"Kuklalığın sonu "

Düşmanla içeriden işbirliği yapanlar, bazen düşman kadar, bazen de ondan fazla tehlikelidirler. Düşman da çoğu zaman içeriden kendisiyle işbirliği yapabileceklere güvenerek hareket eder.
Düşmanla içeriden işbirliği yapanlar, bazen düşman kadar, bazen de ondan fazla tehlikelidirler. Düşman da çoğu zaman içeriden kendisiyle işbirliği yapabileceklere güvenerek hareket eder. ABD, eğer ki Irak’ta kendisiyle işbirliği yapabilecek kişileri bulmuş, onlarla önceden masaya oturup planlar yapmış olmasaydı işgal hareketini başlatmakta ciddi şekilde tereddüt edecekti.
ABD, Irak’a yönelik işgal hareketini başlatmadan aylar önce “Saddam muhalifleri” sıfatıyla birtakım işbirlikçilerini ülkesine çağırarak onlarla uzun uzun hesaplar yaptı, planlar kurdu. Bunların arasında en çok öne çıkan isimler de Celal Talabani, Mesut Barzani ve Ahmet Çelebi’ydi. Aynı oyunu Afganistan’a ve Çeçenistan’a baktığımız zaman da görüyoruz.
Dünyadaki çıkarları, elde edecekleri makamlar hesabına kendi vatanlarına ve halklarına ihanet edenler, bu dünya hayatının kısa olduğunu ve ölümün nerede, ne zaman gelip çatacağının bilinmediğini dikkate almıyorlar. Hiçbir garantisi olmayan ve belki oldukça kısa sürecek faydalar için izzet ve şereflerini satıyorlar. Ölüm sonrasını ise hesaba katmıyor, dünyada elde ettiklerini kâr görüyorlar. Ama mukabilinde izzetlerini, şereflerini, dinlerini ve ahiretlerini feda ettikleri küçük menfaatler ani bir şekilde ellerinden gidiyor. Şairin dediği gibi:
Yamadık dünyamıza koparıp dinimizden,
Sonunda din de gitti dünya da elimizden
Bazen, kendilerine kuklalık ettikleri güçlerin maskarası haline geliyorlar. Ama kuyruklarını bir kere kaptırdıklarından hiçbir şey yapamıyorlar.
İslâm âleminde son günlerde yaşanan bazı olaylar bu açıdan son derece ibret vericidir.
Çeçenistan’da yıllarca Rusya’nın kuklalığını yapan Ahmed Kadirov, hiç ummadığı bir anda ve tahmin etmediği bir şekilde dünyaya veda etti. Onu yıllarca maşa olarak kullanan Moskova yönetimi “kahraman” ilan etti. Ama Çeçenistan tarihine bir “kahraman” olarak değil de “hain” olarak yazıldı.
Irak’taki kukla Ahmet Çelebi’nin evine işgalci askerler baskın düzenledi, adamlarını tutukladı, bilgisayar kayıtlarına vs. el koydular. Böylece işgalcilerin postallarının kendisine yakınlığının, direnenlere yakınlığından az olmadığını gördü. Direnenler o eziyete en azından izzet ve şereflerine sahip çıkarak maruz kaldıkları için vicdanen rahatlar. Ama Çelebi, hem ihanet etmiş olmanın, hem de işgalciler tarafından aşağılanmanın ezikliğini yaşıyor.
Irak Geçici Yönetim Kurulu’nun başkanı dini ilkelere önem veren biriydi ve kendince “makul” gerekçeler için orada bulunuyordu. Ama bu kurulun Amerika’nın Irak üzerindeki işgalinin meşrulaştırılması ve bölgeyle ilgili planların hayata geçirilmesi için bir şemsiye olarak kurulduğunu hesap etmedi. Sonuçta bir eylemin hedefi olarak hayata veda etti ve kimse onun “onurlu” bir şekilde öldüğünü söyleyemiyor.
Şeyh Ahmed Yasin ne güzel söylemişti: “Bizden beyaz bayraklar kaldırıp teslim olmamızı istiyorlar. Böyle yapmamız hiçbir şeyi değiştirmeyecek ve ölümü bizden uzaklaştırmayacak. Bırakın mücadele ederek, direnerek onurumuzla ölelim!” Üstad Rantisi’nin hanımının şu güzel sözünü de zikretmeden geçmeyelim: “Ölüm herkes için mukadderdir. Ama Allah şehadeti seçtiklerine nasip eder.”

Ahmet Varol 23.05.2004 Vakit