MECBUR MUYUZ?

MGK olmak zorunda. İç hizmet yönetmeliği değiştirilemez. Diyanet’in yapısını tartışmak bile bir parti için kapatma gerekçesi olabilir. Genelkurmay’ın sistem içindeki yerini de tartışamazsınız.
Kayıt dışı ekonomi ve kayıt dışı siyaset gibi, kayıt dışı gizli anayasamız, kayıt dışı yasa, yönetmelik ve kararnamelerimiz var.
100 yıla yakın bir zamandır hâlâ İstiklal Mahkemesi zabıtları da açıklanmadı, diğer bir sürü gizli belge de. Bırakın gizli yasa ve kurumları “Gizli devlet”den söz ediliyor.
Mesela siz JİTEM ya da BÇG’nin varlığı ya da yokluğu konusunda resmi bir bilgiye sahip misiniz. Bazı şeyler “herkesin bildiği bir sır” gibi. Ağızları bıçak açmıyor. Söyledikleri tek söz var “Devletin âli menfaatleri gereği” bazı şeyler konuşulamaz.
Ne yolsuzlukların üzerine gidebilirsiniz bu kafa ile ne faili meçhul cinayetlerin. Ne de mafyanın.
Cumhurbaşkanı niye birtakım suçluları arkası arkasına affeder, bunları anlayamazsınız.
Herkesin şikâyetçi olduğu bu anayasayı değiştiremezsiniz. Değiştirilmesini teklif dahi etmenin suç olduğu yasalar olan bir ülkede, sonra da çıkıp demokrasi, milli egemenlik ve cumhuriyet nutukları atmak keyifli oluyordur herhalde.
Bu kafa ile gidilirse yolsuzluklarında üzerine gidilemez. Çünkü, bu ülkede bazı özel sektör kuruluşları örtülü KİT’tirler. Bazı sivil işadamları ise gizli bürokrattır. Derin devlet diye bir şey varsa, onun kadroları, onun finans kaynakları da olmalı.
Bu sırrı çözmeden Koman ile Çağlar arasındaki ilişkiyi, bu banka hortumlamalarını, bu borç sarmalını anlayamazsınız.
Bazı gazetecilerin sadece gazeteci olduklarını mı sanıyorsunuz siz. Medya, mafya, sermaye, siyaset arasındaki karanlık ve derin ilişkiyi görmezlikten gelerek nereye kadar gidebilirsiniz ki?
Sistemli bir şekilde geri bırakıldık, cahilleştirildik ve ahlaksızlaştırıldık. Fikir suç, kitap suç aleti, fikir adamı suçlu ilan edildi. Sistemli bir çökertme operasyonu idi bu. Derin güçler, devlet kaynaklarını kullanarak devleti borçlandırdılar ve dünyanın en ağır vergilerini ödememize ve en pahalı KİT ürünleri tüketen ülkemizde bütçemiz borcumuzun faizine yetmez oldu. İktidarlar, yağmacıların tahsildarına döndü. Hayır bu bir mecburiyet olarak dayatılamaz. Ekonomik bağımsızlık olmadan “İstiklali tam” bir ülke olamayız! Emperyalizme sadakati zorunluluk gösteren/öğütleyen danışmanlarınızdan kurtulmadan gerçeği görmezsiniz.. Onların önünüze koydukları fırsatın zehir bir lokma olduğunu unutup yutmuşsanız, unutmayın ki, oltayı yutan balık yem istemez! Vergi barışı vesilesi ile milletten alın teri üzerinden sağladığınız birkaç milyar, iç borcun alacaklısı yerli dinozorların dişinin kovuğunu bile doldurmaz!
Dünkü konumuza dönelim isterseniz, Osmanlı’da herkes her kıyafeti giyerdi. Belli bir kıyafet yasaklandı ve belli bir kıyafet emredildi. Herkes her dilde konuşur ve yazardı. Herkes tek bir dilde yazıp konuşmaya mecbur bırakıldı ve tek bir dil ve yazı yasaklandı. Herkes kendi takvimini, ölçüsünü, tartısını kullanırdı. Tek bir ölçü tartı kabul edildi ve tek bir ölçü tartı yasaklandı.. Osmanlı’da Latince yasak değildi ve okur yazarların çoğu Latince’yi de bilirdi..
Bunlar olurken birileri hep “mecburiyet” den söz ediyor. Erdoğan da MÜSİAD Kongresi’nde “mecburuz” dedi..
Önceki günkü Vakit’in manşetinde çarpıcı bir ifade vardı. Rantiyeye dakikada 169 bin dolar ödüyoruz. Ocak-Şubat aylarında 14.4 milyar dolar iç borç ödemesi yapmışız.. ABD’den 1 milyar dolar gelecek diye takla atanlar, 6 milyar dolar için Türkiye’yi savaşa sokmaya kalkanlar, giden 14.4 milyar dolar için seslerini çıkarmıyorlar. Son üç ayda 18.2 milyar dolar borç ödemişiz..
Bütün bunlara mecbur muyuz? Ne zamana kadar? Siz rantiyenin tahsildarı mısınız ki?
Ali Bayramoğlu’nun kongrede açıkladığı rakamlar dehşet verici.. Sahi, bu borçlar neden bir anda böyle patladı. 28 Şubatçılar her şeyi fişlerken bu soygunu nasıl görmediler! Yoksa postmodern darbeciler bu sistemli çökertme operasyonunun bir parçası mı idi? Hürriyet’in manşetindeki “Topyekun Savaş”ın sırrı bu mu idi? Bu sırrı çözmeden hangi sırrı çözebilirsiniz ki!
Eğer mecburiyetleriniz iş yapmanıza mâni ise, o zaman gölge etmeyin lütfen.. Orada bulunmanızın ne anlamı kalıyor.. Biz sömürge valisine tahsildarlık yapacak, vergi memurları ya da işgal kuvvetlerine jandarmalık yapacak, emperyalizmin infaz memurluğunu görev bilen adamlar seçmedik! Selâm ve dua ile..
 

Abdurrahman Dilipak 22 Nisan 2003 Vakit