Müsteşrik kafası
Batıda Müslüman olduğunu
söyleyenlere karşı bu fakirin aldığı tavır, sanki onların İslâma gelmelerini
istemiyormuş gibi idrak ediliyor. Hâşâ! İnsan, hiç din kardeşlerinin
çoğalmasından rahatsız olur mu? Ama, elimizde edille-i şerıyye ve yaşanmış bin
dört yüz senelik bir tarih varken, inek olmanın da âlemi yok! Bir sürü
Lawrensin içimizdeki oyunlarını da bilip dururken hele...
Batılı, İslâm dünyasının altını oyabilmek için, önce bu dini Müslümanlardan daha
iyi araştırıp bilen adamlar yetiştirmiş. Bunlara müsteşrik diyoruz. Uzun
çalışmalardan sonra, bu müsteşriklerin yazdığı kitapları Müslüman ülkelerin din
okullarına temel kitap olarak sokmayı bile becermişler. İsterseniz bakın bizim
ilahiyatlarda okutulan kitaplara, bakın kaynaklarına, hadiseyi kavramanız
kolaylaşabilir.
Batıda Müslüman olduğunu söyleyen insanların ekserisinde, bu fakir işte bu
müsteşrik kafasını görüyor. O yüzden de çoğuna itimâd etmiyorum. İllâ da
hepsinin birer Lawrens olduğunu söylemek de insafsızlıktır; lâkin hemen hemen
hepsinin de müsteşriklerin tesiri altında bulunduğunu görüyoruz. Ali Erkan
Kavaklı dostumuzun, Vakitin ikinci sayfasında çıkan Stuttgart Notlarında da bu
tesbitimin doğruluğunu gösteren pasajlar çıktı.
Dr. Murat W.Hofmandan naklettiği bilgileri okuyanlar da meseleyi gördüler.
Birçok Vakit yazarı ve okuyucusunun kaleminden çıkan, diyalog ve hoşgörü
hikayesinin perde arkasına ışık tutan yazılarla birlikte bu bilgiler
değerlendirilince, düşüncelerimizin komplo teorileri ile değil, dinin temel
değerlerine bağlılık endişesiyle irtibatlandırılması gerekir.
İsterseniz Hofmanın sözlerine tahlilci bir gözle bakalım. Diyor ki:
Medinedeki İslâm-Yahudi devleti federal bir cumhuriyetti ve insanlık tarihinin
ilk şehir devletiydi. (Vakit, 5 Mayıs 04)
İnsanlık tarihinin ta Sümerler devrinde Ur, Uruk gibi -ortaokul
bilgilerimizi unutmadı isek- şehir devletleri kurduğunu bize öğretmişlerdi,
site devlet örneklerinin eski Yunan tarihinde bir sürü olduğunu kitaplar
yazıyordu; acaba Herr Hofmanın beyni mi yaşlandı?
Medine şehrindeki o şehir-devlet modelinin İslâm-Yahudi devleti olarak
isimlendirilerek bir de federal cumhuriyet etiketi yapıştırılması, benim
kültürümdeki mefhum karşılıkları ile yerine oturmuyor. Kavaklı dostumuz yanlış
tercüme yaptı desek, onun geniş Almanca bilgisinden şüphem yok. O zaman, Herr
Hofmanın İslâm tarihini bilmediği, veya tamamen müsteşriklerin tesiri altında
kaldığı ortaya çıkar.
İlk Müslümanların Medinede şehir otoritesini ele geçirdikleri doğrudur; Mekke
ve civar beldelerdeki müşriklere karşı Medine Yahudileri ile önceleri anlaşma
yaptıkları da doğrudur, ama bir İslâm Yahudi devleti kurdukları hâzâ
iftirâdır. Aralarındaki anlaşmayı bozan Beni Kureyza Yahudileri ile savaşan,
Beni Nadir Yahudilerini topraklarından süren, Hayber Yahudilerinin topraklarını
da ellerinden alan kimdi? Günümüz Müslümanlarını şimdiki beşeri sistemlere
yamamak derdindeki insanların İslâm tarihini çarpıtmaya kalkmaları karşısında
uyanık olmak gerekmez mi?
Medineye hicret eden Allah Rasûlü (sav) ve güzide Sahabeleri (ra), on sene gibi
kısa bir zaman içerisinde hem Medineye, hem Mekkeye hem Taife, hem Yemene,
hem Tebüke kadar koca bir Arabistan coğrafyasına hakim olarak kendi
devletlerini kurmuşlardır. On senenin çok küçük bir kısmındaki anlaşmalı devreyi
cerbeze ile büyütmek, müsteşriklerin oyununa gelmek demektir.
Rasulullah Efendimizin (sav) vefatından sonraki otuz sene içerisinde ise İslâm
devleti Çin sınırlarından İspanya içlerine kadar milyonlarca kilometrekarelik
bir sahaya hakim olmuştur. Herr Hofman niçin bu ormanı örnek vermiyor da, bir
ağacı göstererek Müslümanları ham bostana razı etmeye çalışıyor?
Evet, zât-ı alilerinin engin diplomatik tecrübelerine saygı duyarız. Almanya
devleti namına şu çalışmaları yapmaları da kendi kulvarında makuldür. Sayıları
hızla artan Müslüman nüfusu kendi toprakları içerisinde entegre etmeyi veya en
azından zararlı bir unsur olmaktan çıkarmayı düşünmelerine de bir itirazımız
olamaz. Ama, İslâm adına konuşurken müsteşrik kafasıyla hareket etmelerini,
yanlış bilgilerle yanlış neticelere doğru Müslümanları yönlendirmelerini kabul
edemeyiz. Keşke Müslüman kimliğiyle değil de, bir Almanya diplomatı
kimliğiyle konuşsalardı, daha tutarlı olurlardı.
Eğer Müslümanlığında samimi ise, bizi anlayışla karşılayacaklarını umarak
yanlışları üzerinde biraz daha durmak istiyorum..
Mustafa Kaplan 11 Mayıs 2004 Vakit