|
655 bin
kişiyi kim öldürdü?
Fransız
parlamentosu bugün "soykırımı inkar" yasasını oylayacak. Büyük
ihtimalle de kabul edecek. "Soykırım politikaları" çok etkin bir dış
politika aracı. Sadece Fransa değil, bir çok Avrupa ülkesi ve ABD,
yıllardır Türkiye'ye karşı bu "dış politika aracı"nı kullanıyor.
Türkiye, ABD'deki Yahudi lobisine bu amaçla yıllardır para akıtıyor.
Bu yönüyle soykırım tartışması aynı zamanda oldukça kar getirici bir
sektör.
Ermeni soykırımına karşı
Türkiye'nin Cezayir'de yaşanan vahşetten medet umması bir başka
tutarsızlık. Bir kere Cezayir'in bağımsızlık oylamasında Türkiye
Fransa'nın yanında oy kullandı. Milyonların hayatını verdiği
özgürlük mücadelesi sonunda elde edilen bağımsızlığa karşı çıktı.
Şimdi bunu kendisi için kullanıyor. Türkiye başkasının yaşadığı
trajediyi kendini savunmak için kullanabiliyorsa, Fransa'ya da bu
hakkı vermiş olmuyor mu?
Amacım Ermeni soykırımını
tartışmak değil. Herkes tartışıyor ve söylenmedik hiçbir şey
kalmadı. Ben çok daha güncel, günümüzde, gözlerimizin önünde yüz
binlerin nasıl heba olup gittiğini bir kez daha hatırlatmak
istiyorum. Soykırım tartışmasını ağızlarından düşürmeyenlerin, yanı
başımızda yüz binlerin ölümüne neden ses çıkarmadıklarını sorgulamak
istiyorum. Konu insansa, insanın merkeze alınmasıysa neden her gün
izlediğimiz kıyıma karşı seslerini yükseltmiyorlar? Yoksa mesele,
insan nesline duyulan saygı değil, belli merkez güçlerin bölgesel
politikalarına destek vermek mi? Yaşanan trajedilerin istismarı mı?
Sözünü ettiğim ABD'nin Kızılderili
katliamı değil. İspanyolların Latin Amerika'da uyguladıkları
soykırım da değil. Balkan savaşlarında Anadolu'ya kaçarken
hayatlarını kaybeden yüz binler değil. Kafkaslar'dan Andolu'ya
kaçmaya çalışırken ölen, öldürülen topluluklar değil..
Irak'ın işgal edildiği Mart 2003
yılından bu yana kaç kişi hayatını kaybetti? Dünkü Washington Post
gazetesi hepimizi şok etmesi gereken bir raporu tartıştı. Irak'ta
işgalden bu yana hayatını kaybedenlerin sayısının yaklaşık 655 bin
olduğunu ortaya koyan bir raporu. Tüyler ürpertici bir sonuç değil
mi! Yüz binlerden söz ediliyor, binlerden değil!
20 Mayıs-10 Temmuz arası, Irak
genelinde ev ev araştırma yapıldı. Proje, Massachusets Teknoloji
Enstitüsü'ne bağlı Uluslararası Çalışmalar Merkezi tarafından
finanse edildi. John Hopkins Üniversitesi Kamu Sağlığı Bölümü
mensupları ile Iraklı görevliler tarafından yapılan çalışma bir
rapor olarak yayınlandı.
2004'te, işgalden 18 ay önce
yayınladığı ve Irak'ta 100 bin kişinin hayatını kaybettiğini
açıklayan İngiliz tıp dergisi
Lancet'in
yayınladığı yeni rapor elbette büyük tartışmalara neden olacak.
Ortaya çıkan rakam ABD Başkanı George Bush'un verdiği 30 bin
rakamının yirmi katı. İngiltere merkezli Iraq Body Count adlı
kuruluşun verdiği 50 bin rakamının on katı. Haziran sonu itibariyle
ülkede ölüm oranı binde 13,3 olmuş. İşgalden önce bu oran binde
5,5'ti.
Bir önceki raporu çok tartışıldi
Lancet'in,
spekülatif bulundu. Yeni rapor da tartışılıyor. Washington Post
gazetesinin görüşlerine başvurduğu uzmanlar, çalışmayı son derece
gerçekçi buluyor. Colombiya Ünivirsitesi'nden Ronald Waldman rapor
için "en iyi çalışma" olarak söz ederken Human Right Watch
yetkilisi, sonucun sorgulanacak bir yanı olmadığını söylüyor.
Ölümlerin büyük çoğunluğu silahlı
saldırı, intihar bombaları, yol kenarına yerleştirilen bombalar ve
araçlarla yapılan saldırılardan kaynaklanmış. Silahlı saldırıda
ölenler, toplam ölümlerin yüzde 56'sını oluşturuyor. Sağlık
sebeplerinden ölümler de inanılmaz ölçüde artmış. Sadece dün
ölenlerin sayısının 196 olduğu göz önünde bulundurulunca, yaşanan
dehşet daha iyi anlaşılıyor. Sadece Bağdat'ta, Salı günü 30 patlama
oldu. Genelde ABD karargahları hedef alındı.
Yeniden rapora dönelim. Elbette
pek inandırıcı bulunmayacak. Çünkü Irak için sağlıklı bilgi kaynağı
maalesef yok. Bir yanda işgal ve direniş, diğer yanda iç savaş, adam
kaçırmalar, sokaklarda bulunan cesetler, infazlar. Tam anlamıyla bir
ölüm kapanı. Ve bunun sorumlusu ABD ve İngiltere. Ölenleri suçlamayı
bırakıp gerçek suçlulara bakamaz mıyız?
Lancet'in raporu şimdiye kadarki
en yüksek ölüm oranını veriyor. Raporun ABD'Deki Kongre
seçimlerinden birkaç hafta önceye denk getirilmesi ilginç. Ceset
sayımları ve evlerde yapılan birebir görüşmelerle orta çıkarılan 600
bin civarındaki insan kaybında, ölenlerin büyük çoğunluğunun silahla
öldürülmüş olması, işgal güçlerinin doğrudan sorumluluğunu işaret
ediyor.
Soykırım elbette teknik bir
kavram. Bir ulusu toptan yok etmeye yönelik sistematik bir şiddeti
gerekli kılar. Irak'ta böyle bir durum yok tabi. Ama, tartışmaları
bir kenara bırakıp, raporu esas alalım. Ne diyeceğiz buna? Ve
kimleri suçlayacağız?
Hadi soykırım demeyelim. Bu
kitlesel katliam değil mi? Bu, insan ırkına yönelik en ağır
cürümlerden biri değil mi? Ne adına? Soykırımdan ne farkı var?
İbrahim Karagül 12 Ekim 2006 Yeni Şafak
ikaragul@yenisafak.com.tr |