Kılavuzun gereği yok

Görünen köy kılavuz ister mi? Şâir de bu gerçeği dile getirmiş, “Kılavuzun gereği yok/Yolun sonu görünüyor...” demiş.
Geçen yıl Avrupa turu atarken, dikkatimi bir husus çekmişti. Almanya’dan Lüksemburg’a veya Belçika’ya, Fransa’ya, Hollanda’ya, Avusturya’ya girdiğiniz anda, cep telefonunuz yeni bir sisteme geçiyor. Başka bir ülke toprağına girdiğinizi anlıyorsunuz.
Geçen hafta Abdülaziz Bey’le İzmir tarafından Çanakkale yoluyla dönüyorduk, Dikili ve Ayvalık civarına geldiğimizde onun Arya hattı, Yunanistan topraklarına girdiğimizi müjdeledi! Avrupalı kefere ancak hududunu geçtiğin zaman yeni bir sistemi devreye sokuyordu; bizim Dikili ve Ayvalık ne zaman Yunan hududuna dahil oldu?
Şu hal eğer rutin bir şey ise üzerinde durmaya değmez. Ama bu küçük sinek benim midemi bulandırdı. Ne oluyoruz. Kıbrıs’tan sonra sıra Ege kıyılarına mı geliyor? Birilerinin adım adım bir yerlere doğru yaklaştığını görümyor muyuz, yoksa biz fazla vehhâm mı olduk?
Geçen hafta, “Biz bu topraklarda dâvâyı kaybettik” demiştim. Kahramanmaraşlı okuyucumuz Sefa Derelioğlu, bu buram buram ümitsizlik kokan cümleye itiraz etmiş. A gözümün nûru, herşey o kadar hızlandı, elin keferesi o kadar usta çalımlarla ilerliyor, üstelik de arkasına bizim kesimden hatırı sayılır kitleleri de taktı ki, bendeniz nasıl ümitli olacağım?
Fakat hassas okuyucumuzun cümledeki “bu topraklarda” kelimelerine dikkat etmesini rica ederim. Benim iddiam bu kelimemlerle sınırlıdır. İslâm coğrafyasının başka noktalarından yükselecek meş’alenin bu ümmeti zilletten kurtaracağı gerçeğini zaten bu fakir seslendiriyor. Ama, “bu topraklar” benim ümidimi kırıyor. Bizim köyde, “Kürt çalıyor çingene oynuyor” diye, kaosu sembolize eden bir tabir vardır. Bu topraklar aynen o halde değil mi? Kılavuza gerek var mı?
Yolda iyi üşütmüş olacağım ki, İstanbul’a döner dönmez yıkıldım. Grip, diş apsesi, sindirim sistemi sıkıntısı yatağa düşürdü. Başımı kaldıramıyorum. En küçük bir ses bile beynimde uğulduyor. Tam o anda bir partinin seçim arabası kapının önüne yaklaşıp, dakikalarca beynimi patlatmaz mı? Bildiğim ne kadar dua varsa okudum...
Bir beldeye idareci seçilecek, işi çığırından çıkarıp karnavala döndürmekte üstümüze yok! Ne bu yâhû bitpazarı satıcıları gibi en yüksek perdeden bağırmak? Burada hasta mı var, uyuyan mı var, niçin başkaları düşünülmez? Sizin seçtiğinizin de, seçeceğinizin de, bu ülkeye vereceği faydanın da!...
Hey gidi Osmanlı hey! Sokaklarında hiç gürültü olmazmış. Yâ Râb! Bu asil millet nasıl bu hale getirildi? Bu cazgırların kılavuzluğunda nereye gidilir? Evet, benim “bu topraklarda” ümidim kalmadı. Bu kaostan hayır çıkması mümkün değildir.

Mustafa Kaplan 11 Mart 2004 Vakit