İslâm’a Dıştan Müdahaleler

İslâmi inanca, anlayışa ve yaşayışa dıştan müdahaleler tarih boyunca sürekli olmuştur. Bunların bazılarının amacı doğrudan Müslüman kimliğini ifsat etmek, bazılarının amacı da Müslümanı teslimiyetçi, kendisine dayatılan her şeyi kabullenen ve kendi ilkelerini kişisel hayatının ötesine geçirme çabası göstermeyen hale getirmek olmuştur. Amaçlar farklı olsa da her ikisinde de ifsat, saptırma ve sapma söz konusudur.
Amerikan emperyalizminin Büyük Ortadoğu Projesi çerçevesinde yeni bir “ılımlı İslâm” modeli üzerinde durması da bir İslâm’a dıştan müdahale girişimidir. Öncelikli amacı da teslimiyetçi, Amerikan emperyalizmine ve saldırganlığına karşı çıkmayan, bilakis onunla işbirliği yapabilen, İslâm aleminin en büyük belası siyonist işgal devletini meşru kabul eden, diplomatik yaklaşımlarda ve tanımlamalarda ABD penceresini kullanabilen bir Müslüman modeli geliştirmektir. Bunun başarılabilmesi için de İslâm’ı tamamen ferdi hayata indirgeyen, paraya ve ekonomiye karışmasına izin vermeyen anlayışın yaygınlaştırılması istenmektedir.
“Teslimiyetçi Müslüman” modeli geliştirilmesi için yapılan tüm girişimlerde İslâm’ı ferdi hayata indirgeme çabasının öne çıktığını görürüz. Çünkü İslâm’ın toplumsal, siyasi ve ekonomik hayata müdahale eden hükümlerinin uygulanması yukarıda zikrettiğimiz amaçların gerçekleştirilmesine ve “teslimiyetçi Müslüman” modeline engeldir.
Son yüzyılda İslâm’ı ferdi hayata indirgeme çabalarında en fazla tecrübe yaşayan ülkelerden biri Türkiye’dir. ABD’nin son dönemde Büyük Ortadoğu Projesi’nde Türkiye’yi model almasının en önemli sebebi de bu olsa gerek.
Dıştan müdahalelerin başarılı olabilmesi için, içeriden onlarla yardımlaşan, kendi anlayışlarını, yaklaşımlarını örnek ve model olarak gösteren birilerinin olması gerekir. ABD’nin bu konuda da Türkiye’den kendileriyle yardımlaşabileceği birilerini bulduğunu görüyoruz.
Geliştirilen yeni modelin tutturulabilmesi için buna karşı çıkanların da tasfiye edilmesine, “suçlu” muamelesine tabi tutulmasına çalışılıyor. Son dönemde el-Kaide’nin hedefe yerleştirilmesinin en önemli amaçlarından biri budur. Bu örgüt artık sadece devletlerin ve örgütlerin değil, öne çıkmış, aktif şahısların bile karalanmasında kullanılıyor. Bir örnek olarak Abdülmecid Zindani’den söz edelim. Bu zat Yemen’deki İslâmi camianın ileri gelenlerinden ve oldukça aktif biri. Aynı zamanda bu ülkedeki Müslüman Kardeşler’in siyasi partisi olan Islah Cephesi’nin Şura Meclisi başkanı. İman Üniversitesi adıyla da Yemen standartlarına göre iyi kalitede bir üniversite kurmuş. Dolayısıyla yürüttüğü ticari faaliyetlerden elde ettiği geliri bu üniversiteyi geliştirmekte kullanıyor. Zaten Müslüman Kardeşler’in şimdiye kadar el-Kaide’yle herhangi bir irtibatının olmadığı biliniyor. Buna rağmen ABD onu el-Kaide’yi finanse edenler listesine aldı. Bu iddiasının herhangi bir delili olmadığı gibi, zikrettiğimiz sebeplerden dolayı mantıklı da değil. Ama ABD için önemli olan iddialarının mantıklı olması değil, zikrettiğimiz tarzda bir dışlama yapılmasıdır.

Ahmet Varol 5 Mart 2004 Vakit