4, 3, 2, 1... Yakın ışıkları... Söndürün umutları!
Anayasa’nın 10. maddesi, “kanun önünde
herkes eşittir” der ve ekler: “Hiç kimseye ayrıcalık tanınamaz!”
Ya tanınırsa?..
Her şeyden önce Anayasa “ihlâl” edilmiş olur!..
Böyle bir ihlâle geçit vermeyen “Hukukçu Cumhurbaşkanı”mız A.Necdet Sezer, bu
“eşitlik” ilkesini bir defasında çalıştırmış ve kendisine “ayrıcalık”
tanındığına inandığı bir “naaş”ı, defnedildiği mezardan çıkarmıştı!..
Öyle ya;
Anayasa’nın 10. maddesi, “ölüler” için bile geçerlidir!..
Dolayısıyla;
“Ölüler” de, “diriler” de, kanun önünde “eşit” olmalıdır ki, hiç kimseye
“ayrıcalık” tanınmasın!..
Ne var ki;
“Teori”de böyle olan bu ifade, “pratik hayat”ta pek de uygulanmıyor!..
Meselâ;
“Bombacı”sından “tetikçi”sine, “sempatizan”ından “terör yatakçısı”na varıncaya
kadar, bütün “illegal sol örgüt” mensuplarını “affetmek” için sıraya koyan
“hukukçu” Sezer, bugüne kadar, bir tek “sağ görüşlü mahkûm”u her ne hikmetse
affetmedi!..
Hem de;
Bazıları “felç” olduğu halde!..
Ama, aynı Sezer;
“Cami bahçesine naaş” defnedildiğinde, “Anayasa’nın 10. maddesi”ni işletmekte
hiç gecikmedi!..
Bu da, şunu hatırlatıyor insana:
Kanunlar önünde “herkes eşit”tir, ama galiba “teröristler” biraz daha fazla
eşittir!..
Ya da;
Yargıtay eski Başkanı Sayın Sami Selçuk’un dediği gibi; Türkiye’de “yasalar”
yapılır!..
Ama, “uygulanmamak” için!..
Galiba, “10. madde” de, bunlardan biri!..
“Ölü”ye uygulanıyor!..
Ve fakat;
“Terörist”e uygulanmıyor!..
Ve ben, tüm bunlara bakıp, merakla soruyorum:
“Acaba, Apo’ya ne zaman sıra gelecek... Sezer’in af listesinde Apo da var mı?..
Ya da, kaçıncı sırada?!?”
EŞİTSİZLİK DE DEĞİL RESMEN ADALETSİZLİK!
Aslına bakarsanız; yazıya otururken, niyetim “Sezer’in afları”nı tartışmak
değildi... Ama, yazıya “10. madde” ile başlayınca, buralara gelip, dayandı...
Ne var ki;
10. maddeyi temel alan eleştirilerimiz devam ediyor...
“Sezer’in afları”na şöyle bir kanat çırpıp, teğet geçtiğimize göre; şimdi de,
gelelim asıl meselemize...
Ne dedik, yazının başında;
Kanun önünde, herkes “eşit”tir!..
Hiç kimseye “ayrıcalık” tanınamaz!..
Peki, “uygulama” böyle mi?..
Alın, “düz liseler” ve “meslek liseleri” arasındaki ayrımcılığı?..
Bir yanda “düz lise” mezunları, öte yanda “meslek lisesi” mezunları!..
Birinin puanı 0.8 ile çarpılıyor, ötekinin puanı 0.3 ile!..
Aradaki fark, 0.5 puan!..
Bu, ne demek biliyor musunuz;
“Meslek lisesi” mezununun, “düz lise” mezunu ile “aynı tercih”i yapabilmesi
için, ondan “45 puan daha fazla” almak zorunda olması demek!..
Peki; var mı böyle bir “babayiğit” Türkiye’de...
Yok!..
Olması da mümkün değil!..
Bu, neye benziyor biliyor musunuz?..
Bir “maratoncu” ile “ayağı prangalı bir mahkûm”un aynı kulvarda yarıştırılmasına!..
Peki, “adaletli bir yarış” mıdır bu?..
Valla, orasını bilemem... Ama, Anayasa’nın 10. maddesi, “kanun önünde herkes
eşittir, hiç kimseye ayrıcalık tanınamaz” diyor!..
“Kitapçık” böyle yazıyor!..
Uygulama ise bambaşka!..
“Aynı dersler”i görmelerine rağmen, “düz liseler” yarışı önde bitiriyor!..
“Meslek liseleri” ise, 45 metre daha koşmak zorunda!..
Ama o zaman;
“Yarış” çoktaan bitmiş oluyor!..
Ve bu “adaletsiz yarış” yıllardır devam edip, gidiyor!..
Kâh;
“İktidarlar”ın eliyle,
Kâh;
“Tek başlarına iktidar” olup da, bir türlü “muktedir” olmayı beceremeyenlerin
eliyle!..
Şahsen ben; bu “adaletsizlik”ten en çok “muzdarip” olanlardan birinin de, Tayyip
Bey olduğunu düşünüyorum.
Çünkü;
Bu konuda, kendisi de bir “damdan düşen”dir!..
“Sıkıntılı”dır!..
“Sancılı”dır!..
“Dertli”dir!..
Bu sıkıntısını da, Ağustos 2002’nin son günlerinde, yani “seçimlere 3 ay kala”
televizyon ekranında dile getirmişti.
Sormuştu Ali Kırca;
“Peki aynı şey İmam Hatipliler, meslek okulları, daha doğrusu o kapsamda,
üniversiteye giriş konusunda çifte standartlar olduğuna dair bana gelen bu
konuda bir yığın faks var, e-mail var. İşte, başörtüsüyle, YÖK, İmam Hatiplere
uygulanan çifte standart kaldırılacak mı? ÖSS’ye girişte, askeri liseye girişte,
polislik sınavlarına girişte diye Eda Nur sormuş örneğin...”
Tayyip Bey; “Bu konuda çok açık bir şey söyleyeyim mi?” diye başladığı sözünü
şöyle sürdürmüştü:
“Türkiye’de bir defa bana göre; ben İmam Hatip mezunuyum. Ama ben bir İmam Hatip
mezunu olarak üniversiteye alınmadım. Ve beni üniversiteye almadıkları için...
Beni İmam Hatibe babam getirip, teslim ederken, İmam Hatip’te belli bir seviyeye
geldikten sonra, kendi istikametimi tayin ederken, ben üniversiteye girmeliyim
diyordum.
Üniversiteli olarak da o zaman bir amacım vardı. Siyaseti çok seviyordum. Hatta
hedefim de Siyasal Bilgiler’e girmekti.
Ne oldu?
Bizi almadıkları için ben İmam Hatibi bitirdikten sonra; gittim, bir de
dışarıdan lise bitirdim.
Lise diplomamla üniversiteye girdim, ama Siyasal Bilgiler’i tutturamadım. Ticari
bilimlere gittim.
O zamandan itibaren, ne tür haksızlıklara uğradığımı yaşayarak gördüm.
Daha sonra çocuklarımızda aynen bu tabloyu yaşadım.
Burası çok yanlış.
İmam Hatip Okulu mezunlarından imam... İmam Hatiplere gönderilen çocuklar, imam
olmak için gitmedi. Çünkü orada sadece dini dersler okunmuyordu. Aynı zamanda
diğer liselerde okunan dersler de okundu.”
Yani?..
Yani, aralarında bir “fark” yok!..
O halde;
Bu “ayrımcılık” niye sürüyor hâlâ?..
GÜRÜZ’ÜN YAPTIĞI NE?
Benim bildiğim;
Devlet, “3 ayak” üzerine oturur: “Yasama, Yürütme, Yargı!”
Yasaları “Meclis” çıkarır!.. “Hükümetler” uygular, “Yargı” da yasalara uygunluğu
kontrol eder!..
Şimdi, “ÖSS olayı”na bu pencereden bakalım...
Ve soralım:
“Düz lise mezunları üniversiteye girer, meslek liseleri giremez diye bir yasa
var mı?”
Elbette yok!..
Olsa bile;
Bu, her şeyden önce “Anayasa’nın 10. maddesine aykırı” olur ki, bu durumda
“Anayasa’yı ihlâl” eden adamın yakasına yapışılır!..
Hatta;
“Anayasa’yı tadil ve tağyir”den içeri bile atılır!..
Ama, burası Türkiye!..
Anayasa’yı “paspas” gibi çiğneyen bir adam, evet YÖK Başkanı Kemal Gürüz;
bırakın “içeri” atılmayı, tam aksine “baştacı” ediliyor!..
Başta “tek başına iktidar” var, ama adam, “tek başına muktedir” her şeye!..
Ağzından çıkan “kanun” oluyor!.. “İstemem” dediği şeye dokunulamıyor!..
ENTEL-DANTEL!
Alın işte;
Önceki gün Millî Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’i ziyaret etti Bay Gürüz!..
Çıkışta, söylediği tek söz şu:
“Görüşlerimde hiçbir değişiklik yok!”
Yani?..
“İnadım, inat!”
Hatta, “kafa” da tuttu... “Erkan Mumcu ile yaşadıkları gerginliği”
hatırlatanlara, “Gerekirse aynı tavrımız devam eder” dedi!..
Peki;
Bu “kabalığa” rağmen, “kibarlığı” elden bırakmayan, “entelektüel” tavrını
sürdüren ve cümleleri dantel dantel işleyen “munis” bakanımız ne dedi?..
Dediği şu:
“ÖSS’de bu yıl değişiklik sözkonusu değil... Çünkü, sayın YÖK Başkanı Kemal
Gürüz, değişikliğin bu sene yapılmaması gerektiğini söyledi!..
Yetkili konumda onlar olduğu için; bizim re’sen bunu değiştirmeye, böyle bir
değişiklik yapmaya hakkımız ve yetkimiz yok!”
Buyur, burdan yak!..
Ali İhsan Karahasanoğlu kardeşimin dünkü yazısında dediği gibi; böyle bir
“acziyet” içindeki bakanın yapması gereken iki şey var:
Önce “bakanlık”tan, sonra da “milletvekilliği”nden istifa edip, köyüne dönmek!..
Öyle ya;
“Seçilmiş bir bakan” olarak, “atanmış bir bürokrat” karşısında bu kadar “aciz”
durumlara düşecek ve “meydan okuma”lara sesini çıkarmayacaksan, ne işin var
orada?..
Çek git, köyüne!..
Hiç olmazsa, Türkiye’de “AK Parti”nin değil, “YÖK Parti”nin hükümran olduğunu
cümle alem görmüş olur!..
Dahası;
“AK Parti”yi de, “yok parti” sürecine sokmamış olursun!..
YAKIN IŞIKLARI!
Yazıyı uzattığımın farkındayım... Ama, izninizle bir anekdot daha aktarmak
istiyorum.
Tayyip Bey;
16 Ekim 2002’de, yani “seçime 15 gün kala” miting meydanlarındaydı. Amasya,
Çorum ve Kırıkkale’de, “ilk defa” İHL’ler ve meslek liseleri konusuna giriyor ve
şöyle diyordu:
“İmam Hatipleri kapatacağız diye meslek liselerinin önüne de tıkadılar!..
İktidarımızda bu konu toplumsal mutabakatla çözülecek. Oğlum İmam Hatip mezunu.
Üniversite sınavlarına girdi, kazandı, ancak İmam Hatip mezunu olduğu için puanı
düşürüldü. Nerede fırsat eşitliği?”
Aynı Tayyip Bey;
31 Ekim 2002’de, yani seçime “2 gün kala” da, “iktidara geldiklerinde, düz
liseler ile meslek liseleri arasındaki fırsat eşitsizliğini gidereceklerini”
söylüyor ve sözlerini şöyle tamamlıyordu:
“4, 3, 2, 1... Yakın ışıkları, Türkiye boydan boya aydınlansın!..
Yakın ışıkları;
Yoksulluklar bitsin!..
Yakın ışıkları;
Anaların gözyaşı dinsin!..
Yakın ışıkları;
Herkes, iş sahibi olsun!”
Evet, “ışık”lar yakıldı...
Türkiye, aydınlandı boydan boya!..
Ne var ki;
Millî Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik; önceki gün sarf ettiği “söz”ler ve
sergilediği “aciz” tavırla, tüm umutları kararttı!..
Evet;
“Işık”lar yandı,
Ama “umutlar” kararıyor!..
Korkarım ki;
“Umutları sönen”ler,
Bir daha “ışık yakmaz”lar!..
Hasan Karakaya 18 Nisan 2003 Vakit