|
655
bin kişinin katilini kimler yargılayacak?
Bugün
yapılacak ABD seçimleri için kaç bin Iraklının daha ölmesi
gerekiyor? İnsanlığa karşı işledikleri suçlardan insanlığın
vicdanında mahkum olanlar bir başkasını insanlık suçundan
yargılayabilir mi? Ellerinde yüz binlerce insanın kanı olan bir
cinayet şebekesi, hangi toplumun haklarını savunabilir? Hangi
masumun vicdanını rahatlatabilir? Kötülüğe daha büyük kötülükle,
cinayete daha çok cinayetle, katliama daha acı katliamla,
insanlık suçuna daha çirkin insanlık suçuyla karşılık veren
hangi toplum iflah olur?
Saddam Hüseyin'e idam cezası
verildi. Asılarak öldürülecekmiş. Burada Saddam'ı savunacak değiliz.
Kötülük her zaman kötülüktür. Cezasını bulur, bulmalıdır da. Ama
daha büyük kötülükleri örtmek için toplumların acılarının istismar
edilmesini anlayabilmek, rüzgara kapılmadan gerçekleri görebilmek ve
adalet duygusunu ayakta tutabilmek için bazen zor olanı söylemek
gerekiyor.
Saddam'ın yakalanması da,
yargılama süreci de, idam kararı da ABD'nin Irak'taki durumuna ve iç
politikasının seyrine göre gelişti. Irak'ta zor durumda kaldığı
zaman, iç politikada sıkıştığı zaman bu yöntemleri deneyen Bush
yönetimi, yarınki seçimlerin dışında Irak'ta bu sefer gerçekten çok
kötü durumda ve giderek kaybediyor.
Mesela şu tabloya bakalım: Resmi
açıklamalara göre Irak'ta ölen ABD askeri sayısı 2 bin 790. Bağımsız
kaynaklara göre bu sayı 15 bini aşıyor. Direniş kaynaklarına göre 25
bini aşkın ABD askeri öldü. Arapça haber kaynaklarının verilerine
göre ise sayı 33 bin 693. Özellikle son iki ayda Irak neredeyse
tamamen ABD'nin elinden çıktı. Güneyi Şiiler, Kuzey'i Kürtler, orta
Irak'ı da Sünni direnişçiler kontrol ediyor. ABD'de ise çekilme
takvimi tartışılıyor. Ülke bir daha toparlanamayacak halde bölündü.
Şimdi bölünmenin resmileşmesi bekleniyor.
Saddam için kurulan mahkeme yasal
değil. İşgal güçleri ve kuklaları tarafından yönetiliyor. Slobodan
Miloseviç gibi bir uluslararası mahkemede yargılanmadı. Mahkemeyi
yönetenlerin bazıları şu anki mezhep katliamından sorumlu isimler.
Bazıları ise ölüm mangalarının yöneticileri.
Uluslararası yargı süreci ve
uluslararası hukuk, mesela Cenevre Sözleşmesi uygulanmıyor. Son
derece keyfi bir mahkeme. İntikam duyguları ile bir yargılama
yapılıyor.
Savunma hakkı verilmedi.
Avukatları öldürüldü. Tanıklar tehditle ve cinayetlerle sindirildi.
Avukatlarından Hamis el Ubeydi 21 Ocak 2006'da, Sadun el Cenabi Ekim
2005'te, Abdüzzübeydi Kasım 2005'te öldürüldü. Saddam'ın
savunmasıyla bağlantılı dokuz kişi öldürüldü.
Bağdat sokaklarında ve ülkenin bir
çok bölgesinde kan ırmakları akarken, ülke alev alev yanarken
ellerini kımıldatmayan Iraklı yöneticiler, katliamı daha da artırmak
için bütün çirkinliklerini sergileyenler, yarın kendilerinin de aynı
şekilde yargılanacaklarını düşünmeden adalet dağıtıyorlar! Caniler,
hırsızlar, ırz düşmanları, kitlesel katliamdan sorumlu isimler
adalet dağıtıyor, bir başkasını yargılıyor.
Mahkemedeki iddiaların büyük
çoğunluğu gerçek verilere dayanmıyor. Alabildiğine abartılan
rakamlar birer propaganda malzemesinden başka bir şey değil. Kimseyi
incitmek istemiyorum ama Halepçe katliamı ve idam kararına gerekçe
olan Duceyl katliamından sonra görülecek Enfar Katliamı ile ilgili
rakamlar gerçeği yansıtmıyor. 1986-89 tarihlerinde gerçekleşen Enfal
operasyyonunda 200 bin Kürt'ün öldüğü iddia ediliyor. Ama katliamla
ilgili tarafsız bir araştırma yok. Human Rights Watch'ın iki
uzmanının yaptığı bir araştırma var, o da rakamı 50 bine kadar
düşürüyor. Amnesty, sadece 17 bin kişilik bir isim listesi
belirleyebildi. Düceyl'de Saddam'a suikast yüzünden yapılan
katliamla ilgili iddialar daha o zaman The New York Times gazetesi
tarafından yalanlanmıştı.
Rakamlar çok önemli değil, suç
suçtur. Bir kişi bile olsa. Ama şunu söylemek geliyor insanın
içinden: ABD, İngiltere, müttefikleri ve içerideki kuklaları üç
buçuk yılda aynı yerde 655 bin sivili öldürdü. Medya neden bundan
söz etmiyor? Onlar insan değil mi? Bu suçu işleyenler nasıl başka
suçları yargılayabilir? Bu bir soykırım değil mi?
Karardan sonra ülkede çok keskin
ve kanlı bir iç savaş yaşanacak. Kararın uygulanması zor ama artık
ipler koptu. Şii, Sünni ve Kürtler asla bir arada yaşayamayacakları
gibi, onlarca yıl sürecek çatışmalar izleyeceğiz.
Mayıs 2005'te telaşla Irak'a giden
Donald Rumsfeld, Bağdat havaalanındaki hücresinde, direnişi durdurma
karşılığında Saddam'a ve ailesine güvenlik ve ekonomik destek
taahhüt etti. Reddedilmeseydi bugün mahkeme bile olmayacaktı. Aynı
Rumsfeld'in yıllar önce silah satmak için Bağdat'ta Saddam'la
yaptığı görüşmenin resimlerini hatırlayalım.
Bu bir tiyatro. Masumların
cesetleri üzerinde oynanan bir oyun. Bugün sevinç çığlıkları atanlar
yarın kendilerini sanık sandalyesinde bulacaklar. Saddam'ın kaderini
yaşayacaklar. Bugün sırtını ABD'ye verip sırıtanlar yarın Saddam
gibi yalnız kalacak. Ve bugün on binlerce kurban üzerinden işgal
politikası uygulayanlardan yarın 655 bin insanın hesabı sorulacak.
Saddam da kendini idama götüren suçları ABD ile birlikte işlemişti.
Şimdi ortakları onu yargılıyor. Yarın, ABD'nin bugünkü ortaklarını
yargılayacaklar. Kim mi dersiniz? Birkaç yıl daha bekleyelim,
göreceğiz!
İbrahim Karagül 7 Kasım
2006 Yeni Şafak
ikaragul@yenisafak.com.tr |