leştirmeler!.. “Cami avlusu” ve “mezarlık kapısı” derken,
“cami içine” kadar girip, müdahale etmeler!..
Ben, burada, “kurbağa haşlama” taktiği hissediyorum... Alıştıra
alıştıra, mayıştıra mayıştıra, uyuştura uyuştura, işte böyle
“dönüştürüyorlar” insanımızı!..
Korkarım ki, bir gün; bu gazeteleri kıvırıp cebine sokan ve
evine götürüp çoluğu-çocuğu ile “gay muhabbeti”ne başlayan “Hacı
Amca”mız, “evinin içine de müdahale edildiğini” görünce uyanacak
ama; iş işten geçmiş olacak!..
Çok fazla mayıştığından, çok fazla uyuştuğundan ve artık
“dönüştüğünden”, hiçbir şey yapamayacak!..
Uzun lâfın kısası;
“Gay”leriniz hayırlı olsun “Müslüman(!) Bay”lar!!!
--------
Emekli Paşalar sussun, binbaşılar bağırsın öyle mi!
Ne deniliyordu TSK’nın yönetmelik değişikliğinde: “Kendisine
özel bir görev verilmediği halde görevi ve sıfatı icabı
muvazzaflık yaptığı dönemde bulunduğu görev ve görev yerleri
hakkında beyanat veren, yazı yazan veya sair surette açıklamada
bulunan, astlık-üstlük münasebetlerini zedelemeye, amir veya
komutanlara karşı güven hissini yok etmeye yönelik olarak açıkça
aşağılayıcı söz ve davranışta bulundukları çeşitli komutanlık ve
resmi kaynaklardan intikal eden bilgi ve belgelerden tespit
edilenlerin orduevleri, askeri gazinolar ve diğer askeri sosyal
tesislere girişleri, Genelkurmay Başkanlığı’nca geçici veya
sürekli olarak yasaklanabilir.”
Peki, dün Adana/Kozan’da yaşanan olaya ne demeli... Kozan
Garnizon Komutanı Binbaşı Hüseyin Çopur kalkıp; “kompozisyon”
yarışmasında “birinci” olduğu için “kürsü”ye çıkan Tevhide Kütük
adlı “İHL öğrencisi”ne tahammül edemeyip “İndirin şunu aşağı”
diye bağırıyor!..
Şimdi benim öğrenmek istediğim şu: İleri-geri konuşan “emekli
paşa”lara “sus” genelgesi yayınlayıp “sansür” getiren
Genelkurmay, bu tür “münasebetsizlik”lere de “dur” diyecek mi?..
Emekli paşalar “sussun” da, binbaşılar “bağırsınlar” mı?..
TSK’nın onur ve itibarını “böyle adamlar” mı yükseltecek?..
HASAN KARAKAYA 25 Kasım 2007 Vakit |