Önce sevgiyi öldürdüler
İkiye katlanmış bir gazete
sayfası düşünün: Önümdeki kitabın ebadı işte bu. Adı ise şöyle: Osmanlı
İmparatorluğundan Türkiye Cumhuriyetine: Nasıldı Nasıl Oldu...
1933 yılında, Cumhuriyetin onuncu yıldönümü münasebetiyle basılan bu kitap resmî
bir devlet yayını... Yani hiç kimse Birileri yapmış.. Yazmış diyemez. Kitabı
hazırlayanların adı da zaten bir devlet yayını ile karşı karşıya
bulunduğumuzun somut delili: Vedat Nedim Tör ve Burhan Asaf... İkisi de
devlet memuru... Zaten kitap İstanbulda Devlet Matbaasında basılmış. Bu bile
resmî kimliği konusunda hiç tereddüde mahal olmadığını gösteriyor.
Kitap hakkında neden bu kadar teferruata girdiğime gelince: Çünkü cumhuriyeti
yeni kuşaklara anlatma iddiasıyla yayınlandığı öne sürülen bu kitap, tam bir
iftiranamedir. Osmanlı padişahlarını, Osmanlı devlet kurumlarını, toplumsal
yapıyı ve toplumsal yapının dayandığı kutsal kökleri iftiraya bulamakta,
aşağılamakta ve her fırsatta karalamaktadır. Bu yapısıyla, kitap, cumhuriyeti
anlatmak için değil de, sanki geçmişi yaralamak ve karalamak için hazırlandığını
düşündürmektedir.
Hiçbir ayırım yapılmadan padişahlara münasip bulunan sıfat, zorbadır. Kitabın
ikinci sayfasında aynen şöyle denmektedir: Padişahlar, sarayın dört duvarı
içinde soysuzlaşmış zulüm ve sefahet mirasyedileridir... Sultanlar içinde millet
davası, kendi aile menfaatlerini kurtarmak için pazara çıkarılan bir metadan
(maldan) ibaretti. Sultanlar millete inanmazlar, milletin gelişmesini
istemezler, millette beliren her türlü uyanıklık hareketlerini bir kan deryasına
boğarlar, kuvvetlerini milletin şuurundan ve sevgisinden değil, milletin
cehaletinden ve korkusundan alırlardı.
Kitabın altıncı sayfasından bir cümle: Horoz dövüştüren Sultan! Yedinci
sayfasından bir cümle daha: Gazi, fikir dövüştürür. Sekizinci sayfada,
bazıları daha sonra padişah olan Osmanlı şehzadeleri şöyle niteleniyor:
Sarayların dört duvarı içinde halayıklar ve haremağaları arasında yetişen nazlı
efendiler kuş beyinli kalmaya mahkûmdurlar.
Kitabın kuş beyinli kalmaya mahkûm olduklarını söylediği şehzadelerden tahta
çıkanlarından biri Yıldırım Bayezitdi, ki, milletimizi Avrupadan atmak için
gelen ve gök kubbe çökse mızraklarımızla tutarız diyen mağrur haçlı ordusunu
Kosovada perişan etti...
Diğeri Murad Hüdavendigardı, ki, İkinci Niğbolu Zaferini kazandıktan sonra,
millet-devlet davası uğruna şehit oldu...
Kitabın kuş beyinli kalmaya mahkûm olduklarını söylediği şehzadelerden bir
diğeri Sultan İkinci Mehmed ünvanıyla padişah olup Bizans emellerini yerle bir
etti. Bu milletin devletini devrinin süper gücü yaptı. Dünya tarihinde ilk kez
kişisel hak ve özgürlükler sayfasını açıp bundan yalnız Müslümanları değil,
Hıristiyan ve Musevileri de yararlandırdı.
Bunlara ve torunlarına, yani Yavuz ve Kanuni dahil, hem tarihsel çizgide, hem de
günümüzde iftihar vesikalarımız olan dahilere kuş beyinli diyebilmek için,
insanın gerçek anlamda bir kuş beyinli olması yetmez, aynı zamanda derin bir
kin kuyusundan hayata bakması da gerekir.
Bu kitap gerçekten de bir kin kuyusundan hayata bakıyor. Bunu kitabın her
sayfasında görmek mümkün olmakla birlikte, en çok, sevgi, hoşgörü ve barış
simgesi sayılan Mevlevilerin fotoğraflarının basıldığı yirmidördüncü sayfada
kendini gösteriyor. Çünkü bir grup semazenin (sema edenlerin) fotoğrafının
altına aynen şu cümle yazılmış: Şu soytarılara milletin ruhu emniyet olunur
mu?
Peki ya böyle kitaplara milletin şuuru emanet edilebilir mi?
Mevlana Haftasında bunları hatırlamamın sebebi, geçtiğimiz Cuma günü bazı
gazetelerin dindarları şu veya bu şekilde incitici ortak manşet ve haberlerle
çıkmalarıdır...
Hürriyetin manşeti: Sinek avlayan ilahiyat. (Habere göre Eskişehir İlahiyat
Fakültesinde her şey varmış, ama sadece öğrenci yokmuş)
Yıllardan beri dini irtica, dindarı mürteci diye karalayan, ilahiyat, ya da
imam hatip mezunu bürokratları malum mercilere gammazlayıp görevden atılmalarını
sağlayan onca yayına rağmen, bırakınız bu okulların öğrenci kaybetmesini, ayakta
kalabilmeleri bile çok büyük bir olay sayılır. Sabahın manşeti: Kaplan avı.
Akşamınki de buna yakın: Karasese şok baskın. (Habere göre, Alman polisi,
Almanyada hilafet devleti kurduğunu açıklayan Metin Kaplan ve taraftarlarını
basmış)
Kaplancıların bütün Almanyada birkaç yüz kişiden ibaret olduklarını da aynı
gazeteler yazmıştı. Böyle büyütülmesinin sebebi belli: Kendi halinde dindarları
bile ürkütüp sindirmek ve demokratik haklarını dahi talep edemez duruma
getirmek...
Aynı gazetenin bir ilk sayfa haberi: Adjanı de türbana karşı...
Adjanı de kim? Ne iş yapar? Ne yer, ne içer, nerede yaşar? Bizimle ne ilgisi
var?.. Ya da Adjanı türbana taraftar olsaydı yine haber yapılacak mıydı? Bunları
sormanın bir anlamı yok. Kurt kuzuyu yemeye karar verdiğinde bahane bulunuyor.
Lakin bu devirde ve şu demokratikleşme sürecinde kimsenin kuzu olmadığını kimse
Yavuz Bahadıroğlu 15 Aralık 2003
Vakit