Özde değil sözde İslâm!
- Lütfü Bey, Fethullah Gülen
cemaatince düzenlenen Abant toplantıları bu yıl Amerikada yapıldı ve bu
toplantıya Amerikan Gizli Servisi CIAnın şefi Francis Fukuyama ev sahipliği
yaptı. Fukuyama, Aşırı İslâmı ezeceğiz; sadece ılımlı İslâmcılar ezilmekten
kurtulacak şeklinde görüşleriyle tanınıyor. Siz ne diyorsunuz buna?
- Bu haddini bilmeze haddini bildirecek bir Allahın kulu yok muydu o
toplantıda? Fukuyamanın bu sözleri aslında ABDnin ve tabiî onun ikiz kardeşi
İsrailin niyetinin açıkça dile getirilmesidir. ABDnin de, İsrailin de
istediği İslâm olmayan bir İslâm! ABDnin, İsrailin desteklediği ılımlı İslâm
projesinin özü bu. İstedikleri özde değil sözde İslâm! Cismi değil ismi İslâm!
Zaten bizdeki ılımlı İslâm projesinin önderleri türbanlı kızlara açıkça şunu
öneriyorlar. Diyorlar ki; Örtünmek teferruattır; okumak için başınızı
örtmeyebilirsiniz. Yine ülkemizdeki ılımlı İslâm projesinin önderleri TÜRSAB
tarafından düzenlenen ve Diyanet İşleri Başkanlığınca da katkı verilen İnanç
Turizmi Günlerinin gala yemeğinde içki içilmesini hoş karşıladıklarını
söylüyor. Bunları söyleyenler ılımlı İslâm projesinin dini önderleri. Bir de
ılımlı İslâm projesinin siyasî önderleri var ki, onlar da Faiz dünyanın bir
gerçeğidir; faizsiz ekonomi bir aldatmacadır türünden sözler sarfedebiliyorlar.
Faiz dünyanın bir gerçeği ise faizin haram olduğu da İslâmın bir gerçeği!
Dünyanın gerçeklerine uyacaksınız ama İslâmın gerçeklerine uymayacaksınız, demek
istediğiniz bu mu? Demek ki örtünmeyeceksiniz, içki de içebileceksiniz, faiz de
yiyebileceksiniz, ondan sonra da bunun adına İslâm diyeceksiniz! Ilımlı İslâm
dedikleri işte bu. Bunlar bugün, Günde beş vakit değil bir vakit namaz kılsanız
da olur dedikleri gibi, yarın öbürgün pekalâ, Domuzdan da kurban olur
diyebilirler! Aslında Aşırı İslâmı ezeceğiz; sadece ılımlı İslâmcılar
ezilmekten kurtulacak demek özetle şu demek. Demek istiyorlar ki, Biz İslâmı
ezeceğiz; İslâm olmayan bir İslâmı ise destekleyeceğiz! Kendilerine
benzetecekleri bir İslâm istiyor onlar!
- Özellikle 12 Eylül 1980 darbesinden sonra ahlâki değerlerimizin çok aşındığı,
çok dejenere olduğu biliniyor. Ahlâki değerlerimizdeki bu aşınmanın, bu
dejenerasyonun boyutu nedir sizce?
- Bugün ek işi, ikinci işi kadın satıcılığı olan öğretmenler var diyeyim de siz
anlayın gerisini! Nitekim ek işi, ikinci işi kadın satıcılığı olan bir öğretmen
suçüstü yakalandı geçenlerde. Bu haber, medyada da yer aldığı için
hatırlarsınız. Eskiden de öğretmenler ek iş, ikinci iş yaparlardı, ama örneğin
pazarlarda limon satarlardı. Nereden nereye gelmişiz! Eskinin öğretmenleri
idealistti. Kıt kanaat geçinirler, ama iyi eğitilmiş nesiller yetiştirebilmek
için her türlü fedakârlığı gösterirlerdi. Bir bakıma öğrenci öğretmenini örnek
alır. Şimdi öğrencilerin; ikinci işi, ek işi kadın satıcılığı olan
öğretmenlerini örnek aldığını düşünün. Bu ortamda ahlâken sağlıklı nesiller
yetişir mi? Sık sık Anadoluda dolaşıyorum; davet ediyorlar, Öğretmen Evlerine
de gidiyorum. Biliyorsunuz, Ordu Evleri gibi Öğretmen Evleri de Anadolunun her
tarafında var. Bazı Öğretmen Evlerinde gördüğüm şuydu: Buraları birer içki evi,
birer kumar evi gibiydi. İnsan Öğretmen Evi deyince, öğretmenlerin kendilerini
geliştirmek için kütüphanesini doldurdukları bir yer arıyor. Kütüphaneye gideni
ara ki bulasın. Bu konuyu Öğretmen Evlerinin yöneticileriyle konuşuyordum,
diyorlardı ki; Buraya öğretmenler ya bir şeyler içmek için ya da oyun oynamak
için gelirler; çoğu bırakın kitap okumayı, gazete bile okumazlar. Şimdi
düşünün, bu durumdaki bir öğretmen öğrencisine ne öğretebilir? Ya da biraz önce
verdiğim bir örneği düşünün. Ek işi, ikinci işi kadın satıcılığı olan bir
öğretmen öğrencisine ne öğretecek? Herhalde kadın satıcılığının inceliklerini,
püf noktalarını öğretecek! Yalnız öğretmenlere haksızlık yapmayalım,
öğretmenlerle sınırlı değil bu ahlâki aşınma. Bugün adı rüşvete, hırsızlığa,
yolsuzluğa bulaştığı için yargılanan hukukçular var, hem de profesör düzeyinde.
Bugün parası olmadığı için hastasına tıbbi müdahalede bulunmayıp, onun ölümüne
yol açan doktorlar var. Paran yoksa öl anlayışı maalesef topluma hâkim olmuş.
Paran yoksa öl anlayışının hâkim olduğu bir toplumda ahlâki değerler, insani
değerler yaşar mı? Hayatın para olduğu bir ortamda ahlâk da, insanlık da ölür!
İşte bugün yaşadığımız budur.
- İdam edilen Başbakan Adnan Menderesin eşi Berin Menderesin anılarını
anlattığı tek insansınız. Adnan Menderesi ezici bir çoğunlukla Başbakan yapan
halkın, onun asılmasına tepki göstermesi gerekmez miydi?
- Genel seçimlerde halkın yüzde 34ü Tayyip Erdoğana oy verince, Halk Tayyip
Erdoğanı seviyor diyorsak, halkın yüzde 57sinin oy verdiği Adnan Menderes
için, Halk, Adnan Menderesi taparcasına seviyor dememiz lâzım. Gerçekten de
halk, Adnan Menderesi taparcasına seviyordu. Hatta askeri darbe öncesi çıktığı
yurt gezilerinde, onun için, kendi çocuğunu kurban etmek isteyenler bile oldu.
Ama halkın taparcasına sevdiği, uğruna kendi çocuğunu bile kurban etmeye
kalkıştığı Adnan Menderes, askeri darbeyle devrilip asıldığında halk hiçbir
tepki göstermedi. Oysa bu halkın yarıdan çoğu Adnan Menderese oy vermişti.
Bakın size bir anımı anlatayım. 12 Eylül sonrasında askeri darbeye karşı
başlattığım mücadele sonunda cezaevine girdim. Ben cezaevindeyken devrik
Başbakan Süleyman Demirel, Cezaevinden çıkınca ilk uğrayacağınız yerlerden biri
benim ev olsun diye haber gönderdi. Cezaevinden çıkınca kendisinin bu davetine
icabet ettim. Güniz Sokaktaki evinde başbaşa konuşuyoruz. Bir ara Süleyman
Demirele, Sizin ve Bülent Ecevitin partisinin askeri darbeden önce aldığı
toplam oy oranı neredeyse yüzde 90a yakındı. Peki şimdi darbeciler sizi ve
Bülent Eceviti bir duvarın dibinde kurşuna dizseler, bunu da televizyondan
bütün millete izletseler, milletin tepkisi ne olur? dedim. Süleyman Demirel acı
acı gülümsemeyle yüzüme baktı ve Rahmetli Adnan Menderes asıldığında ne olduysa
o olurdu; yani millet hiçbir tepki göstermezdi dedi. Düşünün, halkın neredeyse
yüzde 90ının oyunu alan iki partinin lideri kurşuna dizilecek ve halk hiçbir
tepki göstermeyecek. Acı ama gerçek. Nitekim Süleyman Demirel ile Bülent
Ecevitin partilerine yüzde 90 oranında oy veren halk, askeri darbecilerin
yaptığı Anayasaya da yüzde 92 oranında oy verdi. Hem de Süleyman Demirel ve
Bülent Ecevite ilaveten Necmettin Erbakan gibi parti liderlerinin de karşı
çıkmasına rağmen halkın yüzde 92si askeri darbecilerin anayasasına oy verdi.
Demek ki; başbakanların kurşuna dizilmemesi, idam edilmemesi için giden ağam,
gelen paşam zihniyetinin kurşuna dizilmesi, idam edilmesi lazım!
16 Mayıs 2004 Vakit