Türkiye örnek ülke imiş! Colin Powell öyle diyor...

 

Gülmeyin, vallahi böyle diyor! Türkiye’yi ziyaretinde ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell böyle diyor. Diğer halkı İslam olan ülkelere gönderme yaparak, Türkiye’yi örnek almalarını öğütlüyor.

Allah (c.c.), Colin Powell’e tez zamanda zeval versin, mahçupluğumuzu giderdi. İçimize su serpti. Artık başımızı dik tutabiliriz. Örnek ülke olarak gösterilme gırgırına da olsa, bu moral bozukluğunda çengici çingeneye verilen bahşiş parası gibi yaradı!
 

Hele bu sözü çöl ayısı (1. Körfez Savaşı’nda, „ayı“ lakabı ile ün salmıştı) Colin Powell diyorsa ki, bu savaşta 34500 çocuğun ölümüne, onun iki üç katı kadar çocuğun da sakat kalmasını başarmıştı. Bu başarısından sonra kendisine bu ünvan uygun görülmüş, hatta bu lakap ona cuk diye oturmuştu.
 

Hatta o zamanlar Türkiye’deki sağcı-solcu bütün kemalistler ayıcılığa merak salmış, kendilerine bu ayı lakabını seçmişlerdi. Mesela; ANAP başkan vekili Mustafa Taşar kendisine „Otel Ayısı“ ünvanını takmıştı. Dahası çocuklarının isimlerini ayı koyanları da duymuştuk.

Şimdi bazı okuyucularım, tam gırgırın zamanı diyecektir, desinler. Sanki Türkiye’de ciddi bir mesele mi var?!. Türkiye siyasetinin ve siyasîlerin seviyesizliğinin yanında gırgır kelimesi masum kalır.

Bununlar beraber, Türk halkında artı yönde ciddi sayılabilecek kıpırdanmalar olmaya başladı.

„Savaşa hayır!“ mitingleri düzenleyerek, rant peşinde koşan ve kadınlı-erkekli halay çekip göbek atma seviyesizliğine düşenlere karşın, Şanlıurfa’da başlayan taşlı-yumurtalı protestolar, Colin Powell’in Türkiye’ye gelmesiyle ciddiyet ve hız kazanmış görünüyor. Çok zamanlar pasif bir tempoda seyreden, Beyazıt’taki Cuma mitingleri de temposunu artırmış, eski canlılığına kavuşmuş görünüyor.

Amerika’da, İngiltere’de, Avrupa’da ve dünyanın her yerinde yapılan „Savaşa hayır!“ mitinglerindeki ciddiyette de olmasa da (ki oralarda polis ve askerlerle çatışarak yapıyorlar), Türkiye’de de ciddi sayılabilecek gelişmeler beni meraklandırıyor. Denebilir ki, daha fazlası yapılmalı değil miydi? Elbette ki, öyle!.. Ancak Türkiye’de muhafazakâr (münafık) bir partinin iktidarda oluşu gözden uzak tutulmamalı. Halkın seviyesi muhafazakârlık seviyesinde olduğundan ve iktidarda da muhafazakârlar olduğundan, işlerinin zorlaştırmıyorlar olsa gerek!

Şanlıurfa’nın Dağyanı köyüne düşen füze parçalarını almaya gelen ABD askerî uzmanlarına köylülerin tepkisi çok şahane oldu. Taş ve yumurtalarla Coni’lere saldırıp, „Defolun ülkemizden katiller!“ diyerek slogan atan köylüler, bana Sütçü İmam’ın kıyamını hatırlattı.

Bu tepki karşısında Amerika askerî uzmanları korkularından sudan çıkmış eşek sıpası gibi titriyorlardı.

Colin Powell’in Türkiye’ye gelmesi ile bu eylemler daha da bir güzellik ve ciddiyet kazandı. Öyle ki, Colin Powell’in gittiği her yerde, asker ve polisin etten duvar oluşturmasına ve göstericilere karşı, Amerikan askeri ve polisi gibi haşin ve vahşi davranmalarına rağmen göstericiler Colin Powell’e bol bol yumurta ve domates fırlattılar. Hele hele „Çöl Ayısı ülkemizden defol!“ sloganını atarken görülen manzara şahaneydi. Ümit ve dua ediyorum ki, bu eylem ve mitingler hürriyet ve bağımsızlığımızın meşalesini oluşturur!
 

Ey büyük şeytan Amerika! Sana uzağız diye çok üzülüyorduk! Artık sen bizim yakınımıza geldin, işimizi kolaylaştırdın. Bundan sonra çekeceğin var bizden. Geldiğine bin pişman olacaksın. Şansın varsa eğer, bir defada mağlup olup gidersin. Yıllardır müslümanlara çektirdiğin acıları, yıllarca sana çektireceğiz. Bilesin ki, seni yerli işbirlikçilerin de kurtaramayacak!
 

Görüyor musunuz Abdullah Gül ile şiir okuyan (Tayyip) adamın açıklamalarını? Hani şiir okuyan adam bir zamanlar „Ben davam için papaz elbisesi bile giyerim!“ demişti. Meğer iktidar ve ikbal için, dinlerini gerçekten değiştirmişler. Biz bu herifçi oğullarının böyle olduklarını biliyorduk. Ne çare ki, anlatamıyorduk. O gün müslümanları istismar etmek için bu sözleri söyleyenler, bu gün eylemleri ve açıklamaları ile irtidat ettiklerini itiraf etmiş oldular.
 

Ne de olsa „Millî Görüş“cülük var sende! Ne zaman samimi oldular ve dürüst davrandılar ki? Sisteme adapte edilen zavallı müslümancıklar, size çok acıyorum. Daha çok istismar edileceksiniz. Onlarda bu hinlik ve cinlik, sizlerde de bu saflık ve gaflet oldukça, daha çok işletilirsiniz!

Şimdi gelelim açıklamalara: Şiir okuyan adamla (Tayyip), reisi cumhur seçildikten sonra hapishanelerdeki komünistleri affetmekten başka mârifeti olmayan Ahmet Necdet Sezer aynı görüşü paylaşıyor ve aynı açıklamayı yapıyor. „Amerika bizim müttefikimiz, her zaman onun yanındayız!“ Dışişleri bakanı Gül ise bir adım daha öne geçiyor: „Biz koalisyon ittifakının bir parçasıyız!“ diyor.

Ve ekliyor: „Ancak biz savaşa girmiyoruz, lojistik destek sağlıyoruz!“ Yani? „Hava sahamızı, liman ve üslerimizi Amerika ve İngiltere’ye veriyoruz. Askerî motorize araçlarının topraklarımızdan Irak’a girmesini sağlıyoruz. Tırlar dolusu silah ve araç gereçler, bizim sınırımızdan Irak’a sokulmasını sağlıyoruz. Ama, yine de savaşa girmiyoruz!“ Tam millî görüş oynaklığı ve dönekliği!

Siz, „Her ne kadar lojistik destek savaşın bir parçası ve en mühim parçası“ olduğunu söyleseniz de, „Biz savaşa girmiyoruz!“ diyorlar.

Amerika da, İngilizler de Irak halkını (çoluk-çocuk, yaşlı-kadın demeden) katlettikleri halde, „Biz Irak halkına özgürlük için çalışıyoruz, Irak halkıyla savaşmıyoruz!“ diyorlar! „Irak halkına özgürlük!“ sloganıyla, Irak topraklarını kana bulayan ve bütün mukaddes mekânları (Hz. Ali’nin, Hz. Hüseyin gibi nice sahabelerin, İmam Azam Ebu Hanife’nin, Hz. Cafer-i Sadık gibi nice ulemanın kabirleri) bombalıyor, taş üstüne taş bırakmıyor.

Ve bunun adına „Irak halkına özgürlük!“ diyor!

Hani biz yazımızda „Dikkat! Savaşa girilecek, girin!“ emrini, Amerika Türk Coni’lerine (Türk generallerine), generaller de siyasî kuklalara vermişse de, bu savaşa girecekler, çaresi yok demiştim. Meğer Amerika ve onun Fino köpeği İngilizler, „Millî Görüş bozuntularına şimdilik lojistik destek sağlayacaksınız!“ emrini vermiş. Şimdilik ibaresi hiç girmeyeceksiniz anlamını taşımıyor tabi. Şer ittifakı biraz daha sıkışırsa elbette ki, savaşa girecekler. Bunu da göreceğiz!
 

T.C meclis başkan Bülent Arınç bir taraftan halkı ikna toplantıları yaparken, bir taraftan da „İçime sindiremiyorum, Abdullah Bey bu sözü izah etmeli!“ gibi çıkışlar yapıyor. Sizi gidi din istismarcıları, sizi! Sizi gidi halkın duygularını sömüren mürtedler, sizi! Güya iyi polis, kötü polis rolü oynuyorlar akıllarınca... Biz de yuttuk ya (!).
 

Sorgulamak ve irdelemek lazım değil mi, neden Amerika’nın Irak’ı her saldırısında, iktidarda din istismarcıları oluyor? Bu bir tesadüf müdür? Birinci Körfez savaşında iktidarda, MSP’den (Erbakan’ın partisi) İzmir milletvekili adayı olan Turgut Özal vardı. Ve bu adam din istismarında hayli de başarılıdır. Şimdi de bu savaşta yine iktidarda, yine din istismarcısı bir kadro var. Çünkü Amerika kendi siyasetini uygularken, halkı İslam olan devletlerin siyasî kadrolarında şekillendiriliyor!
 

Eğer iktidarda solcu bir parti olsa idi, şimdi Türk halkı kitleler halinde sokaklara dökülüvermişlerdi. Büyük şeytan Amerika bunu gördüğü için iktidarları buna göre ayarlıyor. Allah Türk halkına şuur versin! Ne diyelim başka!..

 

Ebu Muhammed Hoca