Politikacılar koltuklarıyla gömülsün!
-Lütfü Bey, Batı
demokrasilerinde seçim kaybeden parti liderleri hemen istifa ediyor. Bizde ise
böyle olmuyor. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
-Bizde parti liderleri bir seçim değil, bin seçim de kaybetse istifa etmez.
Bırakın istifa etmeyi bilmeyi, utanmayı bile bilmez! İşte CHP lideri Deniz
Baykal, girdiği her seçimi olduğu gibi son yerel seçimleri de kaybetti, ama ne
dedi? İstifa etmemi gerektirecek bir neden görmüyorum dedi. Böylelikle de
kendisi utanmazlık rekoru kırdı. Sen kendi seçim bölgen olan, kendi memleketin
olan Antalyada bile seçimi kaybetmişsin, bir milyon oy kaybetmişsin, hâlâ
İstifa etmemi gerektirecek bir neden görmüyorum diyorsun. Deniz Baykal,
utanmazlık rekoru kırdı, ama kendisinin kırdığı bir rekor daha var biliyorsunuz.
Parti lideri olarak girdiği her seçimi kaybetme rekoru. Deniz Baykal olsun ya da
bir başka parti lideri olsun, girdiği her seçimi kaybediyorsa, girdiği her
seçimde hezimete uğruyorsa istifa etmeyi bilecek. Bakın, Japonyada hata yapan,
kusuru olan bir bürokrat, bir politikacı harakiri yapıyor, intihar ediyor.
Bizimkiler bırakın intihar etmeyi, istifa etmeyi bile bilmiyor. Hatalıyım,
kusurluyum, özür dilerim demeyi bile bilmiyor. Utanmayı bile bilmiyor. Her
kaybettikleri, her hezimete uğradıkları seçimden sonra, İstifa etmemi
gerektirecek bir neden yok diyorlar. İstifa etmelerini gerektirecek bir neden
değil, bin neden var, ama yine de koltuklarına sıkı sıkı yapışıyorlar. Hani
eskiden Mısırda firavunları en sevdikleri şeylerle gömerlermiş. Bizim parti
firavunlarının en sevdikleri şey de koltukları! Bizim firavunlar adeta, Beni
koltuğumla gömün! diye vasiyet ediyorlar!
İstiyorlar ki, ölüm bile onları koltuklarından ayırmasın! Ölümden sonra bile
koltuklarında otursunlar! Ancak bu konuyu kendileri sorun etmese bile
partilerinin sorun etmesi gerekiyor. Çünkü adeta, Beni koltuğumla gömün diyen
liderlerin partilerini millet her seçimde biraz daha dibe gömüyor. Kendileri
gömülse iyi, partileri de gömülüyor! Adeta, Beni koltuğumla gömün diyen
liderler, kendileriyle birlikte partilerini de öldürüyor!
-İstiklâl Marşımızın karşısına Onuncu Yıl Marşını çıkartma çabaları var. Buna
ne diyorsunuz?
-Aslında toplum olarak ne bağımsızlık marşı söylemeyi hak ediyoruz, ne de
kahramanlık marşı. İstiklâl Marşı ile Onuncu Yıl Marşı, sonuçta bağımsızlık
marşı ve kahramanlık marşı. Peki şu anda biz bağımsızlığımızı korumakta
kahramanca davranıyor muyuz? Şu anda ne kahramanız, ne bağımsız. Ülke olarak
ABDye bağımlıyız. Toplum olarak kafadan ABDye bağımlıyız. Baksanıza,
Türkiyede bir bakan eşi ABD bayraklı tişört giyip dolaşıyor. Hem ABD bayraklı
tişört giy, hem de İstiklâl Marşı söyle; dünyada bundan gülünç durum olur mu?
Aslında gülünecek değil, ağlanacak haldeyiz. Bir bakan eşi, ABD bayraklı tişört
giyip dolaşıyor, ama ne hükümetten ne partisinden kimse çıkıp onu uyarmıyor.
Burası Türkiye, ABD değil demiyor. Bakalım ne zaman İsrail bayraklı tişört
giyip dolaşacaklar? O ABD ki, dünyadaki Müslümanlara karşı Haçlı Savaşı ilan
etmiş. Afganistanda, Irakta savunmasız Müslümanların üzerine tonlarca bomba
atmış. Şimdi de başka Müslüman ülkeleri bombalamaya, işgal etmeye hazırlanıyor.
O İsrail ki; Filistinlilere zulmediyor, yıllardır onların kanını içiyor. Bütün
bunlar olurken, sen kalk, bir bakanımızın eşi gibi göğsünde Amerikan bayraklı
tişörtle dolaş. Amerikalılar, Türk subaylarının başına çuval geçirsin, Türk
subaylarını aşağılasın, Türk ordusu sesini çıkartmayıp bu durumu kabullensin.
Zaten 28 Şubat darbesinin ünlü generali Osman Özbek de, Türk Silahlı
Kuvvetlerinde görevli hiçbir subay ABDnin aleyhine konuşamaz diyor. Bir
bakanımızın eşi ABD bayraklı tişörtle dolaşsın; Türk ordusu, ABD ne yaparsa
yapsın susup otursun; ondan sonra da İstiklâl Marşı, Onuncu Yıl Marşı söylensin.
Belli ki ruhlarıyla değil, dilleriyle söylüyorlar bu marşları. Ruhsuzca
söylüyorlar. Bu marşlar ruhsuzca söylenmese, İstiklâl Marşımıza tepeden tırnağa
hâkim olan o bağımsızlık ruhu yaşatılır. Bağımsız bir ülke olmadığımıza göre,
Amerikaya bağımlı bir ülke olduğumuza göre, İstiklâl Marşımızı söylemeyi hak
etmiyoruz. Bu duruma bakarak bir önerim var. Ya bağımsızlık ruhumuzu yaşatalım,
bu ruhu kahramanca savunalım, ya da bayramlarda, törenlerde İstiklâl Marşı
söylemeyi bırakalım! Bırakalım da İstiklâl Marşını hak edenler söylesin.
-Amerikada yaşayan Fethullah Gülen Hocanın, Usame bin Ladenden nefret
ediyorum şeklindeki sözlerini nasıl yorumluyorsunuz?
-Fethullah Gülen Hocanın, El Kaide lideri Usame bin Ladenden nefret ettiği
kadar ben de İsrail lideri Şaron ile ABD lideri Bushtan nefret ediyorum. İslâmi
Direniş Örgütünün manevî lideri Şeyh Ahmed Yasini alçakça katleden Şarondan,
Bushtan nefret ediyorum. Vücudunun üçte ikisi felç olan, tekerlekli sandalyede
yaşayan, binlerce yıllık insanî değerlere göre fiske bile vurulmayacak bir
insanı füzelerle vuran Şarondan ve destekçisi Bushtan nefret ediyorum. Söz
nefretten açılmışken şundan da söz etmeden geçemeyeceğim. Bildiğiniz gibi,
İsrail Konsolosluğu önünde türbanlı anneler ile çocuklarının başı çektiği, İnsan
Hakları Derneği gibi sivil toplum kuruluşlarının da desteklediği bir protesto
eylemi yapıldı. Bu protesto eyleminde çocuklar da Şeyh Ahmed Yasini şehid eden
İsraile ve baş destekçisi ABDye olan öfkelerini dile getirdiler. Vay sen misin
bunu yapan. Ertesi günü holding medyası, türbanlı anneleri kastederek, Küçücük
çocuklara İsrail, ABD nefreti, düşmanlığı aşılıyorlar diye yayınlar yaptılar.
Demek ki onlara göre çocuklara İsrail, ABD düşmanlığı değil, dostluğu aşılamak
gerekiyor. Onlar kendileri gibi çocuklarını da İsrail, ABD dostu olarak
yetiştirebilirler, ama başkalarının çocuklarına karışmasınlar. Dünyada bunca
zulüm yapan, bunca vahşet gerçekleştiren, bunca cinayet işleyen ABD ile
İsrailden elbette nefret edeceğiz. Elbette onlara düşman olacağız. Zaten Allah
dostu olan, ne Bush ne de Şaron ile dost olamaz! Onların yönettiği ABD ve İsrail
ile dost olamaz!
11 Nisan 2004 Vakit