Oligarşik cumhuriyetin bayramı

Bir zamanlar, bazı rejimler “cumhuriyet” kelimesini yeterli bulmamışlar, başına bir de “halk” sıfatını eklemişlerdi. Halk cumhuriyetleri tarihe gömüldü. Bu cumhuriyetlerin cumhuriyetle alâkaları isimden ibaretti. Halka nisbetleri de öyle. Bürokratik bir oligarşi tarafından komünizm adına idare edilirlerdi. Burada ideoloji dinin yerini almıştı. Bu itibarla, onların yöneticileri bir zamanların teokratik yönetimleri gibi kutsallık kılıfına sarılırlardı.
Tek başına “cumhuriyet” kelimesi bir rejimin mükemmelliğine delil olabilir ve ululama konusu yapılabilir mi?
Tarih ne cumhuriyetler gördü! En yakınımızda Saddam’ın cumhuriyeti mesela. Bu cumhuriyet, Saddam ve onun Baasçı kadrosunun cumhuriyeti idi. Halk sabah akşam Saddam’ı methü sena etmek zorundaydı. Ders kitaplarında metamatik, fizik dahil Saddam vardı. Bizim ders kitaplarında ne var bir bakın?
Eğer cumhuriyetinizin zalim Saddam’ın cumhuriyetinden farkı yoksa, onun ululanabilir bir tarafı olmadığını da kabul etmek zorundasınız.
Cumhuriyet rejiminin monarşiye, saltanat rejimine karşı bir alternatif olarak ortaya çıktığı malum. Elbette sultanın, kralın iradesine dayanan rejim yerine, cumhurun, yani halkın iradesine dayanan sistem çoğunluğa hoş gelir.
Bir müddet sonra, sultanî, monarşik irade yerine halkın iradesi geçeceği zannedilirken; sultan olmayan, kral olmayan diktatörlerin rejimleri ortaya çıktı. Tek kişi sultası, belki de saltanatların, krallıklarını geleneklerinden ötürü bağlı olmak zorunda bulundukları kayıtlardan da azade olduğu için daha da şiddetli oldu.
Nice cumhurbaşkanları oldu ki dünyada, dünyanın en zalim krallarını masum duruma düşürdü!
Latin Amerika, Siyah Afrika ve Asya’nın Doğusu çok gördü böyle cumhuriyetleri, cumhurbaşkanlarını!
Eğer cumhuriyet, cumhuru kucaklayan, onun iradesini esas alan bir sistem olamamışsa, saltanattan tek farkı kalır: İdarenin babadan oğula intikal etmemesi… Son yıllarda Arap ve Türk dünyasında bu mesele de halledildi. Cumhurbaşkanlarının oğulları cumhurbaşkanı oldular! Böylece cumhuriyetle saltanatın son farkı da Araplar ve Türkler sayesinde ortadan kaldırıldı. (Ya Atatürk’ün bir oğlu veya kızı olsaydı? Bu iş önce Türkiye’de başlardı!)
Gelelim, monarşi ve saltanat idarelerine…
Avrupa’nın önde gelen birçok ülkesi, “cumhuriyet” değildir. Başta İngiltere olmak üzere, krallar, kraliçeler en tepede oturmaya devam ederler. Fakat bu ülkelerin birçok cumhuriyetten daha fazla cumhurun sesine kulak verdiğini, cumhurun iradesini esas aldığını görürsünüz. Türkiye’nin girmeye çalıştığı Avrupa Birliği bir cumhuriyetler birliği değildir. Çok sayıda kraliyet bu birliğin içindedir!
Cumhuriyetin içini boşaltır, kendi oligarşik idarenizin kılıfı haline getirirseniz, yani cumhurla cumhuriyetin alakasını keserseniz, halkın inancını, düşüncesini ve iradesini hiçe sayarsanız…. Mesela milletin büyük çoğunluğunun oruçlu olduğu günlerde alkollü cumhuriyet resepsiyonu verir ve bu resepsiyona da kafanıza göre davet yaparsanız, o cumhuriyetin cumhuriyet niteliği tartışılır.
Saddam’ın cumhuriyeti cumhuriyet.
Sovyetler Birliği, bir cumhuriyetler birliği idi. Stalin’in cumhuriyeti de cumhuriyetti, asla saltanat değildi!
Polpot’un idaresi de cumhuriyetti!
Onlar halkı hiç saydılar, oligarşilerinin cumhuriyetini ilelebet yaşatmaya çalıştılar. Türkiye’nin sistemi giderek daha fazla oligarşik cumhuriyete dönüşüyor. Bir tarafta ülkenin asker-sivil oligarşisi var. Elbette bunun içine bürokrasinin bir cüzü olan hukuk oligarşisi, devletten beslenen yüksek ticaret oligarşisi de giriyor. Türkiye’de cumhuriyet giderek bunların gerçek iktidarı elinde bulundurduğu bir rejime dönüştü. Seçimle gelen iktidar, ancak bunların iktidarını sürdürmelerine yardımcı olursa, yaşama şansı buluyor, eğer bu oligarşik iktidarın menfaatlerine kıl kadar halel gelirse, hemen mekanizmalar harekete geçiyor ve halkın seçtiği iktidar alaşağı ediliyor. (Anıtkabir’e cübbelilerin yürüyüşünde taşınan “Ordu Göreve!” Pankartının gerçek anlamı bu!)
Bu teori değil. 1950’den beri yaşananlar Türkiye’deki cumhuriyetin ne menem şey olduğunu açıkça gözler önüne seriyor.
Cumhurun başkanı, cumhurun esas kitlesini hiçe sayıyor. Bütün yönetim sistemini oligarşinin arzusuna, menfaatine göre ayarlıyor. Halk yok sayılıyor, oligarşi baş üstünde taşınıyor.
Bugünkü cumhuriyet bayramı oligarşinin cumhuriyet bayramıdır. Halkın bayramı, cumhurun bayramı hep birlikte göreceğiz, yakında bütün halkın iştirakiyle kutlanacak. Bu Ramazan Bayramı’dır. Ramazan’ı dikkate almayan bir cumhuriyet bayramı, cumhurun bayramı olamaz, cumhuriyet bayramı olamaz!
 

Asım Yenihaber 1 Kasım 2003 Vakit