Şeyhin şehadeti!

O, ben doğmadan bir yıl evvel, 11 yaşında sürgünü yaşadı. Yetim kalmıştı. 4 yıl sonra da bir kaza sonucu felç oldu. Ardından acı ile yoğrulmuş bir ömür bıraktı. Ama şerefli!
O bir şehid. Ve o bir şahid. Şahidlik etti ve şehadeti gördü. Yıllarca İsrail zindanlarında yattı. Ama yılmadı.
Ey şehid! Bitti dünya sürgünün ve şimdi isteme bizden makber, sana ağuşunu açmış duruyor Peygamber.
O herhangi bir ölü değil. O Rabbi katında diridir ve bugün onun manevi mirasına sahip çıkacak yüzbinler vardır ve şimdi İsrail daha zordadır. Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. İsrail bunu görecek.
İsrail ve onun yerli ve yabancı işbirlikçileri bunun ne demek olduğunu, öyle anlaşılıyor ki çok yakında acı bir şekilde göreceklerdir.. Herkes onu şeyh olarak tanıyor. Lisede din eğitimi daha sonra Mısır’da hukuk öğrenimi gördü. İslâm hukuku üzerinde çalışmalar yaptı. Bedeni hareketsizdi ama beyni pırıl pırıldı.. Bir dönem öğretmenlik yaptı. Filistinli gençleri yarına hazırlayacaktı. Sonra İslâm merkezini kurarak tüm Filistinlilere öğretmenlik yaptı.. HAMAS’ın kurucuları arasında yer aldı.. CESARET adlı bu örgüt, Filistin halkına teslim olmamayı öğütlüyordu..
Tutuklandı. İsrail mahkemelerinde savunma yapmayı reddetti ve kendini yargılayan mahkemenin adil ve meşru bir mahkeme olmadığını söyledi. Düzmece suçlamalar ve bir yargılama sonucu ömür boyu hapse mahkûm edildi.. Bu arada kendine ahlâksızca tekliflerde bulunuldu. Şeyh hepsini elinin tersi ile itti. Hasta, yaşlı ve çaresiz bir adamı içeride tutmak, İsrail’e bir şey kazandırmayacaktı.. Esir değişimi vesilesi ile tekrar özgür kaldı, ama bu defa sembol bir şahsiyete dönüştü..
Yasin cesaretinden hiçbir şey kaybetmemişti..
Şeyhin kısa süre önce yazdırdığı bir mektubu, onun dünyasını ifade etmesi açısından son derece önemli. “Sana şikâyet ediyorum” diye başlayan mektubunda Şeyh Yasin şöyle sesleniyordu: “Ey Araplar! Ne hallere düştüğümüzü görmüyor musunuz!? Ben ki kocamış bir yaşlıyım, kurumuş iki elim, ne kalem tutuyor ne de silah! Sesimle yeri inletecek güçte bir hatip de değilim!! Ben ki saçları ağarmış, ömrünün son demlerinde, türlü hastalıkların yıktığı ve üzerinde zamanın belalarının estiği biriyim! Tek isteğim benim gibi, Müslümanların zaaf ve aczinden müteessir olanların yazmasıdır!! Gerçekten böyle mi? Siz ey Müslümanlar! Suskun ve aciz! Helak olmuş ölüler!! hâlâ kalpleriniz sızlamıyor mu? Başımıza gelen bu acı felâketler karşısında, bir halk yok mu? Allah için ve ümmetin namusu için kızacak! Hiç kimse yok mu şerefli direnişçilerden, bizleri katil teröristler olarak ilan edenlere karşı duracak! Bizleri yıkıp, yok etmeye and içtiler! Bu ümmet utanmaz mı!? Şerefi kirlenirken!! Bu ümmetin devletleri utanmaz mı!? Siyonist katilleri ve uluslararası işbirlikçilerini görmezden gelirken! Omuzlarımıza el verecek ve gözyaşlarımızı silecek bir bakış!! Bu ümmetin kurumları, sivil güçleri, partileri, teşkilatları ve bariz şahsiyetleri, Allah için kızmaz mı!? Tümü birden sokaklara dökülüp, “Ey Rabbimiz! Gücümüzü topla, zaafımızı gider ve mümin kullarına yardım et” diye çağıramaz mı!? Buna da mı gücünüz yetmiyor!? Bizim için dua etmeye!! Yakında bizim büyük ölümlerimizi duyacaksınız, çünkü o zaman bizim alnımızda şu yazılacak, “Bizler direndik! İleri atıldık ve kaçmadık!” Ve bizimle birlikte çocuklarımız, kadınlarımız, yaşlılarımız ve gençlerimiz ölecek!! Onları, bu suspus ve bön ümmete yakıt yapacağız!! Bizden, teslim olmamızı ve beyaz bayrak dikmemizi beklemeyin! Çünkü biz, bunu yapsak da öleceğimizi biliyoruz. Bırakın savaşın onuruyla ölelim!! Dilerseniz bizimle olun, elinizden geldiğince, öcümüzü sizden her biri boynuna taksın!! Dilerseniz bize acıyarak ölümümüzü izleyin!! Taziyemiz, Allah’ın, emaneti savsaklayan herkesten kısas almasıdır!! Umarız bizim aleyhimize olmazsınız!! Allah aşkına, bari aleyhimize olmayın!! Ey ümmetin liderleri, ey ümmetin halkları!! Allah’ım! Sana şikâyette bulunuyorum. Sana şikâyette bulunuyorum. Gücümün azlığını, imkanımın yetersizliğini ve insanlara karşı zaafımı sana şikâyet ediyorum. Sen mustazafların Rabbisin. Sen bizim Rabbimizsin! Bizi kime bırakıyorsun! Bize cehennem olacak uzaklara mı? Veya düşmana mı? Allah’ım! Akıtılan kanlar, dokunulan ırzlar, çiğnenen hürmetler, yetim bırakılan çocuklar, oğlunu yitirmiş anneler, dul kalmış kadınlar, yıkılmış evler ve ifsad edilmiş ekinler aşkına sana şikâyette bulunuyorum. Sana şikâyette bulunuyorum! Gücümüz dağıldı. Birliğimiz bozuldu. Yollarımız ayrıldı. Halkımızın zaafını ve ümmetimizin bize yardım edip, düşmanı yenmedeki aczini Sana şikâyet ediyoruz.”
Allahım bizi affet. Bize akıl ve cesaret ver. Bizi kurtuluşa erenlerden eyle, gazaba uğrayanlardan değil. Selâm ve dua ile..

Abdurrahman Dilipak 24 Mart 2004 Vakit