Madrid Katliamları

Hangi açıdan bakılırsa bakılsın Madrid’de gerçekleştirilen eylemlerin sonucu bir katliamdır. Başta İslâm aleminin değerli ilim önderi Prof. Yusuf el-Kardavi olmak üzere muhtelif alimler de bu eylemlere olan tepkilerini dile getirdiler. Ancak olayları bir de paralelinde yaşanan gelişmelerle birlikte tahlil etmek gerekir.
İspanya İçişleri bakanlığı olayların ardından hiç vakit kaybetmeden ETA örgütünü suçladı. Sonra da bunu teyit eden açıklamalar yaparak kullanılan malzemelerin ETA’nın bundan önceki eylemlerinde kullanılmış malzemelere benzediğini söyledi. Bu örgüte yakın bazı siyasiler ise olaylarla ETA’nın ilgisinin olmadığını iddia ettiler.
Bu arada bir yandan da el-Kaide’yi suçlayan iddialar gündeme getirildi. İngiltere’de yayınlanan al-Quds al-Arabi, kendilerine eylemleri el-Kaide’nin Ebu Hafs el-Mısri grubunun üstlendiğine dair bir mesaj ulaştığını ancak doğruluk derecesini bilmediklerini açıkladı. Bu bilgide biraz şov kokusu vardı. Bazı yayın organları bu tür olayların ardından kendilerine “şok edici” bilgiler ulaştığını iddia ederek insanları ayak üstü şok etmekten iyice hoşlanır oldular. Onların böyle şok etmeye çalışırken şov yaptıkları dikkatlerden kaçıyor. Nereden geldiği hatta gelip gelmediği belirsiz mesajlarla bu tür saldırıları apar topar birilerinin üzerine yüklemek fazla aceleciliktir.
İspanya resmi yönetimi olaylardan dolayı ısrarla ETA’yı suçlarken bu ülkedeki medya “İslâmcı örgütleri” hedefe yerleştirdi. Avrupa medyası zaten Kaide – Kural dinlemeden sürekli hedefe “İslâmcı” kimliğini yerleştirmekten ve bütün dünya kamuoyunun gözünde bu kimliği, esasta ise Müslüman kimliğini yıpratmaktan özel haz duymaktadır.
Bütün bunlar bir taşla iki kuş vurulmasına çalışıldığını gösteriyor. Resmi ağızlar ETA’yı suçlayarak ülkede bu örgüte karşı tepkinin şiddetlenmesini sağlamaya çalışıyor. Nitekim açıklamalar kısmen etkisini gösterdi ve yer yer ETA karşıtı gösteriler düzenlendi. Medya yoluyla da aynı eylemlerin “Müslüman” kimliğinin yıpratılması için kullanılmasına çalışılıyor. Ancak ETA’yı hedef alan anti-propagandanın daha çok İspanya sınırları içinde tutulmasına çalışılıyor. Çünkü bu örgüt İspanya’nın kendi iç meselesidir ve onun için önemli olan kendi halkı arasında bu örgüte yönelen tepkinin artmasıdır. Ama “Müslüman” kimliğini hedef alan anti-propagandanın, uluslararası emperyalizmin saldırgan ve hukuk dışı uygulamalarına gerekçe oluşturması için tüm dünya kamuoyuna yayılması isteniyor.
İşin gerçeğinde Madrid’deki bombalamalar da ABD’nin 11 Eylül sonrası başlattığı süreç içinde gerçekleştirilen diğer eylemler gibi karanlık ve şüphelidir. Ortada ne ETA’yı ne de bir başka örgütü mahkum etmeye yetecek delil var. Ama ellerindeki propaganda gücünü iyi değerlendirebilen dolayısıyla terörü hukuksuzluğun ve resmi şiddetin dayanağı yapan belli merkezler fırsatı yakalamışken hepsini birden mahkûm etmeye çalışıyorlar. Meselenin özünde ise bütün insanlığın üzerini kara bulutlar gibi saran emperyalist saldırgan güçlerin yol açtığı güven ve istikrar kaybı var.

Ahmet Varol 13 Mart 2004 Vakit