Hikmetli Sözler

Her kim kabul edip alırsa Demakrasi adındaki ilmi yunanı, bilsin ki inkâr etmiştir nuru Kur'anı!.. (Mustafa Çelik)

 

"Kerametlerin en büyüğü kötü ahlâkını değiştirmendir." {Sehl b.Abdullah R.a.}

 

"Din ile Devlet ikizdir. Bunlardan birisinin kalkması; diğerinin de kalkması demektir. Kökü olmayan yıkılmaya mahküm olduğu gibi bekçisi olmayan temel de yıkılır, yok olur." {İsmail Hakkı Bursevî Rh.a.}

 

"Bugün İslam adına ortaya çıkmış olan hareketlerle, saadet asrında oluşan hizbullah arasında büyük tezatlar vardır. Bunun sebebi şudur: Bugün İslam coğrafyasında ortaya çıkmış olan birçok İslamî grubun zaafiyet ve sapıklığı devletleşme devrelerinin bulunmamasından ileri gelmektedir. Bazıları tevhidden bahsediyorlar, ama devlet ve hilâfet noktasında susmayı tercih ediyorlar, öte yandan içerisinde  yaşadıkları müşriki devletin yıkılmasından, tağutlaşan idarecilerin, kralların ümmetin idaresinden uzaklaştırılmalarından hiç bahsetmiyorlar. Dolayısıyla çalışma programlarına devletleşme devresini alamayan bu grublar, Tağutların ve Kralların hakimiyeti altında cahiliyye devletine katkıda bulunmaya, cahiliyye devletinin istek ve arzularına ortak olmaya çalışan ruhsuz ve huysuz bir neslin ortaya çıkmasına vesile olmuşlardır. Bu münasebetle diyoruz ki; devletleşme devresi olmayan hareketler, Tağuti düzen için güvenlik sibobu olmaktan öteye geçemezler. {Mustafa Çelik}

 
 

655 bin kişiyi kim öldürdü?

Fransız parlamentosu bugün "soykırımı inkar" yasasını oylayacak. Büyük ihtimalle de kabul edecek. "Soykırım politikaları" çok etkin bir dış politika aracı. Sadece Fransa değil, bir çok Avrupa ülkesi ve ABD, yıllardır Türkiye'ye karşı bu "dış politika aracı"nı kullanıyor. Türkiye, ABD'deki Yahudi lobisine bu amaçla yıllardır para akıtıyor. Bu yönüyle soykırım tartışması aynı zamanda oldukça kar getirici bir sektör.

Ermeni soykırımına karşı Türkiye'nin Cezayir'de yaşanan vahşetten medet umması bir başka tutarsızlık. Bir kere Cezayir'in bağımsızlık oylamasında Türkiye Fransa'nın yanında oy kullandı. Milyonların hayatını verdiği özgürlük mücadelesi sonunda elde edilen bağımsızlığa karşı çıktı. Şimdi bunu kendisi için kullanıyor. Türkiye başkasının yaşadığı trajediyi kendini savunmak için kullanabiliyorsa, Fransa'ya da bu hakkı vermiş olmuyor mu?

Amacım Ermeni soykırımını tartışmak değil. Herkes tartışıyor ve söylenmedik hiçbir şey kalmadı. Ben çok daha güncel, günümüzde, gözlerimizin önünde yüz binlerin nasıl heba olup gittiğini bir kez daha hatırlatmak istiyorum. Soykırım tartışmasını ağızlarından düşürmeyenlerin, yanı başımızda yüz binlerin ölümüne neden ses çıkarmadıklarını sorgulamak istiyorum. Konu insansa, insanın merkeze alınmasıysa neden her gün izlediğimiz kıyıma karşı seslerini yükseltmiyorlar? Yoksa mesele, insan nesline duyulan saygı değil, belli merkez güçlerin bölgesel politikalarına destek vermek mi? Yaşanan trajedilerin istismarı mı?

Sözünü ettiğim ABD'nin Kızılderili katliamı değil. İspanyolların Latin Amerika'da uyguladıkları soykırım da değil. Balkan savaşlarında Anadolu'ya kaçarken hayatlarını kaybeden yüz binler değil. Kafkaslar'dan Andolu'ya kaçmaya çalışırken ölen, öldürülen topluluklar değil..

Irak'ın işgal edildiği Mart 2003 yılından bu yana kaç kişi hayatını kaybetti? Dünkü Washington Post gazetesi hepimizi şok etmesi gereken bir raporu tartıştı. Irak'ta işgalden bu yana hayatını kaybedenlerin sayısının yaklaşık 655 bin olduğunu ortaya koyan bir raporu. Tüyler ürpertici bir sonuç değil mi! Yüz binlerden söz ediliyor, binlerden değil!

20 Mayıs-10 Temmuz arası, Irak genelinde ev ev araştırma yapıldı. Proje, Massachusets Teknoloji Enstitüsü'ne bağlı Uluslararası Çalışmalar Merkezi tarafından finanse edildi. John Hopkins Üniversitesi Kamu Sağlığı Bölümü mensupları ile Iraklı görevliler tarafından yapılan çalışma bir rapor olarak yayınlandı.

2004'te, işgalden 18 ay önce yayınladığı ve Irak'ta 100 bin kişinin hayatını kaybettiğini açıklayan İngiliz tıp dergisi Lancet'in yayınladığı yeni rapor elbette büyük tartışmalara neden olacak. Ortaya çıkan rakam ABD Başkanı George Bush'un verdiği 30 bin rakamının yirmi katı. İngiltere merkezli Iraq Body Count adlı kuruluşun verdiği 50 bin rakamının on katı. Haziran sonu itibariyle ülkede ölüm oranı binde 13,3 olmuş. İşgalden önce bu oran binde 5,5'ti.

Bir önceki raporu çok tartışıldi Lancet'in, spekülatif bulundu. Yeni rapor da tartışılıyor. Washington Post gazetesinin görüşlerine başvurduğu uzmanlar, çalışmayı son derece gerçekçi buluyor. Colombiya Ünivirsitesi'nden Ronald Waldman rapor için "en iyi çalışma" olarak söz ederken Human Right Watch yetkilisi, sonucun sorgulanacak bir yanı olmadığını söylüyor.

Ölümlerin büyük çoğunluğu silahlı saldırı, intihar bombaları, yol kenarına yerleştirilen bombalar ve araçlarla yapılan saldırılardan kaynaklanmış. Silahlı saldırıda ölenler, toplam ölümlerin yüzde 56'sını oluşturuyor. Sağlık sebeplerinden ölümler de inanılmaz ölçüde artmış. Sadece dün ölenlerin sayısının 196 olduğu göz önünde bulundurulunca, yaşanan dehşet daha iyi anlaşılıyor. Sadece Bağdat'ta, Salı günü 30 patlama oldu. Genelde ABD karargahları hedef alındı.

Yeniden rapora dönelim. Elbette pek inandırıcı bulunmayacak. Çünkü Irak için sağlıklı bilgi kaynağı maalesef yok. Bir yanda işgal ve direniş, diğer yanda iç savaş, adam kaçırmalar, sokaklarda bulunan cesetler, infazlar. Tam anlamıyla bir ölüm kapanı. Ve bunun sorumlusu ABD ve İngiltere. Ölenleri suçlamayı bırakıp gerçek suçlulara bakamaz mıyız?

Lancet'in raporu şimdiye kadarki en yüksek ölüm oranını veriyor. Raporun ABD'Deki Kongre seçimlerinden birkaç hafta önceye denk getirilmesi ilginç. Ceset sayımları ve evlerde yapılan birebir görüşmelerle orta çıkarılan 600 bin civarındaki insan kaybında, ölenlerin büyük çoğunluğunun silahla öldürülmüş olması, işgal güçlerinin doğrudan sorumluluğunu işaret ediyor.

Soykırım elbette teknik bir kavram. Bir ulusu toptan yok etmeye yönelik sistematik bir şiddeti gerekli kılar. Irak'ta böyle bir durum yok tabi. Ama, tartışmaları bir kenara bırakıp, raporu esas alalım. Ne diyeceğiz buna? Ve kimleri suçlayacağız?

Hadi soykırım demeyelim. Bu kitlesel katliam değil mi? Bu, insan ırkına yönelik en ağır cürümlerden biri değil mi? Ne adına? Soykırımdan ne farkı var?

İbrahim Karagül 12 Ekim 2006 Yeni Şafak

 

Aksa Haber

Arapça Haberler

Çeçenistan'dan Haberler 

Hak Söz Haber

 

İktibaslar Arşivi

 

Linkler

SEVDE

Hakk TV

Hak Radyo

Bedir Hac Kervani
Cundullah.com

Gıda Raporu

Vahdet

Gazetem.com

Erenköy

Karatay

Delikan Forum

Ayetler.com

 

Program Arama Motoru:

 

"EY MÜSLÜMANLAR! İslam'ın meselelerini saklamayın, tahrif edip de değiştirmeyin. İslam'ın düşmanlarına yaranmak, yağ çekmek veya talep ve arzularını yerine getirmek, makam ve mevki elde etmeyi, mevcut makam ve maaşı elden kaçırmamayı göz önüne getirerek, taviz verir müsamaha gösterirseniz davayı kaybedersiniz!"

 

"Allah davasını savunanlar hep hakkı tebliğ etmişler, tağutu savunanlar ise hakkı tebliğ edenlere hep işkence edegelmişlerdir!"

 

Ey bu vatan gençleri! Frenkleri taklide çalışmayınız. Âyâ, Avrupa’nın size ettikleri hadsiz zulüm ve adâvetten sonra, hangi akılla onların sefahet ve bâtıl efkârlarına ittibâ edip emniyet ediyorsunuz?
Yok, yok! Sefihâne taklit edenler, ittibâ değil, belki şuursuz olarak onların safına iltihak edip kendi kendinizi ve kardeşlerinizi i’dam ediyorsunuz.
Âgâh olunuz ki, siz ahlâksızcasına ittibâ ettikçe, hamiyet dâvâsında yalancılık ediyorsunuz. Çünkü şu surette ittibâınız, milliyetinize karşı bir istihfaftır ve millete bir istihzâdır.» (Saidi Nursî, Lem’alar sh: 120)

Sevdalist

Ayvent.Net Kaliteli Siteler Listesi

İLAHİ MESAJ" LİNK BANKASI"

 

 

Copyright ©  Muhacir  2003 Almanya         (Yenileme Tarihi:06 Mayıs 2006 )