| |
Ah Gregory ah!
Türkiye'de 1927 yılında kullanılmaya başlanan Gregoryen Takvimine,
Hz. İsa'nın doğumunu (Milad) başlangıç olarak aldığı için bu takvime
“Miladi Takvim” adı verildi.
Osmanlı’da önce Hicri Takvim, sonra da 1 Mart'ı yılbaşı kabul eden
Mali Takvim kullanıldı. Cumhuriyet sonrası mali 26 Kânunıevvel
1341'de (26 Aralık 1925) kabul edilen "Takvimde Tarih Mebdeinin
Değiştirilmesi Hakkında Kanun" ve "Günün Yirmidört Saate Taksimi
Hakkında Kanun" adlı iki ayrı kanun çıkarılarak 1 Ocak 1926'dan
başlayarak Gregoryen Takvim benimsendi. Yılbaşını 1 Ocak olarak alan
bu takvimin yanı sıra günü 12 saat gündüz ve 12 saat gece
dilimlerine ayıran saat sistemi yerine 24 saatlik gün kabul edildi.
“365.2425 gün hesabı ile hazırlanan bu takvimde, yılda yaklaşık 365
gün 6 saat alınmak suretiyte, kalan 6 saatlik fark, dört yılda bir
24 saate çevrilerek bu süre, normal şartlarda 28 gün süren Şubat
ayına ilâve ediliyordu. Böylece 4 yılda bir Şubat ayının 29 gün
sürdüğü kabul edilmiş oluyordu.. Buna ‘artık yıl’ ismi veriliyordu.”
Esasen dört yılda bir gün eklemekle bu takvim yine kesin bir şekilde
düzeltilmiş olmuyordu, bu hesaplamaya göre arada yine 1000 yılda 7.5
günlük bir fark oluşuyordu.. Bu takvim, 1500 yıl kullanıldıktan
sonra, güneş yılından 10 gün geri kaldığı anlaşılmıştır. Tarih, 21
Mart olması gerekirken eldeki takvimde 11 Mart görülmekteydi. Papa
XIII. Gregorius'un 1582 yılında Jülyen Takviminde görülen
düzensizliğin giderilmesi amacıyla toplanan Ruhâni meclis, her 400
yılda 3 artık yılın atılarak bu farkın giderilmesini sağladı. Buna
göre 400’ün katları 1600, 2000, 2400 yılları artık yıl olarak
düşünülemez. İznik Konsülünün toplanmasından, 1582 yılına kadar ki
fark olan 1257 yılda bu farkın on güne ulaştığı anlaşılmış, o günkü
takvim gününe on gün eklenmiştir. Böylece Roma'da 4 Ekim 1582
Perşembe gününü doğrudan doğruya I5 Ekim Cuma gününe bağlama kararı
alınmıştır. Bu sayede hafta içinde günlerin sırası da değişmemiş
oluyordu. İşte bu değişme ve toplantıyı düzenleyen Papa’nın ismine
atfen, bu takvime Gregorien (milâdî) Takvimi denir. Gregorien
Takvimi Fransa'da 1582 yılında kabul edilerek, 9 Aralık 1582'den
hemen 20 Aralık’a geçilmiştir. İngiltere 1752 yılının 3 Eylül günü
kabul ettiği bu takvimle doğrudan 14 Eylül gününe geçmiştir.
Milâdî yılı Hicrî yıla çevirmek için, Milâdî tarihten 622 sayısı
çıkarılır; kalan sayı 33'e bölünür; çıkan sonuç kalan sayıya
eklenir: Hicri yıl= (Milâdi yıl-622) x 31. Hicri yılı Milâdi yıla
çevirmek için ise: Miladi yıl= Hicri yılı x 33 + 622
İslâm’da, yıllık ibadetler Ay’a, günlük ibadetler Güneş’e göre
yapılır..
Takvim Şemsi ve Kameri diye iki tür ayrılır. Biri Güneş, ötekisi
Ay’a göre hesaplanır..
Kamerî Aylar Muharrem, Sefer, Rebiyulevvel, Rebiyulahir,
Cemaziyulevvel, Cemaziyulahir, Recep, Şaban, Ramazan, Sevval,
Zilkaade, Zilhicce. 1 Ocak 1926'dan itibaren senenin ayları şu
isimleri aldı: Ocak, Şubat, Mart, Nisan, Mayıs,
Haziran, Temmuz, Ağustos, Eylül, Ekim, Kasım, Aralık. (Siyah
yazılanlar Hıristiyan dünyasından alınma) Yahudilerin ay isimleri
ise şöyle: Nisan, İjar, Sivan, Tammuz, Av, Elul,
Tişri, Kislev, Heşvan, Tevet, Şebat, Adar. (Siyah yazılanlar,
İbraniceden alınan ay isimleri.)
Romalılar MÖ 758’de 10 aylık takvim uygulamasına başladılar.
İslâm’da haftanın günleri 7, ayların sayısı 12’dir ve ayların süresi
Ay’ın hareketine göre, yılın günleri ise Güneş’in hareketine göre
belirlenir.. İslâm geleneğinde gün batımı ile yeni gün biter, Miladi
takvimde ise gün değişimi gece yarısıdır.. Roma takviminde aylar,
gündüz ve gecenin eşit olduğu, hayatın başlangıç zamanı olarak kabul
edilen Martius (Mart)’tan başlatılıyordu. Bu ilk takvime göre
Aprilis (Nisan), Maius (Mayıs), Junius (Haziran), Quintilis
(Temmuz), Sextilis (Ağustos), September (Eylül), October (Ekim),
November (Kasım) ve December (Aralık) idi. Bu aylar Quintilis'den
(Temmuz), December'a (Aralık) kadar olanlar, 5, 6, 7, 8, 9 ve 10
rakamlarının Roma'lılarca telaffuz ediliş şekliydi. Bu 10 aylık
takvim geride hesaba katılmamış 60 gün bırakıyordu. Bu 60 gün daha
sonra Janarius (Ocak) ve Februarius (Şubat) adlı iki ay daha
eklenerek takvim tamamlandı.
Şimdi şu hikayeye bir bakın: Milâdi Takvim ilk olarak Jülyen
Takvimi, adı ile MÖ 46 yılında Roma'nın kuruluşunun 708.
yıldönümünde, İskenderiye’de yaşayan astronomi bilgini Sosigenes'in
tavsiyesi üzerine Roma İmparatoru Julius Sezar tarafından
yapılmıştır. Bu tarihte ilk yıl 445 güne çıkarılmış ve yılbaşı
Mart’tan Ocak’a alınmıştır. O günki hesaplamalara göre 1 yıl 365 gün
6 saat. Sosigenes her yıldan artan 6 saatlik zamanın 4 yılda bir
takvime eklenmesini öneriyor.. 366 gün eşit parçaya bölünemediği
için 6 ay 30 gün, diğer 6 ay 31 gün olsun. Peki 365 gün çeken
yıllarda aylara göre dağılım nasıl olacak? Sezar pratik adam, 365
gün çeken yıllardan en son aydan bir gün düşelim. Eee, işin müellifi
kendisi olunca bir aya da Julius Sezar’a bir ayın adı veriliyor:
July!. Aslında biz de Ocak’a Atatürk, Şubat’a İnönü, Mart’a Bayar
adı vermeliydik, ama neyse.. Hadi ya bir de Milli Tarih Komisyonu
kurdurup ayın sayısı, günleri bir daha değiştirselerdi ne olurdu?
Sezar yapıyor da bizimkiler niye yapmasın?.. Mesela Mayıs ayı, 19
Mayıs’a gönderme yaparak 41 gün çeksin de diyebilirdi Behçet Kemal
Çağlar mesela, “41 Kere Maşallah”dan kinaye!
Romalılar daha sonra imparatorlarının hatırasına Quintilis (Temmuz)
ayının adını “Bundan sonra bu ayın adı July olsun” dediler... Ondan
sora Augustus tahta çıkınca onun şerefine, “kral öldü yaşasın yeni
kral” diye Sextilis (Ağustos) ayının adı August yapıldı. Ama bu defa
da Sezar'ın ayı 31 gün, Augustus'un ayı ise 30 çekince kralın
yalakaları 29 gün olan Şubat'tan bir gün alarak Ağutos'a
ekleyiverdi. Bilimsel, modern Batı Takviminin nasıl oluştuğuna bakar
mısınız! O gün bugündür Şubat ayı 4 yılda 1, 29 gün, diğer yıllarda
28 gün, Sezar'ın ayı Temmuz ve Augustos'un ayı Ağustos da peş peşe
31 gün çekiyor. Oh my God!
Böylece arkası arkasına gelen iki ay eşitlenmiş oldu.
Kilise ve krallar Miladi Takvim üzerinde o kadar oynadılar ki,
yapılan hesaplamalara göre, Hz. İsa'nın bugün kabul edilen
doğumundan yaklaşık 6 yıl önce doğduğu, 36 yıl yaşayıp Milat’tan
sonra 30 yılında çarmıha gerildiğini iddia etmektedir bazı
Hıristiyan tarikatları..
Laik ve bilimsel takvim diye, devrimle uygulamaya konulan batı
takvimi, başından sonuna, amaç ve yöntem olarak kilisenin ürünüdür..
Osmanlı’da hem Kameri, hem Şemsi, hem Hicri, hem Miladi, hem de
ikisinin karışımı olan ve adına Şemsi Kameri de denilen Rumi Takvim
de vardı.. Yapılan değişiklikle Hicri Takvim uygulamadan kaldırılmak
istendi..
Bugün İslâm dünyasında yaygın olarak Hicri ve Miladi Takvim
kullanılmaktadır. İran ve Libya Takvimleri de başlangıç olarak
farklıdır.. Hicri Takvim, başlangıç olarak Hicret’i almakla
birlikte, takvim başlangıcı olarak Muharrem’i alırken, Libya Takvimi
Peygamberimiz’in vefatını esas alır ve “Min vefatil Resul / Ondan
ayrı kalan günler”i sayar. Çin ve Hind’in takvimi farklıdır. İbrani
Takvimi farklıdır. Dünyadaki bütün takvimler dini bir temele oturur.
Türkiye’de ise laiklik adına Hıristiyan Takvimi esas alınmıştır..
Tıpkı Cumartesi ve Pazar’ın tatil edilip, Cuma’nın pazarlık konusu
yapılması gibi..
Miladi Takvim bir Kilise Takvimidir; kilisenin ve imparatorluğun
ibadet ve işlerine, törenlerine yardımcı olmak üzere kilise
tarafından şekillendirilmiştir..
Kilise Takvimi ile Mesih’in yeryüzünde belirmesinden, hizmeti,
hayatı ve yeniden Kutsal Ruh’un gelişine ve bundan sonraki zamana
yeniden girer ve böylece bütün bu dönem boyunca olan Mesih’in hizmet
ve öğretisine bir düzen içinde bakmış olur bir Hıristiyan.. Bütün
bunları yaparken, kendi teolojisi açısından “Tanrı’nın Eski Ahit
boyunca kendini açıklayışını, emirlerini, vaatlerini ve yasaklarını
bir bütünlük içinde görür ve Yeni Ahit’in öğretisinin Eski Ahit ile
olan bütünlüğüne tekrar ve tekrar tanık olur.” Aslında Hz. İsa
Yahudi Takvimini kullanıyordu, Hıristiyan Takvimi, Eski Ahidi, Yeni
Ahid gözü ile okuma, yorumlama ve tarihsel bir omurgaya oturtma
girişimidir aynı zamanda.
Ah Gregory ah! Bir Rum papazının başımıza açtığı işe bakar mısın!?
Hadi şimdi Grogeryen Takvimle Mekke’nin Fethini, İstanbul’un Fethini
bul bakalım bulabilirsen.. İstanbul’un Fethini her sene kabaklar
çiçek açarken mi kutlayacağız yoksa Ramazan ve Kurban gibi, ayın
hareketine bakıp, Miladi Ocak ayında da kutlayacağımız günler
gelecek mi? Hani Mekke’nin Fethini yılbaşına fikse ettik de, aklıma
geldi işte! Selâm ve dua ile.
ABDURRAHMAN DİLİPAK 1 Ocak 2008 Vakit |
|