Kendimize dikkat

Müslüman aile büyük bir tehlikenin içindedir. Gözle görülmez, kulakla işitilmez, düşününce hissedilen, fikredince anlaşılan bu tehlike, inanandan imanını söküp atmaya kadar uzanır. İhtilat dediğimiz, kadın-erkek müşterekliği, birbirileri ile haşır-neşir olunma halidir.
Bu yaşayışlar, İslâmi kimliğimizden uzaklaştırmakta, günah sahillerine doğru itmektedir. Fasık sistemlerin yoluna sokmaktadır.
İslâm, kadınlara yaşama hakkını, kurallarını belirtir, sınırlarını tesbit eder. Sınır çizgisini aşanları, fısk ve günah ile korkutur. İslâm dışı sistemlerle teması kontrol etmesini ister.
Çünkü, Allah çizgisinde olmayan bütün sistemler, fısk ve fasıktırlar. İslâm’ı yaşamayanlara mükafaât verir. Dünya nimeti ve lezzetini sunar. Kendisi gibi olunmasını zorunlu kılar. Makam ve mevkilerle kendilerine gelinmesini ister.
İslâmi kırılma ve yozlaşmanın baş sebebi budur.
Müslümanım diyen kaç kişi baskıya dayanabilir?
Müslümanım diyen kaç kişi dengesini muhafaza etme direncini gösterebilir?
Müslümanım diyen kaç kişi, sosyal baskıdan kurtularak inanç kimliğini koruyabilir. Müslümana bugün düşen görev nedir?
Arz Allah’ın arzı, kul Allah’ın kulu. İnanan sadece Allah’a güvenmeli O’na dayanmalıdır. Hesabın, kitabın kendisine ait olduğunu bilmelidir. Hedef İslâm’ı yaşamak ve yaşatmak olmalıdır. İlk vazife de aile reisinindir. Allah’ın; “Ateşi insanlar olan Cehennemden ailenizi koruyunuz” emrine uymalı, Allah Resulü’nün yaşadığı örneklerden hareket etmelidir. Ümmü Seleme anlatır: “Biz Meymune ile beraber iken Ümmü Mektum O’nun yanına girdi. Peygamber Efendimiz:
- Ondan örtünün! buyurdu.
Biz:
- Ya Resulullah o, âmâ değil mi? Bizi görmez dedik de bize:
- Siz ikiniz de mi körsünüz? Siz onu görmüyor musunuz? buyurdu.
Mescitlere devam eden kadınlara da:
- Kadınların en hayırlı mescitleri, evlerinin köşeleridir.
Hz. Aişe anlatıyor: Emeviler devrinde bozulmaya başlayan, sınırlar kırılıp da zorlanmaya başlayınca, validemiz:
“Resulullah kadınların böyle yaptığını görseydi tıpkı İsrailoğullarının kadınlarını camiden uzaklaştırdığı gibi onları camiden uzaklaştırırdı.”
Kadın camiye gider, kadın sosyal hayatın içinde olur, çalışır, cihad eder, Bayram namazlarına gider ama İslâm’ın çizdiği sınırı ihlâl edemez. İhlâl ederse fasık olur. Fitneye girer. Fısk düzenleriyle beraber olur. Şeklen korunsa bile içi fasıklaşır. Fasıkların fitnelerine itibar eder, kendi suçuna payanda arar. Aklı, zamanı kullanır. Rahat olunca da fütursuzlaşır. Fısk alametlerini aşikâre yapar. Sistemin bir parçası olur. Sert esen rüzgârlara göğüs geremeyip teslim olur. Kaybedilmeler hep böyle olmuştur.
Niçin böyle oluyor?
İslâmi yaşayışa dikkat edilmez. Etki tepki hesaba konmaz. Baba ve annenin, Allah ve Resulü’nün emirlerini dikkate almaz. Çünkü evlatlarına güvenirler! Nereye giderse gitsin onların çocuğu iyisini yapar! Ordunun arasına koysanız bozulmazlar! Hep böyle başlar. Allah ve Resulü’nün emirlerini umursamazlar. Müşterek oturmalara devam ederler. Dilin serbest, gözün hainliğe yatkın olduğunu, gözden gönüle akan duyguların bulunduğunu hesaba koymazlar. Peygamberimiz, Efendimiz’in:
“Sakın yabancı kadınların yanına girmeyin” buyurdu da;
Sahabi:
“Kocanın akrabalarına ne dersin ya Resulullah:
“Kocanın akrabaları ölümdür (daha tehlikelidir)” buyruğunun hikmetini hiç düşünmezler.
Şunu bilmek gerekir, Allah’ın emrinde de nehyinde de inananlar için hikmet vardır. Resulünün emirlerinde yaşama örnekleri vardır. Hesabımızı, kitabımızı buna göre yapalım. Hesabımızın Allah’a olduğunu unutmayalım. Dünyada tek kalsan da İslâm’ın emrini yerine getirelim. Çünkü ahirette tek hesaba çekici Allah’tır.
Dışı çınar görünen ailelerin içinde çürümeler vardır. Çünkü düşmanları ile dirsek temasımız vardır. Tepkimiz ve direncimiz yok olmuştur, kurtuluş ve kurtulma ailelerin kendine kalmıştır. Bunu bilelim.

Duran Kömürcü 10 Ocak 2004 Vakit