"Perdeler indi... Işıklar söndü...
Du bakali nolcek?"
Hikâyeyi bilirsiniz... Ama ben, merhum Nasreddin Hocanın, bilenler,
bilmeyenlere anlatsın deyip de minberden indiği gibi yapmayacağım...
Bilenler tekrar okusun, bilmeyenler öğrensin diyerek yeniden anlatacağım...
Evet, anlatacağım...
Çünkü, bu ülkede;
Kim 500 milyar ister diye soranlara, ben isterim deyip de, yarışmacı
olarak televizyon ekranına çıkıp; önceki akşam olduğu gibi, Ele verir
talkını, kendi yutar salkımı sözündeki talkının telkin demek olduğunu,
külçe gibi yığılmak sözünün takatsiz kalmak demek olduğunu bilmeden,
pahalılık diyen insanlar var!..
Dolayısıyla;
Du bakali nolcek? sözünün ne anlama geldiğini bilmeyenler de olabilir
düşüncesiyle, bu sözün hikâyesini anlatma ihtiyacı hissettim!..
Anlattım ki;
Bilenler, bilmeyenlere anlatsın da, televizyona-melevizyona çıktıklarında,
rezil-kepaze olmasınlar!..
Efendim;
Adamın biri, karısının bir halt karıştırdığından şüphe ediyor, ama son
derece iyiniyetli olduğundan ona toz kondurmak da istemiyormuş!..
Sonunda, şüpheleri galip gelip de, geceleri gözlerine uyku girmez olunca,
bir dedektif tutmuş!..
Hele takip et karımı!.. Durumu da, anında rapor et bana!
Dedektif, başlamış takibe... Tabiî, kadının ne yaptığını, nereye gittiğini
anında bildiriyor kocasına...
Şu anda evden çıktı... Caddede kendini bekleyen lüks bir arabaya bindi!
Kocası;
Du bakali nolcek? Takip et!
Dedektif takipte... Kadın, otomobiline bindiği erkekle birlikte yemekte...
Dedektif, durumu bildiriyor:
Şu anda şampanya içiyorlar... Herifin eli, karınızın omuzunda!.. Yemekten
kalktılar, şu anda dansediyorlar!.. Karınız, başını herifin omuzuna yasladı!..
Herifin eli, karınızın belinde!
Kocası;
Du bakali nolcek?.. Takibi sürdür!
Biraz sonra dışarı çıkarlar... Birlikte adamın evine gelirler...
Dedektif, raporunu sunar:
Şu anda herif soyunuyor... Aaa, şimdi de karınızı soymaya başladı!.. İkisi de
çırılçıplak!
Kocası;
Du bakali nolcek?
Dedektif;
Birbirlerine sarıldılar!
Kocası;
Du bakali nolcek?
Dedektif;
Perdeyi çektiler, ışıkları söndürdüler!
Kocası;
Du bakali nolcek?!?
İLK RAPOR: YÖK!
İtiraf etmeliyim ki;
Karıştırılan bunca halta rağmen, hâlâ bir iyimserlik havası var
birçoklarında!..
Gece gördüğü kâbusu bile hayra yorma aymazlığındaki nice insan, hâlâ
iyimser bir beklenti içinde!..
Olan-biteni görebilmek ve kavrayabilmek için, dedektif olmaya gerek yok!..
Her şey ayan-beyan ortada!.. Hem de tarihleriyle ve belgeleriyle!..
Televizyonlar bangır bangır bağırıyor, gazeteler çarşaf çarşaf manşet atıyor:
Sezer, meslek liselerindeki adaletsizlik ve eşitsizliği ortadan kaldıran YÖK
Yasasını veto etti... 1 milyon civarındaki meslek lisesi öğrencisi, bu yıl da
üniversiteye giremeyecek!
Bazıları, hâlâ umutlu;
Du bakali nolcek?
Aradan birkaç gün geçiyor... Sezerin geçen hafta Cuma günü açıkladığı veto
kararının ardından, gözler Salı günkü AK Parti Grubunda...
Tayyip Bey kürsüye çıkıp, yüzbinlerce meslek liselinin umutlarını yıkan
malûm kararını açıklıyor:
YÖK Yasasını askıya aldık!
Sanki, beklenen bir karar... Sessizce bir kabulleniş!.. Birçoklarında çıt
yok!..
Aksine ümitli bir bekleyiş;
Du bakali nolcek?
VAKİT VE CUMA
Aynı günlerde, yine bir infaz kararı:
Vakit gazetesi, 312 general tarafından açılan dâvâda, yaklaşık 1 trilyon lira
tazminat ödemeye mahkûm edildi!.. Karar, 4 ay gibi rekor bir sürede verildi!..
1 trilyonluk tazminatın da, dünyada bir eşi-benzeri daha yok!
Bazıları; hâlâ büyük bir aymazlık ve vurdumduymazlık içinde;
Du bakali nolcek?
Arkasından; gazeteler ve yazarlar, bir başka gelişmeyi haber veriyor:
Tam 14 yıldır yayın hayatında bulunan ve 700 haftadır, kapaklarıyla gündem
oluşturan Cuma dergisi; Genelkurmay Başkanının bile konuşmayın uyarısında
bulunmasına rağmen demeç veren 3 generale disiplinsiz paşalar dediği için
yüksek bir tazminat cezasına mahkûm oldu ve dergi kepenk indirmek zorunda
kaldı!..
Mahkûmiyet kararının gerekçesi de ilginçti:
Generallerin fotoğraflarının sinekli kâğıtlara basılması, pisliği
çağrıştırmaktadır!
Oysa, Yeni Şafaktan Kürşat Bumin, şöyle diyordu:
Bizim iskambil oyunlarında eskiden ispati, sonradan sinek olarak
adlandırdığımız kartların aslı yoncadır... (...) Biliyoruz ki, Frenklerin
trefle, yani Türkçesi yonca olarak adlandırılan sinekin pislik
çağrıştırma ile hiç mi hiç ilgisi yoktur...
Ama, mahkeme tazminata hükmediyor ve zaten kendi yağıyla kavrulan bir dergi,
yayın hayatına son vermek zorunda kalıyor...
Bazıları, hâlâ iyimser bir beklenti içinde;
Du bakali nolcek?
İHLLİ POLİS OLAMAZ!
Derken, gazetelerde ve televizyonlarda bir başka haber:
Mahkeme Başkanı Mustafa Bumin, Başkan Yardımcısı Haşim Kılıç ve üye Sacit
Adalının muhalefet oylarına rağmen, Anayasa Mahkemesi yeni bir karar alıyor:
İmam Hatip Lisesi mezunları polis olamaz!
Öyle bir tezat ki,
İmam Hatip mezunları; esnaf olur, işyeri sahibi olur ve vergi verir!..
Bazılarının içine sinmese de, bu ülkede Başbakan olur, bakan olur,
milletvekili olur!.. Kışlaya gider asker olur, ama, her ne hikmetse
polis olamaz!..
Bazıları, hâlâ aymazlık içinde... Adım adım kuşatıldığının hâlâ farkında
değil!..
Kazan içindeki kurbağa misali; derece derece ısıtıldığının ve sonunda
haşlanarak öleceğinin ayırdında değil!..
Kuşatmanın sürdüğünü, suyunun ısındığını göre göre, hâlâ umutlu bir
bekleyiş içinde;
Du bakali nolcek?
...VE MGV KAPATILDI!
Veee, gazetelere dün yansıyan son haber:
Ankara 25. Asliye Hukuk Mahkemesi, MGVnin kapatılmasına ve malvarlıklarının
Vakıflar Genel Müdürlüğüne devredilmesine karar verdi!
Adından da anlaşılacağı gibi;
Vakıf, millî bir duruş sergileyen, millî bir gençlik hedefleyen bir
kuruluş!..
Popstar veya Topmodel değil, millî ve manevî değerlerle yoğrulmuş bir
gençlik oluşturmayı hedeflemek gibi, önemli bir fonksiyon yüklenen bir
kuruluş!..
O da kapatıldı!..
Tıpkı;
İmam Hatiplilerin önünün kapandığı ve onların polis olmalarının bile
yasaklandığı gibi!..
Tıpkı;
Cuma dergisinin de kapandığı, Vakitin de kapattırılmak istendiği gibi!..
Tıpkı;
10 bin fakir öğrencinin özel okullarda okuma yollarının kapatıldığı
gibi!..
Tıpkı;
Kuran kursları yönetmeliğinin geri çekilerek, Kuran öğreniminin önünün
kapandığı gibi!..
HÂLÂ İYİMSERLİK!
Tüm bunların, ABD ve İsrail orijinli büyük bir plânın parçaları olduğunu
görmeyen, millî ve manevi değerleri kuşatma ve yok etme operasyonunun adım
adım uygulandığının farkına varmayan, Yahu ne oluyoruz?.. Nereye
götürülüyoruz? diye sormayan birçokları; hâlâ kış uykusunda olmalı ki,
gözlerini ovuşturarak izliyor olup biteni!..
Hâlâ beklenti içinde;
Du bakali nolcek?
Ne olduğu ortada;
-Eve kapatıldık!
-Soyuluyoruz!
-Perdeler indi!
-Işıklar söndürüldü!
Hâlâ soruyoruz;
Dur bakalım ne olacak?
Türkçe yayın ne zaman?
TRT Genel Müdürü Sayın Şenol Demiröz, dün açıkladı: Farklı dil ve lehçelerde
yayına (Çerkezce, Arapça, Lazca ve Zazaca) Pazartesi gününden itibaren
başlıyoruz!
Bu, şu demek:
Pazartesi gününden itibaren Kürtçe yayın başlıyor!..
Bu adım, elbette çok önemli bir adım...
Temennim o ki, TRTyi özel televizyonlar da örnek alır!..
Alır ve onlar da, Amerikancadan geriye kalan zamanlarda Türkçeye ağırlık
verirler!.. Çünkü Türkçe, özel televizyonlarda bir yabancı dil haline geleli
epey zaman oldu!..
Hani, onlar da Türkçe yayına geçseler, hiç fena olmaz!..
Hasan Karakaya 05.06.2004 Vakit