Türkiye siyonizmin gölgesinde

Türkiye, yarım yüzyılı ideolojik mücadele ile geçirdi. Sosyalizm, komünizm, faşizm, liberalizm, nasyonalizm vs. vs... İdeolojik mücadelenin en şiddetli olduğu dönemlerde birileri, her şeyi getirip siyonizme bağlardı..
Bu konuların şampiyonu da, eskilerde Cevat Rifat Atilhan’dı, 1970’lerde ise Yesevizade...
Okuyucularım bilirler, asla Yahudi takıntım olmadığını... Buna rağmen siyonizm üzerinde zaman zaman durduğum oluyor. Bunun sebebi meselenin aktüelliği, Ortadoğu’da yaşanan akıl almaz olaylar, dramlar, katliamlardır...
Bir zamanlar Türkiye’de güçlü bir antisiyonist, hatta “antisemitik” yayın bolluğu vardı. Antisiyonist neşriyat kültürel vak’alarla somutlaştırılamadığı için, etkisini kaybetti. Antisiyonist düşünce ve teori sahipleri de kenara çekildiler.
Halbuki şimdi vak’alar var; dünyada ve bilhassa Türkiye’de siyonizmin güçlü etkisi kolaylıkla hissediliyor.
Fakat bu sefer de bu vak’alardan düşünceye ve teoriye giden yok. Uyarı görevini yapan yok.
Hükümranlığını kaybedeli daha yüz yıl olmamış, 100 yıl önce bizim elimizde olan topraklara dışarıdan sokulan bir unsur, o toprakların yerli halkını bugün soykırıma tabi tutuyor. Üç dinin mukaddes merkezini kan ve ateşe boğuyor. Siyonizmin nihai emellerini gerçekleştirmesi için, her gün yeni bir aşamaya geçiyor.
Son aşama da, duvarların yıkıldığı dünyamızda, yeni duvarlar inşa ederek o toprakların insanlarını tecrit etmek..
Hikâyenin tarihi eski, biz bir yerinden başlayalım: Sultan Abdülhamid Han, Osmanlı borçlarına karşı Filistin’de yer isteyen Siyonist Kongresi temsilcisi Teodor Herlz’i reddetti.
Yahudi gücü, müthiş bir Abdülhamid düşmanlığı yaydı. Yalnız dünyaya yaymakla kalmadı, Türkiye’ye de yaydı.
Doğrusu şu: Abdülhamid son büyük Osmanlı Padişahı. Dünya siyasetiyle oynayan bir siyaset ve devlet adamı. Büyük bir imarcı. Zamanında Osmanlı sınırları içinde Abdülhamid’in eseri olmayan şehir ve kasaba yok. Türk modernleşmesinin zirvesi Abdülhamid dönemi.
Bütün kökleşmiş kurumlarımızın kurucusu o...
Buna rağmen Abdülhamid, bilhassa onun öz halkına “kızıl sultan” olarak tanıtıldı, yutturuldu.
Abdülhamid o talebi reddetti ama, bugün Filistin toprakları üzerinde bir İsrail devleti var.
Yüz, ikiyüz, üçyüz, beşyüz, bin, ikibin... yıl önce yoktu. Yahudiler, binlerce yıl sonra terkettikleri topraklara döndüler, arkalarına aldıkları batı emperyalizmi ile zoraki bir otorite tesis ettiler. Batı emperyalizminin Ortadoğu’yu kontrol etmesi böylece daha da kolaylaştı. Çünkü bölgede sabit bir üsleri vardı artık.
Siyonizm, yüzyıl içinde, Filistin’e sahip olmakla kalmadı, bir zamanlar kendisine geçit vermeyen İstanbul’a da hâkim oldu.
Türkiye artık, İsrail tezlerine göre dış politika çizmeye başladı...
Güvenliğini İsrail’in güvenliğine göre ayarladı. Hatta komşularıyla ilişkisini bile İsrail’e göre düzenledi...
Bu gelişimin son noktası ne zaman konulacak?
İsrail, bugün yakın dost göründüğü Türkiye’yi iyice avucunun içine alınca, daha doğrusu Türkiye ile işi bittikten sonra, Yunanistan ve Ermenistan tezlerinin en güçlü destekçisi olmaya adaydır.
Çünkü bölgemizde ancak bu üç unsur uzun vadeli ittifak yapabilecek tarih derinliğine sahiptir.
Türkiye ise, tarihen bu üç unsurla uzun vadeli işbirliğini ancak çok kuvvetli ve asıl aktör olduğu zaman yapabilir.
Üçüne de hükmettiği takdirde bunlarla işbirliği yapabilir.
Üçüne de hükmedemiyorsak, bu unsurların, Türkiye’nin altını oymak için derinden çalıştıklarından kimsenin şüphesi olmasın!

Asım Yenihaber 14 Mart 2004 Vakit