Seçim ve inanç

Muhasebemi hep yaparım. Yenilerin dediği gibi sesli düşünürüm. Doğrularımı, yanlışlarımı kontrol ederim. Neden yalnızım? Başkalarının deyişi ile katı ve tavizsiz olduğum hükmü nereden çıkar. Doğrusu da odur. Bir üslup meselesinden çok hayata bakış meselesidir. Hayatımın bütün noktalarında Kur’an olsun isterim. Başka rejimlerin işime karışmasını istemem. İnancımı kontrol etmesine tahammül edemem. Kur’an, dünyaya bakışta, ahirete gidişte rehberim olsun isterim. Günlük yaşamlarımızın yorumu da Kur’an’ca olsun derim. İslâmi sistemlerle münasebetimiz de Kur’an’ın ışığında değerlendirilsin isterim. Müslümanların hassas olması gerekirken yabancı unsurlara omuz vermeleri, yaşatmak için bütün güçlerini harcamaları beni çıldırtıyor.
Huzeyfe (r.a.) Peygamberimizden naklettiği “Müslümanların cemaatına tabi ol. O devirde cemaat ve imam bulunmadığı takdirde o devirde gördüğünüz bütün fırkalardan uzak dur” emrine rağmen inananların batılı desteklemesine, orada toplanılmasına, batılı kendilerince yorumlayarak hareket edilmesini affedemiyorum.
Bu vurgu ve duygular içinde kıvranıp duruyorum. Kendime güvenim kalmıyor. Batılda bütünleşilmesine akıl erdiremiyorum. Gözümüzden kaçan kaç mesele var. Herkes batıl diye gitmiyor. Gittiği yola İslâmi çiçekler serperek gidiyor. Ona kudsiyyet izafe ederek gidiyor. Arkamdan gelmezseniz!.. fetvasını veriyor menfaat kıskacını kuruyor. Sadece kendi yollarının doğruluğuna inanıyor, inandırmaya çalışıyor. Ortada bir doğru var. Ama, cemaatlar kadar doğru, partililer kadar fikirler oluyor. Bu sebep bile fikirlerinin yanlış olduğuna, davalarının batıl olduğuna işarete kâfidir. Particiliğin İslâm’da ne işi var. İslâm’ı yok etmeye çalışan bir sistemi Müslümanın sahiplenmesi, ayakta tutması bizi nereye götürür.
Sokaklarda bir gürültü var. Avrupalıların karnaval dedikleri, kimi çalar, kimi söyler kimi de inanana hoş gelen ilahileri mırıldanır. Neyin karnavalı? Particilik karnavalı. Her grup meşrebinin gereğini dile getiriyor. Vaat üstüne vaat. Bu durum beni ilgilendirmiyor aksine içimi acıtıyor. Parti ya da rejim olmasından değil. Bir sistemin hakimiyyetindeyiz. Vatandaş seçecek, birileri seçilecek. Benim üzüldüğüm, tek hedefleri inancı ortadan kaldırmak olan bir rejime inanmalarıdır.
Batıldan hak çıkmaz. Bunu biliyoruz. Ben olursam düzelir, kötülüğe mani olurum, düşüncesi büyük bir hatadır. Meydanı boş mu bırakalım mantıksızlığı da onlardan biridir. Derim ki, vatandaş olarak ne yaparsan yap da, Müslümanım Elhamdülillah diyerek yola çıkma. Harama besmele çekmiş olursun.
Kur’an elinden alındı, ses çıkarmadık.
Başörtüsü inancından soyutlandı yüzümüz kızarmadı.
Camilerde inancımızın kitabı yasaklandı suskun kalındı. Şimdiki karnavaldaki gürültün nedir? Neşen nedir? Hırsın nedir? İki, Müslümanım diyenin kavgası nedir? Kim nereye davet ediyor? Gıybet, iftira, bühtan, sataşma kimin adına yapılıyor? Allah için mi? Makam, mevki ve dünya menfaatı için mi? Bu görüntü bile kavganın adresini vermeye kâfidir.
Bütün bu olayları sesli düşündüm. Arkadaşlarımla istişare ettim. Haklı olduğumu söyleyenler olduğu gibi; ama!.. diyenler çoğunluktadır. Tarihin ihtişamından esinlenenler, toprakların dualı olduğunu söyleyenler, askeri peygamber ocağı bilenler, ulus-devlet içinde olanlar ise çoğunluğu temsil edenlerdir.
İslâm’ı yaşam biçimi seçenler, sisteme karşı demokratik hakkını kullananlar ise azınlıktadır. Radikaldir, tutucudur ve de politika bilmeyenlerdir. Onlardan biri de benim.

Duran Kömürcü  7 Mart 2004 Vakit