Şerr-i kalîl nedir?
Kâinatın Hâliki olan Rabbül-Âlemîn,
hâşâ ki şerri murâd etmez. Yarattığı her şey bir hikmete mebnî vücut bulmuştur.
Fakat, insan aklı her hadisenin hikmetini kavrayamıyor. Bu yüzdendir ki, insanın
kavrayamadığı meselelerde, Hayr-ı kesîr için şerr-i kalîl tercih edilir hükmü
konmuştur.
Yani, bir hadisenin yaratılmasında çok hayır varsa, orada az şer olmasına
bakılmaz. Burada geçen şer kelimesi, hâşâ ki bizim kafamızda canlanan şer
demek değildir. Bu, bize göre şer sanılan nesne demektir. Zaten bu hüküm fıtrî
kanunlar için geçerlidir.
Meselâ, yağmurun yağması âlem için bir rahmettir. Fakat, bazan o yağmurdan zarar
görenler de bulunabilir. Bir hikmete mebnî tedbirini almayan insanlar ıslanır
veya selden tarlaları ziyana uğrar. Bu cüzî zarar insanlara şer olarak
görünürse de, yağmurdaki küllî hayrı ortadan kaldırmaz. O küçük zarardan
kurtulmak için yağmurun yağmamasını istemek daha büyük zarara yol açar.
Oruç tutmak da buna benzemez mi? Gün boyu Müslümanın aç kalması zâhiren şer
gibi görünür, ama kazanılan maddî-manevî faydayı örter mi? Hz. Âdem (as)in
Cennetten ihracı, Şeytanın yaratılması, zelzelelere müsaade edilmesi gibi
akılla hikmetleri tam çözülemeyen meseleler için işte bu Hayr-ı kesîr için
şerr-i kalîl tercih edilir hükmü konmuştur. Risâle-i Nûr Külliyâtında işte bu
gibi suallerin cevapları vardır...
Günümüzde ise bu hükmün yanlış yerlerde kullanıldığını görüyoruz. Kişiler, hele
de kendilerini Risâle-i Nûra nisbet eden bazıları, akılları sıra hizmet
edebilmek için kendilerini günaha sokuyorlar ve sonra da oturup ciddî tövbe
edecek yerde bu hükmün altına sığınıyorlar. Feyâ sübhânallah!..
Fıtrî kanunlardaki insan aklının kavrayamayacağı hikmetleri anlatmak için
konulan hüküm nerede, kişinin şahsî günahına bu hükmü âlet etmesi nerede?
TCnin okullarında okumak için başını açan kız da buna sarılıyor, memuriyet
yapabilmek için namazını terk eden adam da buna sarılıyor, ticaretini
sürdürebilmek için faize gömülen tüccar da buna sarılıyor, kızları İslâma
getirebilmek bahanesiyle onlarla aşna-fişne olan delikanlı da buna sarılıyor.
Olur mu böyle ahmaklık? Sevap kazanabilmek için günaha girmek hangi kitapta
yazıyor?
Hele de Bedîüzzaman gibi bir Allah dostunu bu yanlışlara âlet etmeye kalkanın
Allahtan korkması gerekmez mi? Hedefi meşrû olanın, vâsıtası da meşrû olmalı
değil midir? Boyunca günaha girenler, tevbe etseler kurtulurlar; ama böyle
kılıfa sararak günahı meşrû görenlerin kurtuluşu olur mu?
Mustafa Kaplan 15 Aralık 2003 Vakit