Mazlumların safında olmaktan memnunum ben!
 

Zalimler her zaman kaybetmişler ve kaybedecekler! Bu, Allah (c.c.)’ın değişmez kanunudur. Tarih boyunca hep böyle olmuştur. Zalimleri, Cenab-ı Hakk yerin dibine sokmuş, rezil ve rüsvay etmiştir.

Nuh kavminin zalimlerini, Lut kavminin zalimlerini, Ad ve Semud kavimlerini, Firavun ve Nemrud kavimlerini Rabb’im nasıl helak ettiğini Kur’an ayetlerinde açık seçik bir şekilde beyan etmektedir. Bu konuda bir çok ayet-i kerime’den sadece birini hatırlatalım:

 

„Bunlar yeryüzünde gezip de kendilerinden öncekilerin sonunun nasıl olduğunu görmediler mi? Halbuki onlar, bunlardan daha güçlü idiler!“ (Fatır, 44)
 

Ayet-i kerime’de de görüldüğü gibi Allah (c.c.) zalimleri şanına yakışır şekilde kahretmiştir. O zalimlerin bugünkü zalimlerden daha güçlü olduğu da beyan ediyor. Onlar Allah’ın gazabına mahkûm oldukları gibi, mazlum insanlar nezdinde de mahkûmdurlar.

O zalimleri nasıl lanetle anıyorsak, bugünkü zalimlere de kin ve nefret besliyoruz. Onların hakkından gelen Allah (c.c.), büyük şeytan Amerika’nın da elbette hakkından gelecektir. Adına isabet dedikleri kasırga, gerçekte Allah‘ın bir ordusudur. Ve Bush nasıl saklanacak delik aradıysa, daha büyük musibetlerle cezalandırılacak ve saklanacak yer bulamayacak, hak ettikleri akibet başlarına gelecektir.
 

Yıllarca süren eğitimcilik hayatımda, onlarca değişik yerlerde görev yaptım, yüzlerce sınıfta ders anlattım. Sınıflarda, öğrencilerime hep şu soruyu sormuşumdur: „Mazlumun, ezilmişin, itilip kakılanın, inancından dolayı sürülen, hapislere atılan, akla gelmedik

işkencelere maruz kalan mazlum insanların mı yanındasınız, yoksa hürriyetleri kısıtlayan, ifade özgürlüğünü baskı altına alan, inancından dolayı insanlara her türlü zulmü reva gören şu zalim müstekbirlerin mi yanındasınız?“ Bütün öğrencilerin, bila istisnasız mazlumlardan yana olduklarını, hep bir ağızdan zalimlere hakaret ederek haykırdıklarını bir an bile unutamıyorum. Yine sormuştum:

„İşgalci Rus ayısının mı yanındasınız mazlum Çeçen halkının mı yanında sınız? İsrail’in mi yanındasınız, mazlum Filistin halkının mı yanındasınız? Büyük şeytan Amerika’nın mı yanındasınız Libya’nın mı?“ Yine hep bir ağızdan, Çeçenler’in, Filistinli’lerin, Libya’nın yanında olduk-larını, Rusya’ya, İsrail’e ve Amerika’ya lanetler yağdırdıklarını hatırlıyorum.
 

Bu hep böyledir! Aklı başında olan hiçbir kimse zalimlerden yana olmaz. Daha ortaokul ve lisede okuyan, yaşları 18’in altında olan bu gençlerin fıtratları bozulmadığından, akılları iğdiş edilmediğinden temiz fıtratlarının gereğini haykırıyorlardı. Mazlumların yanında olduklarını, zalim kâfirlere karşı derin bir nefret duyduklarını, dişlerini sıkarak kin beslediklerini tekrar görür gibi okuyorum.

Bir kişinin bile zalimleri tasvip ettiğini görmedim ve hatırlamıyorum. Hep bir ağızdan, o masumane tavırları ile „Zalimin zulmü varsa, mazlumun da Allahı var Hocam!“ dediklerini hâlâ kulaklarımda çınlıyor. Ve ben, (sürgünlerle de geçse) o masum yavrularımın hasretini çekiyor, o günlerin özlemini buğulu gözlerle kalbimde hissediyorm.
 

Peki sorun nerede? Bence sorun: Şu milenyum çağında vahşi ve gaddar kapitalizmin insanların şahsiyetini yok etmesinde vahşi kapitalizm insanları medenî kulu kölesi yapmıştır. Bu gün insanlar o hale getirilmiş ki, mazlum ile zalimi ayırt edemez olmuş.

Zulüm kavramı gereği gibi açıklığa kavuşamamış. İnsanların beyni ile o derece oynanmış ki, iyiyi kötü, kötüyü de iyi görebiliyor. Eğriyi doğru, doğruyu da eğri görebiliyor. Bakınız büyük şeytan Amerika’nın himayesinde olan işgalci zalim ve katil İsrail meşru, vatan ve hürriyeti için mücadele veren maz-lum Filistin halkı terörist gösteriliyor.

Esir kamplarındaki mazlum Filistinliler basılıyor, makineli silahlarla taranıyor, buldozerlerle insanların başına evleri yıkılıyor yine de bu insanların adı terörist oluyor. Pes vallahi!
 

Rusya, Çeçenistan’da soykırımı yapıyor, dünya sağır, dünya kör! Ama yurdunu savunanlar ve çocuklarını koruyanlar, nefs-i müdafaa yapanlar terörist! Amerika elinde hiç bir delil ve kanıt olmadan bir kişiye iftirada bulunuyor ve o bir kişiyi bahane ederek bir devleti işgal ediyor. Binlerce kadın, çocuk, ihtiyarı öldürüyor ve bunun adına da barış harekâtı diyebiliyor.

Elinde kitle imha silahı var! diyerek (aslında petrol için) Irakı işgal ediyor, binlerce masum insanı öldürüyor ve bu çıkar savaşının adına, Irak halkına özgürlük harekâtı diyebiliyor.
Bir tane bile kitle imha silahı bulunamıyor. Yalanı ortaya çıkıyor. Ama Amerikan halkı, binlerce insan öldürüldükten sonra, bir ülke baştan başa harebeye çevrildikten sonra, gerçeği daha yeni yeni görüyor, tüm Avrupa ve İngiliz halkları gibi...
 

Amerika Irak’ta çöle saplanıyor. İşler ters gidiyor. Her gün dört beş Amerikan askeri ölüyor (Allah artırsın!). Müslümanı müslümana kırdırmak için T.C’den asker istiyor. Amerikanın eyalet valisi Tayyip, ordunun ihtilal yapmasından korktuğu fobisiyle Amerikayı arkasına almak için ve Amerikan askerlerinin yerine ölmeleri için, büyük bir ihtimalle Irak’a asker gönderecek.

Fakat, bunun adına, „Irak’ı imar etmek için asker gönderiyoruz!“ diyebiliyor.

Bu kadar cinlik, bu kadar hin oğlu hinlik karşısında bu zavallı insanların kafası karışmaz da ne halt eder? Bu insanlar elbette ki, zalimi ve mazlumu ayıramazlar!
 

Görüyor musunuz dünyayı fesada verenler, ülkeleri işgal edenler, kitle imha silahları ile kitleleri katledenler, ülkeleri harabeye çevirenler ıslahatçılık adına yaptıklarını söylüyorlar. Onların hallerini Rabbim ne güzel anlatıyor:

„Onlara, „Yeryüzünde fesat çıkarmayın!“ denildiği zaman, Biz ancak ıslah edicileriz! derler.“ (Bakara, 11)
 

Şu ayetlere de ibretle bakmamız gerekmez mi?

„Kâfirlerin, öyle (debdebe içerisinde, caka satarak) diyar diyar dolaşmaları seni aldatmasın!“ (Âl-i İmran, 196)

Başka bir ayet-i kerime’de de şöyle buyuruyor:

„Allah’ı, zalimlerin yaptığından gafil sanma! O sadece onları (cezalandırmayı) gözlerin dehşetten dışarı fırlayacağı bir güne erteliyor.“ (İbrahim, 42)
 

Şu ayeti de hiç aklımızdan çıkarmamamız gerek:

„Bırak onları, kendilerine vaad edilen güne kavuşuncaya kadar dalsın, oynasınlar.“ (Meariç, 42)
 

Yukarıdaki ayetlerden de anlaşılacağı gibi, geçmişte zalim zorbaların hakkından gelen Rabb’imiz, şimdi de haklarından gelecek elbette! Sonsuz hayatta ise ebedî cehennemde kalacaklar.

Zalimlerin akibetleri budur işte! Bu dünyada yaptıkları yanlarına kâr kalmayacak!

Madem ki, kazanan bizleriz, gerisi hiç önemli değil! Biz bu dünyaya kazık çakmak, keyif çatmak için gönderilmedik.

Bu dava uğrunda elbette eziyet çekeceğiz, elbette işkence göreceğiz. İşkencenin, eziyetin, çilenin boyutu da, rengi de, çapı da çeşitli olabilir. Önemli olan ödediğimiz bedelin kabule şayan olması, kabul hedefine isabet etmesi ve bize dönüş şeklidir.

Bu dünya mükâfat ve mucezat yeri değildir elbette. Dünadaki müstekbirlerin gücü ve kuvveti bizde olsa, biz de o müstekbirler gibi mi olacağız? Dünya zevkine, dünya nimetlerine dalıp kulluk görevlerimizi ihmal mi edeceğiz? Hesap gününü unutup gaflet içerisinde mi ömrümüzü geçireceğiz? Yani zulüm el mi değiştirecek?

Bizim çektiğimiz eziyetlerin, başımıza gelen musibetlerin mükâfatı, bu dünyanın zevki ve ihtişamı mı olacak?
O zaman kaybedenlerden olmaz mıyız? Madem ki, bir imtihan dünyasında yaşıyoruz, o halde içinde bulunduğumuz ortam hiç de önemli değildir. İçinde bulunduğumuz şartların ağırlığı bizi yolumuzdan çevirmemelidir.

Tam tersine şartlar ne kadar ağır olursa olsun hedefimizden şaşmamalıyız, yolumuzdan sapmamalıyız. Eğer dönersek, kendimize yazık etmiş oluruz, kaybedenlerden oluruz. Rabb’imizin şu ayetlerine dikkat etmemiz gerekmez mi?
 

„Andolsun ki, sizi biraz korku ve açlık, canlardan, mallardan ve mahsullerden yana eksiltmeyle (fakirlik) imtihan ederiz. Sabredenlere müjdele ki onlar, bir musibete düçar olduklarında „Biz Allah içiniz ve Ona döneceğiz!“ derler.“ (Bakara, 155-156)
 

Bizlerin kemale erip, olgunlaşmamız için elbette bela lazımdır. Hak yolunda savaşmada samimi olanlarla olmayanları ayırmak için korku lazımdır; Açlık, fakirlik gibi imtihanlar lüzumludur. Bir dava uğrunda ne kadar eziyet çekilirse, o dava o oranda kutsaldır.

Uğrunda eziyet ve zahmet çekilmeyen bir dava, kolaylıkla elde edilen bir kazanç, basit bir toslamayla yok olur gider.

Gelecek hafta, bu konuya devam edeceğiz inşaallah!
 

Ebu Muhammed Hoca