Kim yobaz!..
Bütün sistemlerin, bütün
düşüncelerin ve bütün ideolojilerin kendini koruma güçleri vardır. Bu, bazen
yumuşak, bazen sert olabilir. Bu, sistem bekçilerinin tavırlarına göre
değişebilir. Dokunulmaz tabuları olduğu gibi üzerinde konuşulan durumlar da
olabilir. Türkiyede bunlar yaşanmaktadır. Şeriat, ulusalcılık ve demokrasi.
Şeriat, bir inanç olmanın ötesinde, idari bir sistemdir. Kurallarını Kuran
belirler. Ulusalcılık, ulusu sevme etrafında çöreklenmiş demokrasiyi koruma gücü
olarak lanse edilen bir güç. Beşeridir. İlâhi olanın da, beşeri olanın da kalın
çizgileri vardır. Şeriatın kalın çizgileri helâller, haramlar dediğimiz
hususlardır. İçki, kumar, başörtüsü, namaz ve oruç. Bunlardan vazgeçilmez.
Geçilirse şeriattan bahsedilmez.
Ulusalcılığın Türkiyedeki görüntüsü ve kalın çizgisi ise; başını açacaksın,
içkini içeceksin, namaz kılmayacak, oruç tutmayacaksın, şeriata inanmayacaksın.
Bunları yapmazsan ulusalcılıktan bahsedemezsin.
Ulusalcılığın bir özelliği de, herkesin ulusunu sevmesinden kendilerine
ayrıcalık tanıyarak, demokrasi hamiliğine soyunmasıdır. Aslında ise kendi
güçlerini korurlar.
Türkiyedeki demokratlar ise; demokrasiyi bütün sistemlerin birleştiği bir nokta
olarak görürler. Bu açıdan bakınca, şeriatçılarda büyük bir akım var.
Demokrasiye kayma var.
Nasıl mı?
Müslümanım diyenlerin kalın çizgilerinden neler kaldı? İçki her evin gıdası;
namaz, oruç hanelerden uzaklaşmış; başörtüsü azınlığa düşmüş, zorlanmadadır. Kaç
tane kalın çizgisi kalmış? Gerçek o ki, inanç sahiplerinin yüzde 95i şeriatten
uzaklaşmıştır.
Ulusalcılık ise kalın çizgilerini kalınlaştırdıkça kalınlaştırmış, gölgesinde
sadece kendini görür olmuştur. Müslümanı ya da inanca sadık olanı tanımaz,
kırıntılarını bile kabul etmezler.
Görmezler mi ki; inananların dini emirlerini unutup arkalarından koştuklarını?
Görmezler mi ki; kendi kullarının etrafında toplananların eski inançlarını
bırakıp koştuklarını?
Görmezler mi ki; içki, kumar müdavimlerinin Müslümanım diyenler olduğunu?
Namaz yok, oruç yok, dini inancın eserleri yaşayışında yok. Bilirler de, onların
derdi demokrasi, laiklik değildir. Kendi güçlerinin devamıdır.
Müslümanım diyenler, kalın çizgilerden uzaklaşırken, ulusçular arayı giderek
kapatmış. Uzlaşma ve hoşgörüden uzaklaşmışlardır. Dertleri, demokrasi,
cumhuriyet ve laiklik değildir. Bütün mesele bizim demokrasidir.
Beynelmilel demokrasiye sarılanların, inanç pahasına, dünyanın insanlığa sunduğu
en son çare diyenlerin sükutu hayalini seyretmek acıdır. On senede bir
kırılması, her kırılışta yeniden yaltaklanarak hevesle atılması, hüzün
vericidir.
Demokrasiye inananların, son çare gördükleri bir kapı kalmıştır. AB kapısı.
Sanki hiçbir şeyin farkında değilmiş gibi asıldıkça asılmaktadırlar. Sağdan
soldan ipleri germek için münferit hadiseleri bile büyütmekte olduklarını
görmezlikten gelmektedirler. Bazen içten gelen bir sesle; siz ne yaparsanız
yapınız, biz buradayız demektedirler. Yobazlıkla itham ettiklerinden daha
yobazdırlar. İnananlar, inançlarının kalın çizgilerini, gittikçe inceltmekte,
yok denecek hale getirmektedirler. Sırf idare etme arzusu, sisteme adapte olma
duygusu, ulusalcılıktan, ulusallardan korkusundandır.
Dünya için değer mi?
Duran Kömürcü 5 Ocak 2004 Vakit