Şahinler de, kargalar da...

Tepesine geçirdiği haham kippasıyla Haçlı Seferleri başlatan dünya Deccalı Bush, gözü dönen bir kara taassupla, akıllı insanların nasihatını da dinlememişti. Bizim caddemizde yürümeyen bir yazar, Irak seferi esnasında şöyle diyordu:
“Savaş sonunda Saddam devrilse bile ABD ve İngiltere rahat oturacak bir zemin bulamayacaklardır. Mutlaka direniş hareketleri, örgütleri ortaya çıkacaktır. Irak’ın ABD ve İngiltere için savaş sonrası bir siyasi bataklığa dönüşmesi olasılığı yüksektir.” (Fikret Bila, Milliyet, 29 Mart 2003)
ABD’nin maşası Hüsnü Mübarek de dostunu uyarıyordu:
“Bu savaş bittiğinde, eğer biterse korkunç sonuçları olacak. Bir Usame bin Laden yerine 100 Laden’imiz olacak.” (Vakit, 1 Nisan 2003)
Söylenenlere kulak verilmedi de ne oldu? Korkunç bir bataklığa giren Haçlı kopillerinin henüz daha ayakları batıyorken manzaralarını görmüyor musunuz?
Bir ülke, herhangi bir işgal halini düşünerek, gerekli gerilla teşiklatlarını hazırlamaz mı? Irak bir devlet değil miydi? Üstelik de bir taraftan kâfirlere karşı “cihâd” anlayışıyla uyanan Müslümanlar, diğer taraftan da maddi menfaatleri gereği ABD’nin tökezlemesini bekleyen “Rusya, Çin, Almanya, Fransa, Japonya”ya kadar yüzlerce devlet ve örgüt şimdi boş mu duracaklar?
Durmadıklarını da görüyoruz. Irak’ta kansız gün geçmiyor. Birleşmiş Milletler binası, Ürdün ve Türkiye elçilikleri, CIA merkezi, Kızılhaç meskeni de dahil vurulan noktalar; bu bulutlardan daha çok rahmet ineceğinin işaretleridir.
Bush’un bir numaralı Şahin’i geçinen Yahudi Paul Wolfowitz de geçen gün postu zor kurtardı. Bir albayları nalları dikerken; bir kat üstte oturan Şahin, kireç gibi bir yüzle otelden ayrıldı. Bir gazete şu başlığı atmıştı: “Şahin, göz göre göre vurulacaktı” (Sabah, 27 Ekim 2003).
Bu şarkının burada bitmeyeceği kesindir. Maddi menfaatleri için Haçlı Seferi başlatan ve emperyalist siyonizmin oyuncağı olanlar, elbette neticesine katlanmayı da bilmek zorundadırlar. Dört gözle tökezlemesini bekleyen bütün dünyanın önünde ABD’nin de, onun dümen suyuna girenlerin de vaziyetleri hayli müşkildir.
Ayağı sürçtüğü anda, dünyanın hemen hemen her yerinde birden korkunç bir karşı harekete maruz kalacaklarını herhalde kendileri de biliyorlardır. Kendi düşen elbette ağlamamalıdır. O beklenen gün geldiğinde ise şahinlerle beraber kargaların da akıbeti parlak gözükmüyor.
Ne yapalım, açıkça gözüken bu pencereden bakmayalım mı?

Mustafa Kaplan 5 Kasım 2003 Vakit