“Millî Hâkimiyet” palavrası
23 Nisan günü çok güldüm! Hem de
gözlerimden yaşlar fışkıracak şekilde! Elbette bu gülüş ağlanacak hâlimizedir!
Yöneticilerimiz her 23 Nisan’da olduğu gibi çocukları palavralarla kandırmaya
devam ediyorlar. Çocuklara, 23 Nisan 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin
açıldığı, böylece milletin kendi kaderine hâkim olduğu, kendi kendini yönetmeye
başladığı ağızlar yayıla yayıla söyleniyor. Tam bir milli egemenlik müsameresi!
“Kamutay” bugün doğmuştu ve saltanatı boğmuştu! Türkiye, geri ve müstebit
saltanat idaresinden, ileri halk yönetimine geçmişti. Artık padişahların ve
etraflarında bulunan oligarşik yöneticilerin sözü geçmeyecekti. Millet kendi
iradesiyle kendini yönetecekti! Millet ne derse o olacaktı!
Bugünlerde bu sözler ancak çocuklara söylenebilir!
Türk çocukları Türk çocukları!
Gözler ileri başlar yukarı
Yarınki hayat yurt ufukları
Her şey sizindir Türk çocukları!
Evet bu marşın gürültüsü altında her şey söylenebilirdi. Söylenenler ancak
çocuklara inandırıcı gelebilirdi. Çünkü Türkiye, 80 yıldır yaşayarak öğrenmişti
ki, hâkimiyet asla halkın değildir. Önce hakimiyet, halk adına ve halka rağmen
idareyi ele geçirdiğini iddia eden güçlerin olmuştur. Bu güçler, ülkenin zor bir
zamanında bütün milleti arkalarına alarak hareket etmişler ve zafere
ulaşmışlardır. Zafere ulaşıldıktan sonra, oligarşinin ağları örülmüş, zafere
gidişte büyük rolü olan esas halk, kenara itilmiştir. Türkiye’yi halk adına
idare ettiğini ilan edenler, halkın ensesinde boza pişirmiştir. Halk on yıllarca
açlık ve sefalet içinde yaşamıştır.
Türkiye’deki tek parti iktidarı Nazi veya Sovyet rejiminin akıbetine
uğratılmadıysa, bu uluslararası sistemi kendi yararına kullanma imkânına sahip
olması yüzündendir.
Türkiye Sovyet komünizmini, Nazi faşizmini en iptidaî biçimde yaşadı.
Sovyet komünizmi, Rusya gibi ihtilal öncesinde gerçek dünya gücü olan bir
ülkenin öncülüğünde uygulandı. Sovyet yönetimi dünyanın iki büyük iktisadi,
teknolojik ve askeri gücünden biri oldu.
Alman faşizmi, yine Almanya’yı bir dünya gücü haline getirdi. Hitler savaşa
yürümese idi, uzun vadede, Avrupa’nın en büyük gücü olarak kendini kabul
ettirebilecekti. Hitler acelecilik etti ve Almanya’nın başına iş açtı.
Ya Türkiye? Kemalizm Türkiye’yi ne yaptı? Türkiye ne Rusya, ne Almanya idi. Her
iki ülkenin rejim karikatürü idi. Değil dünya gücü, esaslı bölge gücü bile
olamadı!
Kapitalist dünyanın yancısı, marabası olmayı kabul etti. Bunu da zafer olarak
ilan ederek halkı uyuttu. Türkiye’de hiçbir şeyin standardı dünya standardı
değildir.
Türkiye’nin oligarşik güç merkezleri, en büyük korkuyu millet iradesine karşı
beslerler. Millet iradesi, milletin seçimi onları koltuklarında depreştirir. O
yüzden millet bir numaralı “iç tehdit”tir!
O yüzden, Türkiye’nin güvenliğini ilgilendiren konularda, kılını kıpırdatmayan,
ABD’nin Irak’ı işgali sırasında hiçbir ciddi varlık belirtisi göstermeyen bazı
güvenlik merkezleri, halkın gerçek yüzünü göstermesi, gerçek kişiliğini ortaya
koyması karşısında toplantı üstüne toplantı yaparlar.
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılış yıldönümünün “çocuk bayramı” olarak
kutlanması, rejimin zekâ yaşının 12 yaş üstüne çıkmasına engel teşkil etmiştir.
Rejimin sahipleri ve bekçileri, rejimlerini hâlâ en fazla 12 yaşındaki çocuklara
mahsus zekâ ile koruyorlar!
Böyle bir rejimde ilerleme, gelişme, dünya içinde güç olma mümkün müdür?
Beyler, paşalar resepsiyon sizin, ister katılırsınız, ister katılmazsınız!
Bu halkın sizin resepsiyonlarınızda yeri yok.
Sizin de halkın gözünde yeriniz yok.
Siz resepsiyona katılıp katılmamayı tartışırken, elin oğlu bir eliyle dünyayı
avucunun içine alıyor diğer eliyle de boğazınıza sarılmak üzere. Bu hor
gördüğünüz halka, bir gün gelecek çok ihtiyacınız olacak. Başörtülü analara her
zamankinden fazla ihtiyacınız olacak!
Hadiseler gösteriyor ki, o gün çok geç olmayacak!
Asım Yenihaber 26 Nisan 2003 Vakit