Sezer, kendisine yakışanı yaptı; kızmayalım!

30.10.2003 -

 

Cumhurbaşkanı, bize nasıl bir Cumhuriyet anlayışına sahib olduğunu ancak bu kadar net gösterebilirdi..Sezer, dün sabah, 29 Ekim’in 80. yıldönümü merasimleri münasebetiyle, sabahın erken saatlerinde, Anıt-Kabir’e geliyor..

Bir mezar başında dikilip, biraz da eğildikten sonra, -laik anlayışa göre, ruhî hayatı olmadığına inandıkları bir kişinin rûhuna hitab eden- bir metni yazıp imzalıyor..

Bazı tv. kanalları canlı yayındalar..

Sezer, muhakkak ki sabah kahvaltısını yapmıştır ve hava yağışlı, soğuk..

Yani, bedenin su içmek ihtiyacının hemen hiç olmadığı bir zaman ve mekan..

Geliyor ve bardakdaki sudan bir-iki yudum alıyor ve sonra, atasına yazdığı mesajı, verdiği sözü yüksek sesle okuyor..

(Bu âdeti de o çıkardı ve başkaları da öyle yapıyorlar, artık.. Sanki mezardaki, bu sesleri duyuyormuş gibi.. )

Geçtiğimiz günlerde, Nazlı Ilıcak ve taifesi de gittiler, laik tekke’ye ve o da orada mektub yazdı, ‘sevgili ata’sına ve ‘dinci diye nitelenen’ bazı gazetelere, yayın organlarına yapılan ayırımcılığa karşı duygularını dile getirdi..

Ve orada, aykırı bir dileğini de dile getirip, ‘Atam, sana bir fatiha okumak istedik; ama, o da yasakmış..’ diye cümle de yazdı..

Evet, o mekanda, o mezardakine karşı dua okumak yadırganır.. Çünkü, ondan belki birşeyler, birçok şeyler istenebilir; ama, onun için, laiklik dininin dışındaki bir inanca göre bir şeyler istenemez..

Çünkü, resmî ideolojinin ikonu, tanrılaştırılmış kişisidir, o.. Onun hiç bir şeye ihtiyacının olmadığına inanılır.

Sezer’in hele de dün sergilediği tablo gerçekte, Ramazan ayına özel bir önem veren halkımızın inançlarına karşı girişilmiş bir önemsemezlik tavrıdır; bir dudak bükme ve lisan-ı hal ile ‘sizin inançlarınızda hiç bir hakikat görmüyorum ki, saygı duyayım..’ demek saygısızlığıdır..

Bazıları hâla, ‘din ayrı, devlet ayrı..’ desinler.. Sezer, (geçen hafta, Ömer Lutfi Mete’nin, Sabah’ta yayınladığı nefîs yazısında işaret ettiği) ‘laiklik dini’nde, ‘din ve devletin ayrı olamıyacağını’ ortaya koymak istercesine, kendi laik inancına o kadar sımsıkı bağlı kalıyor ki; gözü hiç bir şeyi görmüyor..

Hatta, müslüman bir halkın inançlarına daha bir hassas olduğu Ramazan’da, adetâ halkımıza nanik yaparcasına, Ramazan günü, /hayır-hayır, oruçlu olmadığını değil, / oruç tutanlara saygı gösterilmemesini yüreklendirecek şekilde, net bir tavır sergiliyor..

Halbuki, azı müslüman kalemler, onun seçildiği gün, Afyon’daki babaevinde, okunan mevlîd sırasında Kur’an seslerinin yükseldiğini yazıp, gönülleri ona ısındırmaya ne kadar da çaba harcamışlardı..

Aslında, ben Sezer’in bir müraîlik, ikiyüzlülük yapmaksızın, laiklik dininde din ve devlet işlerinin asla ayrılamıyacağını ortaya koymasını ve bunu müslüman bir halka, müslüman bir cumhura açıkça göstermesini yadırgamadım..

Tam tersine, bir de, ‘Aferin!’ diyorum..

atatürk ilkelerine lâyık olmak da ancak bu şekilde olabilir. Verilecek resepsiyonda da, açıklandığına göre, Ramazan’a rağmen, alkollü içki de varmış..

‘Taife-i Laicus’, işte bu kadar pervasız.. Bu kadar cür’etkar.. ‘Kutsal devlet, Kutsal Ordu, Kutsal ilim yuvası’ nutukları çekenler, bu Devlet’in, bu Ordu’nun ve bu ilim yuvalarının başlarında kimlerin bulunduğunun anlaşılması için, bu gelişmeler, birer ibret fırsatıdır..

Adam, cumhurun reisi, başkanı sıfatını taşıyor ama, ‘cumhur’dan fersah-fersah uzak.. YÖK Başkanı’nın ve emrindeki rektörlere, dekanlar ve öteki prof.’lar ordusunun ‘Ordu Göreve..’ pankartı altında, askerî darbe davetçiliği/ çığırtkanlığının beraberliğinde sergiledikleri o yürüyüşleri cesaretlendirenlerin en başında da bizzat Sezer ve benzerleri olduğunu bir daha hatırlamalıyız..

Çünkü, çareleri kalmadı.. Ne yapacaklarını bilemiyorlar.. Ha bre, germeye çalışıyorlar; ne olsa, onların ekonomisi bozulacak, tencerelerindeki aş azalacak değil..

Sevmedikleri kimseler halkın, cumhûrun iradesiyle devleti idare etmekte kendilerine ortak olmaya başlayınca, ‘İyi satte olsunlar’ı devreye sokup, ülkeyi kemalizm ve laisizm adına, (hep yaptıkları gibi) yeniden ‘kurtarma’ çağrılarına tutunuyorlar..

Ahmed Necdet Sezer, 12 Eylûl ve 28 Şubat’ın bu gücetapar ve postalyalar kişisi, nice eski cumhurbaşkanlarının bile yüzünü ak etti, denilebilir.. Ona en benzeyen tip olarak, en tipik atatürkçülerden birisi olan Celâl Bayar’ı görüyorum.. Ve Sezer, kendi mentalitesi açısından tutarlıdır..

İşte, Atatürkçülük budur; Atatürk’ün nasıl olduğuna gelince.. O konuda hürr değilim ki, serbest olarak kendi şahsî değer yargımı belirteyim, sadece övmekte serbestim..

Yalnız benim beklentim, bu ve benzerlerinin kendilerini, artık, cumhurbaşkanı olarak anamamalarıdır..

Çünkü, bu kişiler daha taa en başta bu sıfatlarıyla, halk’a, cumhur’a yalan söylüyorlar.. Bizim halkımızın büyük ekseriyetinin, cumhurunun böyle bir başkanı yoktur!

 

e-mail:

 

cakirgil@netscape.net

HABER VAKTI