|
Diyanet nereye?
"Bu başlık altında daha önce iki yazı yazmıştık. Geçtiğimiz 9
Mayıs’ta çıkan ikinci yazıdan sonra Diyanet, tavzih babında, Başkan
Bardakoğlu’nun NTV’deki bir konuşmasının dökümünü göndermiş ve biz
de ertesi gün bunu okurlarımıza yansıtmıştık.
Başkan o beyanlarında şöyle diyordu:
“Din hizmetlerinde üç temel ayağa
dayanıyoruz. Birincisi, İslâm dininin açık ve doğru bilgisi. İslâmın
kaynakları Kur’ân ve Sünnettir. Biz bu zeminde bunlara dayanarak
bilgi sunarız. İkincisi, Cumhuriyetimizin temel ilkeleri ve
laikliktir. Üçüncüsü modern dünyanın geldiği nokta, birikimleri,
ihtiyaçları ve beklentileridir.” (Yeni Asya, 10.5.06)
Bizim bu beyanlar için düştüğümüz
kayıt ise şu olmuştu “Bu ifadelere kimsenin bir itirazı olamaz.
Ama Atatürkçülükle ilgili itirazımız baki...”
Zira Başkan Bar-dakoğlu,
eleştirdiğimiz sözlerinde Cumhuriyetçiliğin temel ilkeleri ve
laikliğin yanına Atatürkçülüğü de ilâve ediyordu.
Din hizmetlerinde Atatürkçülüğü
belirleyici bir kriter ve dayanak olarak nitelemenin mantığını hâlâ
kavrayabilmiş değiliz.
Ama son günlerde Bardakoğlu, aynı
çerçevede yeni beyanlarda bulundu. “Camide Atatürk, okulda din
vurgusuna daha fazla ağırlık verilmeli. Camide Gazi M. Kemal
Atatürk’ten söz etmek bizim din ve dindarlık anlayışımıza aykırı
değildir” gibi sözler söyledi.
Peki, camide daha fazla Atatürk
vurgusu yapmanın izahı, mantığı ve gerekçesi ne?
Eğer Cuma hutbelerinde Osmanlı
sultanlarının isimleri anılıp onlara dua edilmesi örnek alınıyor ve
Atatürk’ün de devlet kurucusu olarak onlar gibi görülmesi
isteniyorsa...
Arada çok önemli ve ciddî farklar
var.
Bir defa, Osmanlı sultanları dinle
devletin iç içe olduğu bir sistemin hükümdarlarıydı ve Yavuz’dan
itibaren de halife ünvanını taşımışlardı. Ama Atatürk bu sistemi
ilga etti ve laiklik adına dinin devletle alâkasını kesti.
İkincisi, Osmanlı sultanlarının dinle
olan sıcak ve yakın ilgisinin müşahhas tezahürlerinden biri,
adlarına inşa edilen selâtin camileri. Süleymaniye, Fatih, Selimiye,
Sultanahmet, Yavuz Selim, Beyazıt en bilinen örnekler.
Peki, Atatürk adını taşıyan bir cami
var mı? Anıtkabir’in karşı tepesine inşa edilen camiye dahi niye
Atatürk’ün adı verilemedi?
Zira bu, Atatürk ve onun adına
uygulanan jakoben laiklik anlayışı ile bağdaştırılamadı.
Ayrıca Atatürk’ün devrimler
sonrasında camiye adım attığına dair bir kayıt da yok.
Atatürk’ün hayat tarzının dinî
ölçülere uygun olduğunu söylemek de mümkün değil.
Hal böyle iken, “İlle de camilerde
Atatürk vurgusu yapılsın” diye üstelemenin izahı ne?
Bu çerçevede, millî günlere rastlayan
Cuma hutbelerinde ve hattâ kandil gecelerinde dayatılan Atatürk’e de
dua ettirme uygulaması ise tam bir garabet. Oysa dua, içten gelerek
yapılan bir yakarış. Dayatma ile dua olmaz. Hani Allah’la kul
arasına kimse giremezdi? Dualara devlet zoruyla Atatürk’ü sokarak
kendinizle çelişmiş olmuyor musunuz?
İşin hazin ve düşündürücü bir tarafı
ise, bu dayatmada Diyanet’in kullanılıyor olması...
Kazım GÜLEÇYÜZ 18.08.2006 Yeni Asya
E-Posta:
irtibat@yeniasya.com.tr |