Yanlış laiklik

Türkiye’de lâiklik hep yanlış anlaşıldı ve yanlış uygulandı. O kadar ki, zaman zaman dinin alternatifi olarak, zaman zaman da “dine taarruz”un kaynağı olarak kullanıldı.
Bu hava içinde Refik Ahmet, 1929’larda, zamanın hükümetinin yarı resmi organı sayılan “Uyanış” dergisinde şunları yazabildi: “Allah’ı da sultanla birlikte tahtından indirdik. Bizim mâbedlerimiz fabrikalardır.”
Arkasından Yaşar Nabi, Refik Ahmed’in “mâbed”ine bir minare ve bir de ezan uydurdu:
“Motorların şarkısı olsun yeni bestemiz/ Yeni din ezanları, minareler yerine/ Bulutlara püsküren bacalarda okunsun.”
Yaşar Nabi’nin düşündüğü “yeni din”in “mâbedi” fabrika, “minare”si baca, “ezan”ı motor sesiydi! Bir Kâbe’si eksik kalmıştı, onu da Kemalettin Kamu uydurdu: “Ne örümcek, ne yosun/ Ne mu’cize, ne füsûn/ Kâbe Arab’ın olsun/Bize Çankaya yeter.”
Dönemin yöneticileri, Kâbe niyetine Çankaya’yı tavaf eden dalkavukluktan pek tabii sorumlu tutulamazlar... Aynı havanın etkisiyle olacak, milletvekili Mahmut Esat (Bozkurt) “1400 sene öncesinin çöl kanunlarıyla devletin yönetilemeyeceği” görüşünü öne sürüp Türkiye Büyük Millet Meclisi kürsüsünden şöyle bağırıyordu: “İslâmlık terakkiye (gelişmeye-ilerlemeye) manidir. Bu dinle yürünmez. Mahvoluruz. Ve bize kimse de ehemmiyet vermez.”

Yıl 1928... Bu tarihten dört yıl sonra kapatılacak olan İlâhiyat Fakültesi öğretim görevlilerinden bir gruptan “Dinde reform lâyihası” hazırlamaları isteniyor.
Bugün “lâikliği koruma ve kollama” azmiyle, İlâhiyat Fakültelerinde bile başörtülü kızların üzerine yürüyen idarecilerle öğretim görevlilerinin ataları, o günlerde gayrete gelip talimatla “dinde reform lâyihası” hazırlıyorlar.
O günlerin Zekeriya Beyaz’ları, “Bu lâyiha sayesinde yeni Türkiye, din sahasında, yalnız yeni bir vicdan intibahının (uyanış) değil, bütün esir ve geri olan İslâm kavimlerinin (Müslümanların) hürriyet ve terakkisinin de mürşidi” olacağını söylüyorlar. [Bu ifade mezkür lâyihanın girişinde aynen yer alıyor]
İddiaya göre, Türkiye, “İslâm âlemine mürşitlik-yol göstericilik” yapacak. Fakat mürşitlik görevi, biraz garip bir ibareye oturuyor: “Din yok milliyet var” deniyor.
Birinci maddede, din başta olmak üzere “bütün içtimaî (sosyal) müesseselerin millileşmesi” öngörülüyor...
İkinci maddede bakla ağızlardan çıkıyor: “Din de içtimaî bir müessesedir. Diğer içtimaî müesseseler gibi hayatın zaruretlerine katlanmak, tekamülün (gelişmenin) seyrini kovalamak mecburiyetindedir.
Yani “Din de dünyanın gidişatına uydurulmalıdır” safsatasına kılıf uyduruluyor.
Şimdi size, meşhur lâyihanın bir maddesini özetleyeyim: “Mâbedlerimiz temiz, muntazam, ziyaret ve oturmaya uygun bir hale getirilmelidir. Mâbedlerde sıralar, elbiselikler tesis edilmeli ve temiz ayakkabılarla girilmesi tercih edilmelidir...”
Sıralar, askılar, ayakkabılar.. Yani Müslüman temiz ayakkabıyla camie girecek, sıralardan birine oturacak da ne yapacak? O şekilde namaz kılınamayacağına göre, etrafını mı seyredecek? Okuyalım: “İbadetlerin son derece estetik ve heyecanlı bir şekilde yapılması temin edilmelidir. Bunun için usul dairesinde teganniye müsait müezzinler, imamlar yetiştirmek lâzımdır. Ayrıca mâbedlere mûsîki âletlerinin kabulü dahi lâzım gelir. Mâbedlerde ilâhî mahiyetinde asrî (çağdaş) ve enstrümantal musîkiye kat’i ihtiyaç vardır.” (O. Nuri Ergin, Maarif Tarihi, c. 5)
Camilere sıralar koyup cemaati ayakkabı ile içeri soktuktan sonra, bir de org yerleştiriyorlar ve müzik yapıyorlar. İyi ama bu cami tarifine değil, kilise tarifine giriyor. Bari nazıl olduğu şekliyle Kur’an okumak serbest mi? Buyurun ona da bakalım: “İbadet dili Türkçe olmalıdır. Âyetlerin, duaların, hutbelerin Türkçe şekilleri kullanılmalıdır.”
O kadar ki, hutbe okumayı dahi imamlara bırakmıyorlar: “(Hutbelerde) dışarda mevcut din mütefekkirlerinden ve filozoflarından istifade etmek lâzımdır... Mühim olan şey Kur’an’ın ve İslâm dininin beşerî (insanî) ve mutlak mahiyetini gösteren felsefî bir bakıştır.”
Vay vay! Camiye bakın. Ayakkabıyla giriliyor, sıralara oturuluyor, org eşliğinde ilâhi dinleniyor, derken ardından frak giymiş bir filozof minbere çıkıp hutbe okuyor. Bu oluşum size göre camie mi benziyor, kiliseye mi?
Bugünlerin “laiklik elden gidiyor!” korosunun arzusu elbet bu kadar uzun boylu değil, ama bazılarının söylemi ne de olsa geçmişi çağrıştırıyor.

Yavuz Bahadıroğlu 22 Nisan 2003 Vakit