Modern Cahiliyede İnsanın Konumu

Cahiliye sistemi İslam’ın dışındaki bütün beşerî sistemlerin adıdır. İslam ise kendisini hiçbir beşerin yönlendirmediği, sadece âlemlerin Rabb’i olan Allah’ın boyasıyla boyanan ve insanın mutluluğunu hedefleyen, iki cihanda da mesut olmasını öngören bir nizamdır!

İnsanlık bugün cahiliyenin en korkunç şekliyle karşı karşıyadır. Milenyum çağı dedikleri, 21. asra ayak bastığımız bu çağda, insanoğlu yine bedbaht, yine üzgün, yine sefil bir yaşantı içinde bocalamaktadır.

Teknolojinin bu denli ilerlemesi insanoğluna mutluluk getireceğine, tam tersine onu daha da mutsuz ve perişan etmiştir. Zira, Merhum Şehid Seyyid Kutub’un da dediği gibi: „Manadan ayrı kalan madde, felaketten başka bir şey getirmekten öteye gidemez!“

Gerçekten de bugün insanlık aslından koparılmış, yok olmuş, duygusunu-düşüncesini yitirmiş, adeta bir robot haline dönüştürülmüştür. Aynı binada oturan insanlar birbirini tanıyamaz olmuştur. Öyle ki, uzaya roket fırlatmak, üst kattaki komşuya çıkmaktan daha kolay olmuştur.

İnsanların birbirleri ile ilişkileri bu çağda sadece menfaat üzerine dayanmaktadır. Çıkarının, menfaatinin olmadığı, özveriye dayanan bir iyilik yapma, karşılık beklemeden yardım etmek yoktur bu çağda!.. Sadece Allah rızasına dayalı, karşılığı yalnız Allah’dan beklenen ve insanlara hizmet ve iyiliği ibadet sayan bir anlayış da yoktur bu çağda!

İnsana insan olduğu için değer verilmez cahiliye sistemlerinde! Ya rengi için, ya makamı, ya güzelliği, ya da diğer bir takım maddî üstünlüklerinden dolayı insanlar değer bulurlar cahiliye sistemlerinde! Kendi elinde olmayan, ırkından ve renginden dolayı insanlarla köpekler eşit tutulurlar. Kendisini „Modern“, „Uygarlığın Beşiği“ diye adlandıran Amerika’da, bugün hâlâ „Köpekler ve zenciler giremez!“ yazılı lokantaların bulunması çağdaş olduğunu iddia edenlerin ne kadar çağdışı olduğunun en büyük kanıtı değil midir?
 

Çağlar üstü bir sistem olan İslam sisteminde ise Kureyşin en faziletlisi Hamza bin Muttalip ile Habeşli siyahi köle Bilal kardeş ilan edilmiştir. Gerçek medeniyet vahşi Amerika’daki uygulama mı, yoksa 1500 yıl öncesinin Arap yarımadasında kendisinden başka hiç bir zamana „Asr-ı Saadet“ denilmeyen o çağlar öncesi ve çağlar üstü zamandaki uygulama mı?

Yaşadığımız bu cahiliye çağında her şey çığrından çıkmıştır. Sanat dedikleri belden aşağısıdır. Toplumun ahlak değerlerini çiğneyenler yıldız diye lanse edilir. Çıplaklığın diğer bir adı medeniyet olmuştur.

Oysa şair ne güzel demiş:

„Medeniyet demek açmak ise bedeni,

O halde hayvanlar sizden daha medeni!“

Çıplaklıkla medeniyet gerçekten eşdeğerde olsaydı, Afrika’daki bazı kabirlerin yarı çıplak, hatta çıplak gezdikleri için dünyanın en modern, en uygar ve en medeni toplumları olması gerekmez miydi?
 

İnancından dolayı başörtüsü takanlar da gericidir bu çağda! Hatta köpeklerle eş değerde tutulmaktadırlar. Zamanın Anasol-Meee (!) hükümetinin en büyük ortağı olan partinin (MHP) genel başkanı ve devlet bakanı Devlet Bahçeli „Dinlenme tesislerine başörtülüler ve köpekler giremez!“ diye bir genelge yayınlatmamış mıydı? Görüldüğü gibi cahiliye her yerde cahiliyedir. Amerika’da olmuş, Türkiye’de olmuş ne fark eder ki?
 

Cahiliyenin boyutunu bakınız ki, bir yüzbaşının düğününde annesi başörtülü olduğu için oğlunun düğününe alınmamıştır ve orduevine de sokulmamıştır. Daha sonra da bu yüzbaşı ordudan atılmıştır. Zira Türkiye’de okullara, kışlalara, askerî lojmanlara başörtülülerin girmesi yasaktır. Başörtüsünden dolayı okula alınmayan bir genç kızın canhıraş bir şekilde haykırdığı gibi, „Uzaya füze fırlattınız da bizim başörtümüz mü takılarak mani oldu?“ diyerek isyan etmişti.

Eski cahiliyede kız çocukları diri diri toprağa gömülürken, modern cahiliyede ise henüz doğmamış bebekler kürtaj yapılarak katlediliyor ve 1500 yıl öncesinin cahiliyesini aratırcasına, günümüz modern cahiliyesinde kürtajla hayatına son verilen ceninler kosmetik sanayiinde ham madde olarak kullanılıyor.
 

Modern cahiliyede insanın hayat hakkı, hürriyet hakkı da yoktur. Barış denir, insan hürriyeti denir, insanların özgürlüğünden söz edilir, fakat insanlar öldürülür. Kitle imha silahı üretenler ve satanlar, kitle imha silahı bulunduruyor bahanesi ve yalanı ile ülkeler bombalarla, ülkeler işgal ederler, insanları katlederler, hastahaneleri bombalarlar, ibadethaneleri yerle bir ederler. İnancını ve vatanını savunan insanlar terörist ilan edilirken, işgalci, sömürücüler, katiller meşru gösterilmeye çalışılır modern cahiliyede. Hiçbir cahiliye döneminde, günümüzdeki kadar insanlar ikiyüzlü ve riyakâr olmamışlardır. Bu hususta Amerikan yöneticileri on üzerinden on numaradır.

Irak’tan döndükten sonra basın toplantısı yapan Amerikan savunma bakanı Donald Rumsfeld’e Amerikan vatandaşları „Bugün Irak’ta kaç çocuk öldürdünüz katiller?“ diyerek tepki vermişlerdi.

Yeni ürettiği füzelerini, kimyasal silahlarını denemek için, milyonlarca insanı kobay olarak kullanmaktan çekinmemişlerdir. 1945’lerde Hiroşima ve Nagasaki’de atom bombasını denemek için milyonlarca insanı katledenler, şimdilerde yeni ürettiği kimyasal ve kitle imha silahlarını denemek için Afganistan’da, Irak’ta, Filistin’de milyonlarca insanı öldürmektedirler. Savaşın enkazında katledilen milyonlarca insan ve sakat kalan milyonlarca insan…

Evsiz barksız kalan milyonlarca sefil insan gözardı edilir modern cahiliyede. Esir edilen insanlara hayvan muamelesi edilir bu çağda!

Günümüz cahiliyesinde insanlar ve devletler teknolojinin esiri olmuşlardır. Öyle bir teknoloji Deccal’ın ta kendisidir. Bir gözü de kördür. Zira, sadece maddî gözüyle görüyor, yani bir gözüyle. Manevî gözü kör olduğu için insana, insanî değerlere önem vermiyor. Ve onun o büyüleyici gücüne aldanan insanlar teknolojiyi ilâhlaştırıyor. Onun ardından sürüklenip gidiyor. Nitekim teknolojinin esiri olan komünist Nazım Hikmet „Trum, trum, trum -makineleşmek- istiyorum!“ diyerek teknolojiyi ilâhlaştırmış materyalistlerden sadece birisidir.
 

Bu modern cahiliyede yemek yemenin sebebi bile çok ilkeldir. İnsanlar acıktığı için yemek yemezler, doyduktan sonra da tıka-basa yerler. Zira eski Roma’da insanlar karınları doyduktan sonra da parmaklarını boğazlarına sokarak kusarlar ve yemeğe devam ederlermiş. Dedik ya, cahiliye hep aynı cahiliyedir. Değişen sadece isimler ve zamanlardır. Necip Fazıl üstad modern cahiliyeyi ne güzel târif ediyor:

„Geçenler geçti seni, uçtu papucun dama, Çatla Sodom, Gomore, patla Bizans ve Roma!“

 

Ebu Muhammed