|
Ben mi yanılıyorum?
İkilemdeyim. Aynı dersleri
gören arkadaşlarla farklıyım. Ben mi yanlışım, onlar mı? Hep bunu
düşünüyorum. Tahsilli, ilim ehli... Yol gösterici, akıl vericiler.
Kur’an’ı bilen, hadis-i şerif’e vâkıflar. Yorum farklarımız neden?
Bazen dilim tutuluyor da “olur mu?” diyorum. Ama oluyor.
Tağutu anlamada anlaşamıyoruz. Herkes aynı
şeyi söylüyor fakat tatbikat farklılıkları var. Hüküm açık,
“Andolsun ki her kavme Allah’a
ibadet edin, tağuta kulluk etmekten kaçının diye bir peygamber gönderdik” (Nahl-36)
Bu bir emirdir. Müslümanın bunun arkasında olması gereklidir. Tağutla yolunu ayırması, onu ortadan kaldırması için mücadele etmesi lazımdır.
Lügatlerde, kavramların açıklanmasında, tağut
şöyle tarif edilir:
Allah’ın koyduğu ölçüleri değiştiren, insanı ibadetten alıkoyan, Allah ve Resulünün emirlerine mani
olan her
şey, cin,
şeytan, kadın, para, nefis, Allah’tan başka hüküm koyucular, âdetler, alışkanlıklar, ideolojilerin her biri tağuttur.
Allah'ın; “Allah hüküm koymada kendisine ortak
kabul etmez” (Kehf-26), “Hüküm vermek yalnız Allah’a aittir.” (Yusuf 4)
hükmü gayet açıktır. Aslında yorumu da yoktur. Ama arkadaşların, "Biz bu tağutun içinde kendimizi bulduk. Eğer sistemlerin bize sunduğu imkânlardan istifade etmezsek, daha kötü
oluruz. Bugünleri de ararız. Yani, Ebu Cehil'in
şiddetine karşılık, Ebu Süfyan'ın daha çok müsamahalı oluşu gibi..."
Yanlış aynı yanlıştır. Hedef Allah’a karşı mücadeledir. Müsamahalı görüş daha tehlikelidir. Çünkü ‘namaz kılmanıza karışmayız, hacca gitmenize karışmayız, evdeki ibadetine karışmayız. Siz de bize karışmayın. Kamusal alanda başörtüsü takamazsın, Cuma namazlarına memursan gidemezsin, hutbenizde,
sistemimi müdafaa edeceksin.
İmamlar, hatipler, vaazlar dinin sadece
ahlaki tarafını anlatacak,
İslâmi kaideleri söyleyemezsiniz, Allah’ın hükmünden hiç ama hiç bahsedemezsin. Bu
şartlar içinde beraber olabiliriz. Siz de
bizimle olabilirsiniz. Parti kurabilir, milletvekili, bakan ve de başbakan olabilirsiniz.’ diyorlar..
Allah: “Bakmaz mısın
şu kendilerine okuyup yazmadan biraz nasip
verilmiş olanlara! Putlara, tağuta inanıyorlar da Allah’a inanmayanlar için
‘Bunların yolu müminlerden yolca daha doğru’ diyorlar.” (Nisa–51)
Yaşadığımız hal bu değil mi? Allah’ın hükmünün önüne tağut geçirmek değil mi? Bu sistemlerde müslüman kendini
bulabiliyor mu, haksızlıklar altında inlemiyorlar mı?
Biz inancımızı kaybettik de Allah’ın hükmünün dışında bir hüküm mü arıyoruz? Allah: “Bakamaz mısın
şunlara hem sana indirilene hem de senden
önce indirilene iman ettiklerini söyleyip gezenlere ki, o tağutun, o azgın
şeytanın önünde gezenlere ki, o tağutun, o azgın
şeytanın önünde muhakeme olmak istiyorlar.
Hâlbuki onu tanımamakla emrolunmuşlardı. O
şeytan da onları bir daha dönmeyecekleri kadar uzak bir
sapıklığa düşürmek istiyor.” (Nisa, 60)
Korkuyorum, kendimden korkuyorum.
Ehli ilimden korkuyorum. Allah’ın emrinin dışına yönelenlerden, ‘ideolojik sistemlerden
faydalanalım’ diyenlerden korkuyorum.
Allah'ın; “Ya elleri ile yaptıkları yüzünden başlarına bir musibet geldiği zaman hallerine ne olacak? Sonra gelmişler sana. ‘Billahi muradımız sırf iyilik yapmak. Arabulmaktan ibarettir’
diye yemin ediyorlar.” (Nisa, 62)
Buyurduğu iyilik ve arabulma, ancak Allah’ın sınırları içindedir.
İnsan kendisini, nefsini,
şeytanını, menfaatini ortaya koyarak doğruya varamaz.
Onların, müsamaha gösterirken, kendi kurallarını sana uygulattığının, taviz vermediğinin farkında mısınız?
Makam, mevki verilir, umum müdür,
müdür, bakan yapılır, önüne bir yöntem konulur. ‘Bunu tatbik
edeceksin’ diyenlere karşı nasıl mücadele edeceksin?
Ulusçuluk ve milliyetçiliği, inancın önüne koyarak, ‘önce millet, sonra din’
diyerek mi, mücadele edeceksiniz?
İdeolojilerini demokrasi kılıfına sokacaksın, hedefin demokrasi olacak,
sonra da dinî mücadele yapacaksın, öyle mi?
Mücadele, kavramları karıştırmadan, sadece Allah ve
Resulü'nün yöntemi ile yapılır.
Başka bir yol bilmiyorum.
Bilenlerden, bildim diyenlerden de, kendimden de korkuyorum.
Bu endişe ile ikilemde kalıyorum.
Duran KÖMÜRCÜ 28 Mayıs
2007 Vakit |