İsrail ve terör... “ABD penceresi”nden bakınca!

Bugün Çarşamba... Pazar akşamından bu yana, zihin dünyamda “git-gel”ler yaşıyorum... “Neler oluyor?.. Ne oluyoruz?.. Nereye götürülüyoruz?.. Olan-bitenlerin perde arkasındaki sebebi ne?” diye düşünmekten, kafam karmakarışık!..
Bu yazıyı yazıp yazmamakta da hayli tereddüt ettim... Ancak, “tepki okları”na muhatap olacağımı bile bile, işte yazıyorum!..
Evet, kafam karmakarışık!..
Şaşkınım!..
“Gördüklerim” karşısında şaşkınım, “duyduklarım” karşısında şaşkınım!..
İlk şaşkınlığı Pazar akşamı yaşıyorum...
Erbakan Hoca, Flash TV ekranlarında!.. Son derece heyecanlı, bir o kadar da “yürekten” konuşuyor!..
Belli ki; “Türkiye için” endişeli... Belli ki, “insanımız” için dertli!..
“AB’yi” anlatıyor, “ABD’yi” anlatıyor... “IMF”den, “dış odak”lardan ve “misyoner”lerden söz ediyor!..
Son derece “isabetli” teşhisler, mükemmel “tahlil”ler!..
Hepsinin altına imzamı atabilirim!..
Ancaak... “Askeri göreve çağıran” sözlerine katılmam mümkün değil!..
Şöyle diyor Erbakan Hoca:
“Kıbrıs konusunda, askerlerin daha etkin rol oynaması ve hükümete ikazda bulunması gerekir!”
Son derece şaşkınım!..
TERÖRSE, İŞTE TERÖR!
Bu hâlet-i ruhiye içinde eve gidip, yattım...
Pazartesi sabahı, eşimin, “Kalk!.. Kalk!.. İsrail helikopterleri, Şeyh Ahmed Yasin’i füzelerle şehid etmiş!” sesiyle uyandım!..
İlk tepkim şu oldu:
“Ne istemişler hem 65 yaşında, hem de tekerlekli sandalyeye mahkûm felçli bir adamdan?”
“Sabah namazından çıktıktan sonra vurmuşlar” dedi eşim!..
Ağzımdan, gayrı ihtiyari;
“Vayy, Şaron’un piçleri” sözleri çıkıverdi o an!.. Sonra “kahvaltı”ya oturduk... Gel de; ye, yiyebilirsen!.. Lokmalar, boğazımda düğümlendi!..
Bir yandan da ekran ekran dolaşıp, “haber” almaya çalışıyorum!..
“3 roket”ten biri, Şeyh Ahmed Yasin’e isabet etmiş!.. Vücudu da, “tekerlekli sandalye”si de paramparça olmuş!..
“Saldırı”yı yöneten, “Sabra-Şatilla kasabı Şaron”un bizzat kendisiymiş!.. Karar, “İsrail Kabinesi”nde resmen “oylama”ya sunulmuş ve “katliam” kararı alınmış!..
O an, masaya yumruğumu vurup, “Terörse, işte terör!.. Hem de resmî onaylı devlet terörü!” diye bağırdım!..
Eşim, “sakin ol” deyip, teskin etmeye çalışıyor!.. Ama, ne mümkün!..
Bu defa;
“İslâmcı terör deyip de, Yahudi terörünü görmeyenlerin Allah cezasını versin!.. Ulan Amerika!.. Ulan Bush oğlu Bush!.. Eğer, terörle gerçekten mücadele ediyorsan, eğer maçan sıkıyorsa, hadi İsrail’i de vur!” diye bağırıyorum!..
Ekranlardan “altyazı” geçiyor:
“ABD Dışişleri Bakanlığı; İsrail’in saldırısını eleştirdi, ancak resmen kınamadı!.. ABD, taraflara itidal çağrısında bulundu!”
İşte bu, tam Bush’luk!.. Bırakın “vurma”yı, resmen kınayamıyor bile!..
Öte yanda;
“Şaron, cehennemin kapılarını açtı!” diye bağırıyor Filistinliler!..
Yemin ediyorlar:
“Dişe diş, göze göz!.. Bu saldırının intikamı alınacak!”
Belli ki; Ortadoğu, bundan böyle çok daha büyük bir “kan gölü”ne dönecek!..
Belli ki; Ortadoğu’yu çok daha “sıcak” günler, “kan dökülecek” aylar ve “ceset tarlası”na döndürcek yıllar bekliyor!..
Bu kan, Ortadoğu ile de sınırlı kalmaz!.. Bu kan, bu ateş, ABD’ye de sıçrayabilir!..
Hem de yakın bir zamanda!..
...VE FETHULLAH HOCA!
Bu düşüncelerle gazeteye geldim... Günlük gazeteleri okumaya başladım...
Özellikle Zaman’a baktım... Çünkü, bir gün önceden “anons” edilmişti... Nuriye Akman, 5 yıldır ABD’de yaşamaya “mahkûm” edilen Fethullah Gülen Hocaefendi ile “röportaj” yapmıştı, o yayınlanacaktı...
Başladım okumaya...
Okudukça şaşırıyorum...
Şöyle diyor Fethullah Hoca:
“Hakiki Müslümanlıkta terör yoktur. Çünkü İslâm bir insanın öldürülmesini küfre denk tutuyor...
Savaşırken bile masum insanları öldüremezsiniz. Bu konuda kimse fetva veremez. Kimse intihar komandosu olamaz. Kimse vücuduna bombalar bağlayıp, masum insanların içine giremez. İçine girdiği toplum hangi dinden olursa olsun caiz değildir. Savaş halinde bile -ki orada dengeler çok korunamaz- buna cevaz verilmemiştir. Çocuklara ilişmeyin, kilisede ibadet edenlere dokunmayın denmiş.”
Fethullah Hoca; “terör”e cevaz veren hocaları “ham softa” olarak nitelendirdikten sonra, şöyle sürdürüyor sözlerini:
“Müslümanlık hak bir dindir, doğru yaşanmalı. Ona giderken de batıl vesileler kullanılması katiyyen doğru değildir. Hedef doğru olduğu gibi, o hedefe ulaşmak için kullanılacak bütün vasıtaların da doğru olması lâzım. Bu açıdan adam öldürerek cennete gidilemez. Müslüman, ‘Ben adam öldüreyim, cennete gideyim’ diyemez. Bir Müslümanın en önemli hedefleri Allah’ın rızasını kazanmak, Allah’ın yüce adını âleme duyurmaktır.”
PEKİ, ÇÖZÜM NE?
Amenna... İslâmiyet’te, “terör”e elbette yer yok!..
Peki ama; “kapana kısılmış fare” gibi, etrafı kuşatılmış ve halen “duvar”lar arasına hapsedilmeye çalışılan “Filistinli”ler ne yapacak?.. Nasıl kurtulacaklar bu “cendere”den?..
“İşgal edilmiş toprakları”na ve “devlet terörü”yle ellerinden alınmış “özgürlük”lerine nasıl kavuşacaklar?.. “Dinlerarası Diyalog”la mı, yoksa “uzlaşma”yla mı?..
Ortada, “gücün terörü” varken, buna karşı “terörün gücü”nü kullanmayıp da, hangi metodla savaşacak o insanlar?..
Tamam;
“Müslümanlıkta terör yoktur” da, “devlet onaylı Yahudi terörü”ne karşı nasıl ve neyle direnecek bu insanlar?!?
Gayet açık ve net ki;
“ABD hegamonyası”ndaki bu dünyada, “İlimli İslâm”a da, “Ilımlı İslâm”a da tahammül ve geçit yok!..
O halde, “hak”lar ve “özgürlük”ler nasıl elde edilecek?..
“Vatandan uzakta” ve “vatan hasreti”ni giderebilmek için “kavanozlara vatan toprağı” doldurup, onları koklayarak mı?..
Şaşkınım!.. Şoktayım!..
“Kimse vücuduna bombalar bağlayıp masum insanların arasına giremez!” diyen bir Fethulah Hocaefendi’den beklerdim ki şunu da desin: “Hiçbir ülke kimyasal silah yalanları ve terör bahaneleriyle insanların tepesine bomba-füze yağdıramaz!..”

Hocaefendi’nin; İsrail’i “barışçı” göstermek için örnekler verip, ardından da “çok akıllı bir arkadaşı”ndan naklen yaptığı şu değerlendirme;
“Barış organizasyonuna bir Filistinli mani oldu... Gördüm ki, o Filistinli bir silah tüccarıdır... Bu kavganın devamını istiyor... Alışverişi var o işte!”
Hepten çıldırıyorum... Kaygım artıyor, saygım azalıyor...
Merak ediyorum; çok sevdiği vatanından “uzak”ta ve 5 yıl önce sığındığı “ABD’nin penceresi”nden bakınca, böyle mi görülüyor olaylar?..
Zira, buradan bakınca, hiç de öyle görünmüyor!..
Şaşkınım!.. Şoktayım!..
Kafam, karmakarışık!..

Hasan Karakaya 24 Mart 2004 Vakit