Lütfen!..
Geçici vergiler kalıcı nitelik kazanıyor.
Öyle de olması gerekirdi. Tavan taban, alt üst ve idare edenlerle edilenlerin
arasında “şeffaflık” esastır. Buna halk dilinde “samimiyet” deniliyor. Argodaki
karşılığı ise, “erkeklik” olmalı.
Hükümet, dobra dobra her şeyin akını bokunu ortaya koyarak milleti
bilgilendirmeli.
17 Ağustos ve ardından gelenler Allahü Teâlâ’nın hırsız ve uğursuzlara bir
lütf-u keremidir. Cübbeli Ahmet, depremlerin dinsizliğin bir karşılığı, bir
mücazatı, bir cezası olduğunu söylemişti. Dinden kaçmanın tahribatındaki
büyüklüğünü, hak hukuk yiyiciliğin neticesindeki vahameti görüp anlayan tepe,
Ankara, bunu fırsat bilerek bastırdı deprem vergisini “Bir kereye mahsus olma”
kaydıyla...
Vade sonunda süre uzatıldı. Bir uzatma daha ve bir daha. Sonra Ankara yenileşti.
Tayyip Erdoğan hükümeti de teamül gereği bu süre uzatma geleneğini “bir kereye
mahsus olma” kaydıyla sürdürdü. Baktı ki milletle dalga geçmek çirkin kaçıyor,
işi dobracılığa döktü...
Maliye Bakanı Unakıtan’ı hiç sevmesem de, “başka çare yok” demesini takdirle,
saygı ve beğeni ile karşılıyor ve kendisine bravo çekiyorum. Deprem vergileri
devamlı kılınmalı...
İmar Bankası’ndan götürülen paraların eski sahiplerine geri ödenmesine
başlanıyor. Devletin namusu, şerefi ve onuru isteniyor ki lekelenmesin... Devlet,
milletin devletidir. Dolayısıyla leke sabunluğu etmek, milletin üzerine düşüyor.
Millet yemeyip boğazından kesecek, küçümenlerinin raşitizmine yol açsa da,
onların hakkı olması gereken gıda harcamalarını enerji yolsuzluğuyla soysuzların
açtıkları bütçe deliklerine yama yapılması maksadıyla götürüp devlete teslim
edecek... Sivil askerlik bir vatan borcu.
Türkiye’de dini esaslara saygı duyacak Kur’an-ı Kerim’in referans alındığı bir
idare kurulsun istenmiyor. İşin raconuna bakalım. Bu tarz bir düzen mümkün de
değil. Atatürk ilke ve inkılapları, çağdaşlık, medeniyet yirmi bilmem kaçıncı
asır, falan filan söz konusu “istemezüükk”ün sözde gerekçesi...
Asıl sebep eli kolu kesilmedik adam kalmayacak korkusu. Hırsıza verilen cezayı
infaza kalkışacak görevli cellatın elini, kolunu kim kesecek. Kasap bile
bulamazsınız kolu kesilmeyecek!..
Kadını erkeği, büyüğü küçüğü, resmisi başıbozuku, görevlisi görevsizi, okumuşu
okumamışı götürmeyen kalmamış. Eniği enciği pisliğe bulaşmış bir topluma
Hazret-i Allah şeriatını layık görür mü...
Orman vasfını tüketmiş olup Anayasa değişikliğine konu devlet
mülkiyetindekilerden elli dönümlük bir arazi parçasına sahip olduğu söylenilen
Maliye Bakanımız deprem vergilerinin kalıcılığını zorlayan gerekçeleri madde
madde, hadise hadise, kişi kişi millete açıklamalı...
Türkiye’nin tek kurtuluş yoluna gelelim. Benim şahsen hiçbir umudum ve beklentim
yok. Ne Ahmet ne de Mehmet... Ne şu parti, ne de bu parti. Allah’tan gelecek
büyük, yaygın, uzun süreli ve ülke çapında kapsamlı bir belâ ve musibet!..
Belâya umud bağlayanlardanım. Yanılıyor isem lütfen düzeltin.
Faks: 0224 331 89 66
Atilla Özdür 19 Ekim 2003 Vakit