Köpeklerin havlaması, İslâm’a noksanlık getirmez

İnsanlığını kaybetmiş ve köpekleşmiş yaratıkların 1400 yıl önceye havlamaları kimseyi fazla endişelendirmesin..
Tarihin her kesitinde Nemrut’lar, Ebu Cehil’ler zuhur edecektir.. Ve onların takipçileri de olacaktır..
Zamanın ve konjonktürün “uygun” görülmesiyle, tıpkı haşeratın bahar ayında toprak üstüne çıktıkları gibi sahneye çıkarlar..
Kin kusarlar, hakaret kusarlar, iftira kusarlar..
Bu hâller, saldırdıkları kapının büyüklüğündendir..
Neyzen Tevfik, Allah rahmet eylesin, siteminin yükselip-öfkesinin kabardığı günlerde bir kahvehaneye girer.. Karakterinde mevcut olan isyankâr tavrıyla yeryüzündeki adaletsizlikleri eleştirecek, amma o Allah’ı muhatap alarak atıp tutmaya başlar.. Bu arada sarıklı bir din âliminin kendisine sert sert baktığını görünce taşı gediğine koymayı ihmal etmez:
“Ne diye böyle kızgın bakıyorsun hoca? Bizim gibi köpekler havlamazsa o kapının büyüklüğü nereden anlaşılacak?”
Evet, Neyzen Tevfik ne din düşmanıydı, ne de Allah’ı ve Resûl’ünü inkâr ederdi..
Naat adlı şiirinde şöyle der:
“Senin aşkınla gönlüm sütlimanlık Ya Rasûlallah,
Kalın geldi bu fakire Müslümanlık Ya Rasûlallah..”
Bir kez daha, hatta bin kez daha rahmet niyaz ediyorum samimiyetinden dolayı Neyzen Tevfik’e..
Ve ondan ilham alarak; bırakın, ye’se düşmeyin, İslâm’a havlayan köpekler havlasınlar.. Havlasınlar ki, o kapının büyüklüğünü tembel ve idraksiz Müslümanlar da farkeylesinler..
Dahilden ve hariçten İslâm’ı yıkmaya çalışan saldırganların neden seslerini yükselttikleri sorusuna ben bir cevap vereyim:
Yükselen İslâm ve vurdukça çoğalan Müslümanlar, Ebu Cehil torunlarını saldırgan yapıyor..
Köpek benzetmesiyle köpeklere haksızlık yaptığım kesindir.. Zira, hiçbir köpek, değil 1400 yıl geriye, 14 saat önceye bile havlamaz..
Büyük ve nurlu kapının açılış tarihidir 1400 yıl evvelisi..
Putların yıkıldığı tarih..
Putperest cahillerin tasfiye edildikleri önemli bir tarih..
Susuz, ormansız, Arabistan çölünden fışkıran beşeriyet tarihinin feyz ırmağı.. Emsali görülmemiş rahmet ve adalet yağmuru..
Manevi fecrin doğması, karanlıkları boğması elbette gece avcılığını düstur eden karanlıklar aleminin sırtlanlarını rahatsız edecektir..
Aldırmayın bre dostlarım..
Kervan büyüyerek yoluna devam ediyor.. Kıyamete kadar devam edeceğine dair de elimizde yeteri kadar belge mevcuttur..
Günlerden Cuma.. Hocaefendi camiye gidiyor ve yolda üç-beş sapığın tartışmalarına şahit oluyor. Kimi “Allah yok” diyor, kimi “Allah çok” diyor..
Hocaefendi biraz da sinirli, sünneti eda ettikten sonra hutbe okumaya çıkıyor.. Okuyor, amma acayip bir hutbe: “Ya Rabbi, vallahi varsın, birsin.. Sana ‘yok’ diyenin de, ‘çok’ diyenin de anasını, avradını (......)”
Siz de hocanın yaptığı gibi yapın demek istemiyorum.. O an ve o şart vaki olsa da küfrün yaygınlaşmasına sakın vesile olmayasınız..
Hocaefendi mazurdur, amma bizler mazur değiliz..
Adaletimizle, güzel ahlâkımızla, sabrımızla, ilmimizle, beşeriyete faydalı hizmetlerimizle vermeliyiz cevabımızı..
O kapı, sadık ve samimi müdavimleriyle açık kalmalı.. O kapı hiçbir zaman istismar kapısı olmamalı..
O kapıya havlayanları düştükleri inkâr çukurundan çıkarmaya gücümüz yeterse çıkartalım ve kervana dahil edelim..
Gücümüz yetmiyor mu?
Eh, ne yapalım, Allah (cc)’ın gücü mutlaka yeter..

Abdurrahim Karakoç 16 Aralık 2003 Vakit