Kimi şikâyet ediyor?

Yazıyı Dilipak’ın köşesinde okuyunca hislendim. Şikayeti yapan, geçen hafta siyonist İsrail’in devlet terörüyle param parça edilen Şeyh Ahmet Yasin; şikâyetin yapıldığı mercî, Kâinâtın Sâhibi olan Allahu Zülcelâl Hazretleri. Peki, kimden şikâyet ediliyor?
Şeyh diyor ki:
“Siz ey Müslümanlar! Suskun ve âciz! Helâk olmuş ölüler!.. Hâlâ kalbleriniz sızlamıyor mu başımıza gelen bu acı felâketler karşısında? Bir halk yok mu Allah için ve ümmetin namusu için kızacak? Hiç kimse yok mu şerefli direnişçilerden, bizleri katil teröristler olarak ilân edenlere karşı duracak?” (Vakit, 24 Mart 04)
Şu feryâd, içimizde bir kıpırtı meydana getiriyor mu? Yoksa, çiftimiz çubuğumuz, evimiz barkımız, tatlı kârlı ticaretimiz, zorla kaptığımız koltuklarımız daha mı tatlı geliyor?
Şeyh diyor ki:
“Bizleri yıkıp yok etmeye and içtiler! Bu ümmet utanmaz mı şerefi kirlenirken? Bu ümmetin devletleri utanmaz mı siyonist katilleri ve uluslararası işbirlikçilerini görmezden gelirken?”
Şeyhin utanmasını istediği “ümmet” kim acabâ? Ümmet-i Musâ mı, ümmet-i İsâ mı, ümmet-i Lenin mi, ümmet-i para mı, ümmet-i ABD mi, ümmet-i AB mi, ümmet-i Dolçe Vita mı?
Şeyh diyor ki:
“Bizden teslim olmamızı ve beyaz bayrak dikmemizi beklemeyin! Çünkü biz, bunu yapsak da öleceğimizi biliyoruz. Bırakın, savaşın onuruyla ölelim! Dilerseniz bizimle olun, elinizden geldiğince ölümümüzü izleyin!”
Evet, Şeyh Ahmed Yasin, kerâmetkârâne neticeyi görmüş. Adına Ümmet-i Muhammed (sav) denen bir buçuk milyarlık dev kitlenin ekserisi olarak hepimiz, Şeyh’in param parça edilerek İsrail devlet köpeklerince şehid edilmesini acıyarak izlemekten başka bir şey yapmadık...
Şeyh diyor ki:
“Tâziyemiz, Allah’ın, emâneti savsaklayan herkesten kısas almasıdır!”
Acaba tüylerimiz ürperdi mi? Şu cümle ne demek istiyor? “Bize sessiz kalanlar da bizim gibi olsun!” diye beddua etmiyor mu? Bu “ah!” yerde kalır mı? Aynı akıbet, bütün, adına Müslüman denilenleri yakalamaz mı?
Ümmetin bunca hissizliğini, dinozorluğunu gören Şeyh, şu tarizde de bulunuyor:
“Umarım bizim aleyhimizde olmazsınız! Allah aşkına, bâri aleyhimize olmayın!”
Vâ esefâ! Ümmet bunu da zevkle yapıyor! Tatlı mekânlarında huzur içinde yan gelirken, Allah yolunda mallarını ve canlarını sebil edenlere “en nefret ettiğim insanlar” demekten de utanmıyor!
Şeyh diyor ki:
“Allah’ım! Akıtılan kanlar, dokunulan ırzlar, çiğnenen hürmetler, yetim bırakılan çocuklar, oğlunu yitirmiş anneler, dul kalmış kadınlar, yıkılmış evler ve ifsâd edilmiş ekinler aşkına Sana şikâyette bulunuyorum. Sana şikâyette bulunuyorum! Gücümüz dağıldı, birliğimiz bozuldu, yollarımız ayrıldı. Halkımızın zaafını ve ümmetimizin bize yardım edip düşmanı yenmedeki aczini Sana şikâyet ediyoruz!”
Şikayet edilen kim? Seni, beni, onu, bizi toptan adına “Müslüman” denilenleri Allah’a şikâyet etmiyor mu? Şikâyete muhatap olmayanlara selâm olsun!.. Erkekler gibi hareket etmeyenlerin karılar gibi ağlaması elbette kaçınılmazdır...

Mustafa Kaplan 29 Mart  2004 Vakit