Afganistan... Özbekistan... Ve inişe geçen ABD

Gazetedeki haberi okuyunca, merhum Mehmed Akif Ersoy ve Neyzen Tevfik arasında geçen konuşma geldi aklıma... Önce haberi vereyim:
Efendim, insanoğlu 100 yıldır uçuyor... İlk “motorlu uçak” da Amerikalı “Wright kardeşler” tarafından yapılmış...
ABD, bu uçuşun “100. yıldönümü”nü kutlamak için, aynı uçağın bire bir “benzerini” yapmış...
Ne var ki;
İlk uçağın Kuzey Carolina’dan kalkışını gerçekleştirsin diye yapılan “kopya” uçak, havaya kalkmak yerine, “çamura” saplanmış!..
Pilot ve uçuş meraklısı olan aktör John Travolta’nın yönettiği törenlere katılan ABD Başkanı Bush da, hayâl kırıklığı yaşamış!..
Hevesi, kursağında kalmış!..
Evet, haber bu!..
YETEER! KES ARTIK!
Haberin, Mehmed Akif-Neyzen Tevfik diyaloğu ile ilgisine gelince...
Efendim;
Bir “veteriner” olan merhum Mehmed Akif’in, aynı zamanda iyi bir “hatip” ve mükemmel bir “şair” olduğu inkâr edilmez bir gerçek...
Meğer, “musıki”ye karşı da son derece ilgi duyarmış merhum... Onun, çok iyi bir “müzik kulağı”na sahip olduğu söylenir...
Günlerden bir gün;
Şairler, yazarlar, müzisyenler, Eminönü’nde, her zaman toplandıkları yerde toplanmışlar...
Neyzen Tevfik, başlamış “ney” çalmaya... Herkes, ney sesine kendini öyle bir kaptırmış ki, nefesler tutulmuş...
Hani, yere “tüy” düşse, sesi duyulacak kadar bir sessizlik hâkimmiş ortalığa...
Derkeeen...
Merhum Akif’in gür sesi:
“Yeteer!” diye bağırmış,
“Yeteeer!.. Kes artık!”
Bu defa da, bir başka “sessizlik” kaplamış ortalığı... Bu sessizlik, “fırtınadan önceki sessizlik”miş!..
Öyle ya;
Neyzen Tevfik, “ney”de üstad... Üstelik, “sözünü sakınmayan” biri!..
Acaba, ne diyecek şimdi?..
“Kızılca kıyamet” ha koptu, ha kopacak diye beklenirken, umulmadık bir şey olmuş...
Evet, merhum Mehmed Akif’in, “Yeteeer!.. Kes artık!” demesiyle; Neyzen, bıçak gibi kesmiş üflemeyi!..
Kesmiş ve “mahçup bir eda”yla susmuş!..
Sormuşlar;
“Niçin kestin?.. Niçin bir cevap vermedin Mehmed Akif’e?”
Cevap vermiş:
“Mehmed Akif haklıydı... Çünkü ben zirveye çıkmıştım!.. Onun kesmemi istediği anda da, inişe geçmiştim... O, inişe geçtiğimi fark etti!”
AFGANİSTAN, SON NOKTA!
Diyeceksiniz ki; bu olayla, “ABD denemesi”nin ilgisi ne?..
Efendim;
Wilbur ve kardeşi Orville Wright, 17 Aralık 1903’te ilk “motorlu uçuş”u gerçekleştirmişler.
Aradan geçmiş 100 yıl!..
Teknoloji ilerlemiş... Ama ABD, aynı uçağın “kopya”sını uçurmayı becerememiş!..
Gazete, “çamura saplandılar” deyip, “Yüzüncü yıl fiyaskosu” başlığıyla vermiş haberi!..
İlginç bir durum!..
“Teknolojinin zirvesi”ndeki Amerika, çamura saplanıyor!..
Olay, elbette basit!.. B-52 bombardıman uçaklarıyla ülkeler aşan, okyanus ötesinden gelip ülke işgal eden bir ABD için, koftiden bir uçağı kaldıramamak, elbette çok önemli değil!..
Ne var ki;
“ABD’nin çamura saplandığı” tek olay değil bu!..
“Strateji uzmanları”na göre, ABD’nin “zirveden inişe geçtiği”ne dair, daha başka göstergeler de var...
“Mesel┠diyorlar;
“11 Eylül saldırısı, bilinenin aksine, bir iç darbedir!.. ABD’nin, bunu bahane edip, Afganistan’a saldırması, gidebileceği son noktaydı!..
Ve fakat;
Afganistan’ın ardından Irak’a yönelmesi, zirveden aşağı inme belirtisidir!.. Bundan sonraki her işgal ve bombardıman; ABD’yi daha da aşağı yuvarlayacak ve ABD’nin çöküşüne yol açacaktır!”
........
Demek oluyor ki, ABD’nin “Mehmed Akif”leri yok!..
Eğer olsaydı;
“Yeteeer!.. Kes artık!” diye bağırır, “zirveden iniş”in devam etmesini ve ABD’nin “çamura saplanma”sını önleyebilirdi!..
Çünkü ABD;
Sadece Kitty Hawk şehrinde çamura saplanmadı, Irak’ta da batağa saplandı ki, bu “işgal”de ısrar ederse, Bush’un hevesi bir kere daha kursağında kalabilir!..
ZAFER DEĞİL, HEZİMET!
Aslına bakarsanız; ABD, Afganistan’da da bir zafer kazanabilmiş değil!..
Gelen haberlere bakılırsa, sadece Kabil’de duruma hâkim durumdalar!..
O da, “gündüz”leri!..
Amerikan askerleri, “geceleri sokağa çıkamıyor”muş!..
Nitekim, BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın, Alman Der Spiegel dergisine verdiği demeç de, gelen haberleri doğruluyor!..
Annan, “Afganistan’ı kaybedebiliriz” diyor ve ekliyor:
“Afganistan’da istikrarın sağlanması için, BM üyeleri daha çok çaba sarf etmelidir!.. BM üyesi ülkeler, Afganistan’a askerî birlikler göndermelidir!.. Ki; Uluslararası Güvenlik Destek Gücü, Kabil dışında da konuşlandırılabilsin!..
Eğer bu güvenlik sağlanamazsa; insanlar seçim için kayıt yaptıramaz!.. Adaylar da, seçim çalışmalarını yürütemezler!”
Sadece bu da değil... Afganistan’dan El Cezire televizyonuna gönderilip, önceki gün yayınlanan “bant”larda da, ABD’nin batağa saplandığını gösteren ifadeler var!..
Deniliyor ki;
“Tüm askerî gücüne ve silahlarına rağmen, ABD’yi yenilgiye uğratıp, Kabil’e hapsettik!.. ABD’nin içi de dahil, dünyanın dört bir yanında Amerikalılar’ın peşindeyiz!”
Afganistan’dan gelen “haberler” ile BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın sözleri iyi okunursa, buradan şu sonucu çıkarmak mümkün:
“Alavere-dalavere, Memet yine nöbete!”
Mi acaba?..
Galiba öyle!..
“Irak’a gönderilmekten vazgeçilen” Türk askerine, yeniden “Afganistan’a marş marş!” denilirse, hiç şaşmamak gerekir!..
KERİMOV... HASIM-HISIM!
Biraz önce, “ABD’nin bir Mehmed Akif’i yok!.. Onun için de, zirveden inişe geçtiğinin farkında değil” demiştim...
Hâlâ da düşüncem değişmiş değil...
Ne var ki;
Amerika, bir “orkestra şefi” olarak “dünya korosu”nu iyi yönetemese ve dolayısıyla dünyadan “uyumlu ses” çıkmasa da, “saz ekibi” işin farkında!..
“Beceriksiz şef”e rağmen, işi toparlamanın çabasındalar!..
Meselâ, İslâm Kerimov!..
Özbekistan Cumhurbaşkanı Kerimov, “enstrüman”ının akordunu gayet iyi yapmış!.. Son derece “uyumlu” ses çıkarıyor!..
O Kerimov ki;
1990’lı yılların ortalarından bu yana, Türkiye’ye “hasım”dı!..
O kadar hasımdı ki;
1995’te gittiği Almanya’da, “Timur’un Beyazıd karşısında kazandığı zaferle, Türklerin Avrupa’ya açılma sürecini yavaşlattık!.. Avrupa’yı, Türklerin istilâsından kurtardık!” gibi, üst perdeden lâflar edecek kadar!..
O Kerimov ki;
“Rejim muhalifi” olduğu iddiasıyla ERK partisinin lideri Muhammed Salih’in Türkiye’den sınırdışı edilmesini ve Norveç’e gitmesini sağlamıştı!..
Ve yine;
19 Şubat 1999’da, kendisine yönelik “bombalı suikast girişimi”nin failleri olarak “2 Özbek Türk”ünü göstermiş, onların Türkiye’ye kaçtığını söylemiş, bunların kendilerine iade edilmesini istemiş, bunu da sağlamıştı!..
O Kerimov ki;
Fethullah Hocaefendi’nin Özbekistan’daki 17 okulunu kapattırmış, Millî Eğitim Bakanlığı da, buna “misilleme” olarak, bu ülkedeki “9 okulu” kapatınca, ipleri koparma noktasına getirmekte bir sakınca görmemişti!..
O kadar pervasızdı ki;
Mesut Yılmaz, Nisan 1998’de bu ülkeye gidip, gerilimi azaltmaya çalışmışsa da, o günden bu yana “iade-i ziyaret”te bulunmamıştı!..
Çünkü, “ABD’ye güveniyor”du!..
Ve tabiî;
ABD de, ona!..
TAYYİP BEY’E JEST!
İşte bu Kerimov, özellikle son birkaç yıldır, “büyük bir değişim” içinde!..
Öyle bir değişim ki;
“Devlet kontrolünde din ve Kur’an eğitimi”ne ağırlık verilmiş!..
“Madem ki talep var, o halde benim kontrolümde olsun!” diyormuş Kerimov!..
Ama, bundan da önemlisi, önceki akşam, Tayyip Bey’e yaptığı jest!..
Düşünebiliyor musunuz;
“İçki tutkusu” ile bilinen Özbekistan Cumhurbaşkanı İslâm Kerimov, Erdoğan onuruna verdiği yemekte, “Sayın Erdoğan’a hürmeten kadeh kaldırmıyorum” diyor!..
Dahası;
Bu “resmî yemek”te, yani “kamusal alan”da, Tayyip Bey’in eşi Emine Hanım ve kızı Esra ile bakanların eşleri, “başörtüleri” ile oturuyor yemek masalarına!..
Sabahki görüşmelerde de, şöyle diyor Kerimov:
“Babalarımızın, atalarımızın dini İslâm’ın terörle alâkası yoktur. İslâm, genç ve aydın bir dindir. Eğitime ve harbe önem verir. Terörü dinle bağlayanları kınıyorum!”
JESTİN PERDE ARKASI
Ülkesindeki Müslümanlara kan kusturan İslâm Kerimov gibi birinden bunları duyup da, “breh, breh!” dememek mümkün değil!..
Peki, inanalım mı bu sese?..
Bana kalırsa;
Bu ses, “Kerimov’un sesi” değil!.. Bu ses, “ABD’nin sesi”dir!..
Çünkü;
Afganistan işgaliyle “son nokta”ya varan ABD, “inişe” geçmeye başlamıştır ve Beyaz Saray farkında olmasa da, Kerimov, bunun farkındadır!..
Gayet iyi biliyor ki;
Kofi Annan’ın da işaret ettiği gibi, eğer “Afganistan kaybedilirse”, özellikle Özbekistan çok zor durumda kalacaktır!..
Çünkü, bir yandan da “Putin’in operasyonları” başlamıştır bölgede!.. Rusya; Özbekistan ve Tacikistan üzerindeki “nüfuz”unu artırmanın çabasındadır!..
Oysa Özbekistan;
Bir “Amerikan üssü” konumundadır!..
Dolayısıyla;
“Afganistan’da işlerin karışma emareleri” gösterdiği ve “Türk askeri”ne yeniden ihtiyaç duyulduğu şu günlerde, Türkiye ile “hasım” olmaktansa, “hısım” olmak, daha akıllıcadır Kerimov için!..
Kerimov’un Tayyip Bey’e “jest”inin temelinde de, işte bu hesap yatmaktadır!..
Ancak, tüm bunların “ABD’deki iniş”i veya “çamura saplanma” gibi bir finişi engellemeye yetmeyeceği yönünde görüşler var ki, bunlar hayli yaygın!..
En doğrusunu atalarımız söylemiş:
“Her kemâlin bir zevâli vardır!”
Ya da, Türkçesiyle;
“Her çıkışın, bir inişi vardır!”
Benim görebildiğim o ki;
Teknolojide “zirve”ye çıkan ABD, stratejide “inişe” geçmiştir!..
Kaldı ki;
Teknolojide de “fiyasko” yaşamaya başlamıştır!.. 100 yıl sonra yapılan “kopya” uçağın çamura saplanması, “sembolik” bile olsa, hayli anlamlıdır!..
Sanıyorum, “ABD kopyası ülkeler”in çamura saplanması da yakındır!..
Öyle olmasa;
Kerimov, “kadeh”ini hiç yerde bırakır mıydı?..

“Alçak” bile değil!

Bir insan, “ateist” olabilir... Dolayısıyla, “din”in özüne ve o dinin vecibesi olan “başörtüsü”ne karşı da olabilir!.. Buna bir şey demem...
Ama o insan, kalkıp da; Fransa’daki iğrenç bir cinayeti, “Sanki Müslümanlar tarafından işlenmiş gibi” gösterir ve bunun da “başörtüsü yasağına gerekçe” yapıldığı gibi bir “katmerli yalan”a başvurursa; işte ben, böylelerine “insan” demem!..
Böyleleri, “alçak” bile olamaz!.. Çünkü, “Alçaklık” da bir “seviye” ifadesidir!..
Bu “seviyesiz”ler, olsa olsa “çukur” olur!..

Hasan Karakaya 21 Aralık 2003 Vakit