Okuduğum en acı hikâye

(Başörtüsü)
Başlangıçta, budandıkça yeşeren, gözü dönmüş laikçileri abuk/sabuk tedbirler almaya sevkeden söğüt filizleri gibiydiler...
Samimiyetlerinden hiç şüphem olmamıştı... Kimileri memuriyetlerinden atılıyor, kimileri okullarının civarına sokulmuyordu... Hukuk tanımazlara karşı hukuk mücadelesi, insanlık savaşı veriyorlardı... Dik durmayı elden bırakmıyor, genellikle tavize yanaşmıyorlardı...
Kimi: “Dinim emrettiği için örtünüyorum” diyordu...
Kimi: “Bu benim tercihimdir... Tercihime yapılan müdahale insanlığıma indirilen keyfi darbedir” diyordu...
Haklıydılar...
Ki, haklı olduklarından dolayı yıllarca onları savunmayı vazife bildim, dilimin döndüğü kadar yanlarında yer aldım...
AK Parti iktidar olduğu günden beri hazin bir tavsama başladı...
İnsan haysiyetine önem veren sağdan ve soldan 5/10 yazar dışında kimsecikler kalmadı ortada... İki elin parmak sayısını geçmeyen başı açık, başı kapalı, aynı zamanda da yürekli, fikren olgunlaşmış, hanım yazarlar bıkmadan, usanmadan, sözkonusu fazilet mücadelelerini sürdürüyorlar...
Maalesef başörtüsünün esas sahipleri sipere çekildiler, bekliyorlar...
Acaba bekledikleri nedir?
Sayın Başbakan’ın “toplumsal mutabakatla çözülür” kehanetinin gerçekleşmesini mi?
Hangi “toplumsal mutabakat?”...
Herkes yanaşsa Çankaya sakini yaklaşır mı mutabakata?
CHP’nin başörtülülere tanınacak toleransa katkı sağlayacağına kim inanır?
Askeri cenah ne der? “Birinci tehditin birinci unsuru” görüşünden vazgeçer mi?
Yargıtay, Danıştay, Anayasa Mahkemesi “toplumsal mutabakat” istiyorlar mı? Yoksa “gidelim Şam’a kadar” mantığından mı hareket edecekler?..
Sahi, hangi mutabakat?
Dahilde bütün meseleleri halletmişcesine Fransa’nın “dini sembolleri” yasaklama teşebbüsünü protesto etmenin âlemi nedir?
Bunu bir türlü aklım almıyor...
Fransız yetkililer akılcı ve atik davransalar da sorsalar:
“Evet, biz, birtakım yasaklamalar getiriyoruz amma, özel okullarda, üniversitelerde serbestliğe dokunmuyoruz... Resmi ve özel okullarında, üniversitelerinde başörtüsü yasağı olan ülkelerin bizi protesto etmesi bir garabet örneğidir...”
Peki, vereceğiniz bir cevap var mı?
Fransa’da başörtülülere sürücü belgesi verilmiyor mu?
Okuma/yazma kursuna girmek isteyen yaşlı hanımlar başları örtülü diye kapıdan çevriliyorlar mı?
Halk Eğitim kurslarında halı-kilim dokuyacak ev hanımları, köy kızları başları kapalıdır diye kapı dışarı ediliyorlar mı?
Ben duymadım ve zannetmiyorum...
Amma Türkiye’de bunların hepsi yaşanmaktadır...
Siz Türkiye’deki haklı mücadelenizi bekleme moduna alın, Fransa’yı protesto edin...
Vallahi hayret bir durum...
Ha; “Biz toplumsal mutabakat”ın gerçekleşmesini bekliyoruz. Meselenin o yolla çözüleceğine dair aldığımız müjdenin neticesini bekliyoruz diyorsanız, siz bekleyeceğiniz gibi, çocuklarınız ve torunlarınız da beklerler ve hiçbir netice alınmaz...
Ben ve benim gibi meseleye hukuk açısından, inanç açısından, insan hak ve hürriyetleri açısından bakanlar, bu ülkede samimi başörtülülerin sayıları 100’e, 50’ye, hatta 1’e inse de fahri avukatlığınıza devam edeceğiz...
İnsanlık anlayışımız bunu emrediyor...
Başı açıkların da, başı kapalıların da tercihleri bizim için makbuldür... Şekil ayrımcılarına karşı eğilmeden, bükülmeden hak bildiklerimizi müdafaa edeceğiz...
Yasaklar Türkiye’ye yakışmıyor...

Abdurrahim Karakoç 11 Şubat 2004 Vakit