|
Bağdat avcısı ve embeddedler
Irak’ın üzerine demokrasi balonlarının içinde
misket bombaları indirilirken, İsa elbisesi altında caniler,
Irak çarşılarında tanklarla milletin üzerine ölüm saçarken
koalisyon güçlerinin tankları üstünde top namlusunun yıktığı
yeri gören ve dünyaya askerlerin gözüyle savaşı gösteren
gazetecilere “Embedded” gazeteci diyerek saldırılmıştı.
O gazeteci de kendini savunurken “Onlarla
beraberdim ama onlardan değildim” demişti.
Ormanları talan eden baltanın sapı da “Bu keskin
demirleyim ama demir değilim” dese ormanlar ona ağlar.
“Amerika’da ekonomi öğrendim ama ben orada
Besmelesiz su içmedim” diyen sağcıyla “Ben de viskilerini
bitirerek Amerikalılara zarar verdim. Onlarla oldum ama onlardan
olmadım” diyen solcu, her ikisi de onların öğrettiği ekonomiyi
uygulayarak anamızı ağlattıklarını gördüğümüzde biz de onlara
ağlıyoruz.
“…İnsanlardan korkmayın Ben’den korkun. Azıcık
para karşılığında ayetlerimi satmayın. Kim Allah’ın indirdiğiyle
hükmetmezse işte onlar kâfirlerin ta kendileridir.” (Maide 44)
ayetini okuyalıdan beri dünyanın hiçbir ordusunun silahlarının
korkusu yüreğime girmedi.
Yaşadığımız hayat da ayeti doğruladı. Kendilerini
bu kadar güçlü göstermelerine rağmen, güçlü görüntülerini
dünyaya duyurmak için milyarca dolarlar harcamalarına rağmen her
dinden ve her ırktan insanlar, yapılan devlet soygununa,
katliamına, yalanına, talanına, seri katiller ordusuna karşı
seslerini yükseltebiliyorlar.
Benim endişelendiğim şey, sesi fazla çıkanların
sesini kısmak için yapılan oyunları yutmalarıdır.
1940’lı yıllarda hoca efendinin biri Ankara’ya
gider. Hepsi tanıdığı olan Diyanet İşlerindeki arkadaşlarına
yaptıkları işlerin dine uygun olmadığını sert bir dille anlatır.
Tenkitleri dinleyen Başkan, “Hocam, zamanın
birinde horozu çok seven padişahın köşkünün önü horozlarla
dolunca, horoz sesinden rahatsız olan padişah, buna bir çare
bulmalarını ister. Düşünürler taşınırlar, biri bir çare bulur.
Her hafta horozların arkası zeytinyağına batırılacak. Arkası
yağlanan horoz hava kaçırdığı için ötemeyecek. Denenmiş ve
başarılı olmuş. Hocam, bu gün ayın otuzu. Ayın birinde hepimiz
yağlanacağız. Sen buradan hemen çık ve ilçene git. Yoksa seni de
yağlarlarsa doğruyu söyleyecek kimse kalmaz” der ve gönderir.
“Ben davet edilseydim gitmezdim” demeyin. Öyle
diyenleri ve başından aşağı yağ dökülünce koşarak gidip de geri
gelmeyenleri çok gördük.
Silahları gözünüzde büyütmeyin. Yüz milyonlarca
dolar değerinde tankın içinde, yıktığı evlerin üzerinden
cesetleri çiğneyerek giderken, beş yüz dolarlık uzun namlulu bir
silahla Bağdat Avcısının avı olmak da varmış. Bu görüntüleri,
bütün dünya basını zevkle, keyifle, içindeki hıncını tatmin
ediyormuşçasına verdi.
Gerçi ölenlerin içinde kendinin Bağdat’ta
olduğunu bilmeyenler varmış. Ülkesinde bir metrekarelik toprağı
olmayan Amerika’yı korumak için oraya para karşılığında gelenler
varmış. Ölünce bir metrekarelik toprak verilecek diye sevinen
zavallılarmış ama seri katiller ordusunun arasında dolaşırlarken
öldürüldüler.
Son günlerde Türkiye’deki seri katiller hakkında
halkın ne düşündüğünü düşünün. Düşünmenize gerek yok, seri
katillerden birinin babası “Asın oğlumu” dedi. Türkiye’deki seri
katiller yedi kişi öldürmüşlerdi.
Amerikalı seri katiller iki senede yüz binin
üzerinde Müslüman öldürdüler.
Bazı televizyonların bu görüntüleri verirken
Bağdat Avcısı için kullandıkları kötü kelimelere takılmayın.
Amerikalı seri katilin avlarının yere serilişini
uzunca evire çevire vermesi önemli. Haberi hazırlayanın içini
dışa veriyor.
Bağdat Avcısının dağıttığı cd’yi ben
www.velfecr.com dan
izledim.
Yazdığı günlüğü okudum ve dinledim. Doğma büyüme
Arap olduğu kesin. Lise mezunu veya tıp, mühendislik gibi teknik
okul mezunu biri olsaydı o kadar düzgün, imla kurallarına uygun
yazamazdı.
Eğer teknik okuldan mezunsa, Arap dili ve
edebiyatı üzerine özel ders aldığı kesin.
BAĞDAT AVCISININ MEKTUBU
Kapıdan içeri giriyor, silahını ve mermilerini
masanın üzerine bırakıyor, öldürdüğü adam sayısına göre
duvardaki listeye çizik atıyor ve masanın başına oturuyor.
Kalemi eline alıyor, önce Bismillahirrahmanirrahim yazıyor ve
şöyle devam ediyor:
“Alemlerin Rabbi olan Allaha hamdolsun, Allahın
Rasülüne salatü selam olsun. Ey İslam ümmeti! Dün Müslüman
ecdadının fethettiği yerleri bu gün Yahudi ve Haçlıların
ayaklarının kirlettiğini gören gözler nasıl kapanır da uyur. Ey
İslam ümmeti, senin çocukların olan bizim kardeşlerimiz, Ebu
Gureyb’de, Guantanamo’da, Afganistan’da ve Filistin’de işgal
hapishanelerinde işkence altında yatarken biz, nasıl yemek
yiyebilir, nasıl içebilir, nasıl uyuyabiliriz.
Yarın Rabbimiz bizi hesaba çektiğinde ne
yapacağız? Düşman, yurdumuza girdiğinde ne yaptık?
Mescitlerimizi yerle bir ettiğinde ne yaptık? Namuslarımızı
kirlettiğinde ne yaptık? Kur’anımıza karşı kötülük yaptıklarında
ne yaptık? Kıyamet gününde bizden davacı olacak olan yetimler
önünde biz, kendimizi nasıl savunacağız? Allah’ın yeryüzünde
tatbik edilmesiyle emrolunduğumuz şeriatından hesaba çektiğinde
ne cevap vereceğiz?
Kur’an’ın şu ayetini okuyup da sarsmadığı kişiye
şaşarım: “Eğer birlikte harbe katılmazsanız, sizi acıklı bir
azapla cezalandırır ve sizin yerinize bir başka toplumu getirir.
Ona hiçbir şeyle zarar veremezsiniz. Allah her şeye gücü
yetendir.” (Tevbe 39. ayetin yerini ben
yazıverdim)
Ey İslam gençliği! Cennetin kapılarına gelin.
Ben, her gün silahımla kafirlerden birini öldürmek için evimden
çıktığımda ülkemin sokaklarında o kapıyı görüyorum.”
Terceme, aslı kadar güzel değil. Onu da benim
eksikliğime veriniz.
Mahmut Toptaş 2 Kasım 2006 Milli Gazete
|