Veda Hutbesi... İlk “İnsan Hakları” evrensel beyannamesi

Bugün, Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v.)’in dünyaya teşriflerinin yıldönümü... O, bir “Peygamber”di... O, bir “Elçi” idi... O, bir “Önder”di... O, bir “Komutan”dı... O, bir “İmam”dı...
Ama, tüm bunların yanısıra; “yiyen, içen, uyuyan, acıkan, sevinen, üzülen, oturan, koşan, susan, konuşan, seven, öfkelenen, savaşan...” hasılı kelâm, bir “insan”ın tüm özelliklerini üzerinde taşıyan ve “yaşantısı” ile bizlere ve tüm insanlığa “örnek” olan bir “insan”dı...
Evet, “örnek bir insan”dı...
Her alanda örnek bir insan...
O, GÜZEL’E ÇAĞIRDI
Bugün, O’nun “nübüvvet”inin yıldönümü... O, doğumundan vefatına kadar, “Allah yolu”na çağırdı insanlığı... “Ahlâklı” olmaya, “dürüst” olmaya, “hak ve hakikat”e boyun eğmeye, “adaletli” davranmaya, “zulüm”den kaçınmaya, “helâl” yoldan kazanmaya, “haram”lardan uzak durmaya çağırdı insanlığı...
Yaşadığı sürece, “Haksızlık ve adaletsizlik”lere karşı mücadele etti... İnsanları “kurtuluş”a davet etti... “İmansızlık”tan kurtuluşa, “ahlâksızlık”tan kurtuluşa, “kötülükler”den kurtuluşa...
Buna karşılık;
“İyi”yi, “güzel”i, “doğru”yu ve “helâl”i gösterdi hep...
Son günlerinde bile “insan”ları düşündü, “insan”ları uyardı ve “insan”ları “İslâm”a çağırdı... “Ahlâk dini” olan İslâm’a...
O’NA KULAK VERİLSEYDİ...
O’nun “çağrı”larına uyulsaydı, insanlık böylesine “kan ve gözyaşı”na garkolur muydu?..
Bunca “zulüm” yaşanır mıydı yeryüzünde?..
Hele bakın günümüz dünyasına... Hele bakın “özgürlük şampiyonu” kesilip de, ülkeleri “işgal” eden canavarlara...
Onlar ki;
“İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi” yayınladılar 1948’de!.. Onlar ki, “adalet, barış ve özgürlük” getirme iddiasıyla çıktıkları “yol”ları “kan gölü”ne çevirdiler!..
“Sevinç” değil, “hüzün” getirdiler!..
“Ekmek” değil, “irin” doğradılar çanaklara!..
“Kardeşlik” değil, “düşmanlık” getirdiler yeryüzüne...
Hâlâ da, “kan kusturuyorlar” insanlığa!..
Bir mermi, bir füze, bir bomba ile susturuyorlar çarpan minnacık yürekleri!..
“İnsan hakları” bildirgelerinin yayınlayıcıları, resmen ve alenen “hayvanlık” sergiliyorlar bugün!..
İşte böyle bir ortamda, “Arafat’tan yükselen ses”e öyle bir muhtacız ki... Evet, “Veda Hutbesi”ne yeniden sarılmaya ve O’nu hayatımızda yeniden tatbik etmeye...
Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’e salât ve selâmlar sunarak, “Veda Hutbesi”ni bir kere daha okuyalım ve O’nu yaşayalım istiyorum...
Buyrun, 14 asır sonra hâlâ diriliğini koruyan ve hâlâ örnek bir “İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi” olma özelliğini sürdüren “Veda Hutbesi”ni bir kere daha okuyalım:
VEDA HUTBESİ
Bismillahirrahmanirrahim
Ey insanlar!
Sözümü iyi dinleyiniz! Bilmiyorum, belki bu seneden sonra sizinle burada bir daha buluşamayacağım.
İnsanlar!
Bugünleriniz nasıl mukaddes bir gün ise, bu aylarınız nasıl mukaddes bir ay ise, bu şehriniz (Mekke) nasıl mübarek bir şehir ise, canlarınız, mallarınız, namuslarınız da öyle mukaddestir, her türlü tecavüzden korunmuştur.
Ashabım!
Muhakkak Rabbinize kavuşacaksınız. O da sizi yaptıklarınızdan dolayı sorguya çekecektir. Sakın benden sonra tekrar eski sapıklıklara dönmeyiniz ve birbirinizin boynunu vurmayınız! Bu vasiyetimi, burada bulunanlar bulunmayanlara ulaştırsınlar. Olabilir ki, burada bulunan kimse, bunları daha iyi anlayan birisine ulaştırmış olur.
Ashabım!
Kimin yanında bir emanet varsa, onu hemen sahibine versin. Biliniz ki faizin her çeşidi kaldırılmıştır. Allah böyle hükmetmiştir. İlk kaldırdığım faiz Abdülmuttalib’in oğlu (amcam) Abbas’ın faizidir. Lakin anaparanız size aittir. Ne zulmediniz, ne de zulme uğrayınız.
Ashabım!
Dikkat ediniz! Cahiliyeden kalma bütün âdetler kaldırılmıştır, ayağımın altındadır. Cahiliye devrinde güdülen kan davaları da tamamen kaldırılmıştır. Kaldırdığım ilk kan davası Abdülmuttalib’in torunu İlyas b. Rabia’nın kan davasıdır.
Ey insanlar!
Muhakkak ki, şeytan şu toprağınızda kendisine itaat edilmekten tamamen ümidini kesmiştir. Fakat siz bunun dışında ufak tefek işlerinizde ona uyarsanız, bu da onu memnun edecektir. Dininizi korumak için bunlardan da sakınınız.
Ey insanlar!
Kadınların haklarını gözetmenizi ve bu hususta Allah’tan korkmanızı tavsiye ederim. Siz kadınları, Allah’ın emaneti olarak aldınız ve onların namusunu kendinize Allah’ın emriyle helâl kıldınız. Sizin kadınlar üzerinde haklarınız, kadınların da sizin üzerinizde hakları vardır. Sizin kadınlar üzerindeki haklarınız, yatağınızı hiç kimseye çiğnetmemeleri, hoşlanmadığınız kimseleri izniniz olmadıkça evlerinize almamalarıdır. Eğer gelmesine müsaade etmeyeceğiniz bir kimseyi evinize alırlarsa, Allah, onları yataklarında yalnız bırakmanıza ve daha olmazsa hafifçe dövüp sakındırmanıza izin vermiştir. Kadınların sizin üzerinizdeki hakları ise meşru örf ve âdete göre yiyecek ve giyeceklerini temin etmenizdir.
Ey mü’minler!
Size iki emanet bırakıyorum, onlara sıkıca tutunduğunuz sürece yolunuzu hiç şaşırmazsınız. O emanetler; Allah’ın Kitabı Kur’ân-ı Kerim ve Peygamber’inin (s.a.v.) sünnetidir.
Mü’minler!
Sözümü iyi dinleyiniz ve iyi belleyiniz! Müslüman müslümanın kardeşidir; böylece bütün müslümanlar kardeştir. Hiçbir müslümana kardeşinin kanı da, malı da helâl olmaz. Fakat malını gönül hoşluğu ile vermişse o başkadır.
Ey insanlar!
Cenab-ı Hak her hak sahibine hakkını vermiştir. Her insanın mirastan hissesini ayırmıştır. Bu nedenle mirasçıya vasiyet etmeye lüzum yoktur. Çocuk kimin döşeğinde doğmuşsa ona aittir. Zina eden kimse için mahrumiyet vardır. Babasından başkasına soy iddia eden soysuz yahut efendisinden başkasına kendisini ait gösteren köle, Allah’ın, meleklerinin ve bütün insanların lanetine uğrasın. Cenab-ı Hak, bu gibi insanların ne tevbelerini ne de adalet ve şahitliklerini kabul eder.
Ey insanlar!
Rabbiniz birdir. Babanız da birdir. Hepiniz Adem’in çocuklarısınız; Adem de topraktandır. Arabın Arap olmayana, Arap olmayanın da Araba üstünlüğü olmadığı gibi; kırmızı tenlinin siyah tenliye ve siyah tenlinin de kırmızı tenliye bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takvada, Allah’tan korkmaktadır. Allah yanında en kıymetli olanınız O’ndan en çok korkanınızdır. Azası kesik siyahi bir köle başınıza âmir olarak tayin edilse, sizi Allah’ın Kitabı ile idare ettiği sürece onu dinleyiniz ve itaat ediniz. Suçlu kendi suçundan başkası ile suçlanamaz. Baba, oğlunun suçuyla; oğul da babasının suçuyla suçlanamaz.
Dikkat ediniz! Şu dört şeyi kesinlikle yapmayacaksınız:
Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmayınız!
Allah’ın haram ve dokunulmaz kıldığı canı haksız yere öldürmeyiniz!
Zina etmeyiniz!
Hırsızlık yapmayınız!
İnsanlar “Lâ ilahe illallah” deyinceye kadar onlarla cihad etmekle emrolundum. Onlar bunu söyledikleri zaman kanlarını ve mallarını bana karşı korumuş olurlar. Hesapları ise Allah’a aittir.
Ey insanlar!
Yarın beni sizden soracaklar, ne diyeceksiniz!
Ashab hep birden:
Allah’ın elçiliğini ifa ettiniz, vazifenizi hakkıyla yerine getirdiniz, bize vasiyet ve nasihatta bulundunuz, diye şehadet ederiz dediler. Bunun üzerine Resûl-ü Ekrem Efendimiz (s.a.v.) şehadet parmağını kaldırdı, sonra da topluluğun üzerine çevirip indirdi ve şöyle buyurdu:
“Şahid ol, ya Rab! Şahid ol, ya Rab! Şahid ol, ya Rab!”
.............
O’nu bir kere daha sevgi, rahmet ve hasretle anıyor, Cenab-ı Hakk’tan, “O’nun şefaatine kavuşan” kullardan olmamızı nasip etmesini niyaz ediyorum...

Onlar, daha eşit!

Anayasa, yasalara bağlı kalmak kaydıyla, herkesin “eşit” olduğunu ve hiç kimseye “ayrıcalık” tanınamayacağını söylüyor!..
Peki, sorarım size; bir “imam” dese ki, “Hükümeti protesto için, camiyi kapatıyor, namaz da kıldırmıyorum!”
Ne olur?.. Anında yapışılır yakasına ve hakkında, “yasaları çiğnemek”ten soruşturma açılır!..
Peki, “rektörlerin ayrıcalığı” ne?..
Diyorlar ki;
“Üniversiteleri açmaz, dersleri boykot ederiz!”
Bu, resmen ve alenen 2547 Sayılı Yasa’yı çiğnemek demek!.. Ama, yakalarına yapışan yok!..
Demek oluyor ki, yasalar önünde herkes eşit ama, rektörler daha eşit!!!

Hasan Karakaya 01 Mayis 2004 Vakit