Kürtler!

17.03.2004 - 12:10
Suriye'deki son gelişmelerle ilgili olarak geçen pazartesi günü ilk yazımı yazmıştım. Bugünkü yazımı da Suriye'ye gidip dün akşam döndükten sonra yazdım. Kamışlı'da başlayan ve bölgedeki bazı küçük yerleşim bölgelerine sıçrayan olaylarla ilgili olarak Şam'da bir çok yetkili ile görüştüm. Mesleğimin objektif kriterleri içinde söyleyebileceğim tek bir şey var: Ortada kapsamlı, ciddi ve tehlikeli bir provakasyon var... Bu provakasyonun boyutunu önümüzdeki günlerde ve haftalarda hep birlikte göreceğiz. Zamanı gelince bu konuda söylenmesi gerekenleri en açık ve bir şekilde ve hiç kimseden çekinmeden söyleyeceğiz. Ancak bugün de bazı tesbitleri yapmak durumundayız...

1980 sonrasında PKK'ye destek veren Hafız Esad yönetimi, bir gün gelip kendisinin de Kürt sorunu ile karşı karşıya kalabileceğini hesaplayamamıştı.

Bu ise ileriyi görememenin ta kendisidir.

Bu hataya düşmek istemeyen oğlu Beşşar Esad tüm içtenliğiyle Türkiye ile stratejik bir dostluk karma çabası içindedir.

AK parti hükümetinden ve Türkiye devletinden aynı duygularla karşılık bulan genç Esad geçmişin hatalarına düşmenin hem kendi ülkesi, hem Türkiye hem de bölge için ne kadar tehlikeli olduğunun bilincindedir.

1991'de ise Türkiye başka ama benzer bir hatayı işliyordu.

PKK'yi destekliyor ve Öcalan'ı barındırıyor diye Suriye'ye savaş ilan edecek kadar kızan Ankara, Saddam açısından Öcalan kadar tehlikeli olan Barzani ve Talabani'ye kırmızı pasaport dahil her türlü yardımı yapıyordu!

Çekiç Güç'ü kendi toprağında barındıran Türkiye, 12 yıl süre ile Kürtlerin Kuzey Irak'ta kendi bağımsız varlıklarını kurmak ve güçlendirmek amacıyla onlara dolaylı-dolaysız her türlü yardımı yaptı. Bugün Kuzey Irak'taki Kürtler, tüm varlıklarını Türkiye'ye borçludurlar. Oysa aynı sırada Türkiye PKK'ye karşı mücadele ediyordu? PKK'nın Kuzey Irak'taki Kürt lider ve gruplarıyla günlük flörtünü de Ankra çok iyi biliyordu!..

1996'da Barzani ile Talabani güçleri birbirleriye savşmaya başlayınca Ankara arabuluculuk yaptı ve kendi askerini barış gücü olarak Kuzey Iarak'a gönderdi...

İran'da durum ise daha farklıydı.

Bağdat yönetimlerine karşı sürekli ayaklanan Kürtler her sıkıştıklarında İran'a kaçıyorlardı. Amerikan destekli Şah yönetimi de Barzani ve Talabani'ye her zaman arka çıkıyordu...

1974'te Saddam, Şah ile anlaşınca, Tahran, Washington'un onayı ile Kürtleri sattı.

Baba Barzani Amerika'ya kaçmak zorunda kaldı ve orada öldü.

Tahran'ın bu geleneksel desteği 8 yıl süren İran-Irak savaşı boyunca devam etti. Oysa aynı Tahran'ın kendi Kürtleri ile başı belada idi!

Irak'taki Kürtler ise Tahran'a kızınca çekinmden İranlı Kürtlere destek vermekten kaçınmıyorlardı. İran KDP ve Komala örgütünün ofis ve silahlı militanları Kuzey Irak'ta bulunmaktadır.

Günün dengelerine göre PKK ile sırayla dayanışma içine giren Barzani ve Talabani son 20 yıl içinde Suriye yönetiminden de her türlü desteği alıyorlardı.

Bu arada İran, PKK ile ilişki kurarak günümüze dek gelen bir yardımlaşma sürecini başlattı. Kuzey Irak'ta bugün bulunan 5 bin PKK militanı sıkıştıklarında İran topraklarına geçebiliyorlar.

Görüldüğü gibi bölge ülkelerinin keni Kürtleri ile sorunlarını gözardı etmek için, komşularının Kürtlerine sahip çıkmaktan geri kalmamışlardır. Benzer şekilde bu ülkelerin Kürtleri de kendi aralarında savaşmaktan geri kalmamışlardır.

Tüm bu olup bitenlerin değerlendirilmesini siz değerli okuyuculara bırakıyorum.

Ancak söylenmesi ve kubul edilmesi gereken bir tek gerçek var:

Kendi ülkelerimizde ve bölgemizde yaşanan tüm olumsuzlukların belki de en büyük suçlusu bizleriz.

Durum böyle olunca doğal olarak ortak düşmanımız olan İsrail, Amerika ve batılı ya da doğulu ülke ve güçler bizim bu yanlışlıklarımızdan yararlanıyorlar.

Bugün Irak'ta ve genel olarak bölgemizde yaşanan ve yaşanması muhtemel tüm tehlikeli süreçleri yeni anlayışlarla algılayıp çözmek zorundayız.

Bunu başaramadığımız sürece hiç bir şeyden şikayet etme hakkına sahip olamayız..

Çözüm ise, Kürtlerin başta yaşama hakkı olmak üzere, tüm haklarını yok saymakla sağlanamaz.

Çözüm; tüm bölge halklarının birlikte yan yana yaşayabilmelerinin koşullarını yaratmakla gerçekleşir.

Her zaman söyledim:

Herkes herkese saygı göstermelidir.

Türkiye, Suriye, İran ve yeni Irak geçmişin hatalarından ders alarak oyuna gelmemelidirler.

Kürt kardeşlerimiz ise herhangi bir provakasyonun aracı ve malzemesi olmamalıdırlar!

Çünkü yine en çok onlar acı çekecektir.

Ve o zaman da yanlarında, yaşasın dedikleri Bush ve İsrail'i değil yine Türkleri, Arapları ve Acemleri bulacaklardır.

Dün sabah Şam'da Haçlıları yenen Selahaddin Eyyubi'nin mezarı başında fatiha okurken bunlar geldi aklıma!!!

hmahalli@yenisafak.com