Irak’ta karanlık olaylar

Değerli okuyucularımız! Bu yazıyı sonuna kadar mutlaka okumanızı tavsiye ediyorum.
Siyonist işgal güçleri Filistin topraklarında direniş önderlerine yönelik cinayetlerine ek olarak halka yönelik vahşi katliamlarını sürdürürken, direniş karşısında sıkışan, bazı ortaklarının çekilmesi sebebiyle iyice zorlanmaya başlayan ABD de Irak’ta birtakım karanlık işler çeviriyor.
Irak’ta direnişin yükselişi Amerikan işgal güçlerini ciddi şekilde sıkıntıya soktu. Bu, İsrail işgal devleti açısından da ciddi sıkıntılara ve endişelere sebep oluyor. Çünkü Amerikan emperyalizminin Irak’ta yenilgiyi kabullenmesi ve askerlerini tümüyle çekmek zorunda kalması işgalci Siyonistlerin hesaplarını da altüst edecektir. Bu yüzden işgalci saldırganlar hem Filistin hem de Irak topraklarında şiddeti tırmandırıyor, vahşetin trendini yükseltmeye çalışıyorlar. Ancak bu arada bazı işleri de çamuru, karşılarındakinin üzerine atacak şekilde planlayıp gerçekleştirdikleri anlaşılıyor.
Son karanlık ve şüpheli gelişmelerden biri Bağdat’ın batısındaki Ebu Garib cezaevine yönelik saldırı oldu. İşgal güçlerinin açıklamalarına göre bu hapishaneye 18 adet havan topu mermisi düştü ve 21 tutuklu hayatını kaybederken 100 tutuklu da yaralandı. İşgalciler bu saldırının direnişçiler tarafından düzenlendiğini ileri sürdüler. Ancak yine işgalcilerin açıklamalarından anlaşıldığına göre hedef alınan cezaevindeki tutukluların büyük çoğunluğu siyasi sebeplerle yani işgale karşı direniş sebebiyle oraya doldurulmuşlar. Bu durumda direnişçilerin kendi adamlarını öldürmek için saldırı düzenlemiş olmaları gerekir ki böyle bir şeyin mantıklı olmadığı apaçık ortadadır. İşte bu çelişki sebebiyle ABD’nin sözcülüğünü yapan birtakım medya organları ilginç bağlantılar kurmaya çalıştılar ki bunlar olayın aslından daha mantıksız. Üstelik böyle çelişkili ve garip bağlantılar kurulması işin içinde bir yanıltma çabası olduğu hakkında ipuçları vermektedir. Muhtemelen ABD, cezaevine doldurduğu direnişçileri böyle bir yolla tasfiye etmiş, ama kendisine yönelecek tepkileri bertaraf etmek amacıyla da söz konusu iddialara başvurmuştur. Amerika’nın bundan önce de benzer uygulamalara başvurduğunu biliyoruz.
İkinci karanlık olay ise Basra’da meydana gelen patlamalardır. Bu patlamalarda ölenlerin hepsi Iraklı ve bazıları da çocuklar. İddiaya göre direnişçiler Iraklı polislerin karakollarını hedef almışlar. Polislerden de ölenler olmuş ama ölenlerin ve yaralananların çoğu sivil halktan.
Öncelikle Basra son dönemdeki olaylarda hareketli bölgelerden değildi. İkinci olarak olaylara şahit olanlar, bir önceki akşam olay bölgesinde daha önce görülmemiş bir şekilde devriyelerin dolaştığını gördüklerini dile getirdiler. Bu devriye hareketliliği bir şeylerin hazırlandığı intibaı veriyordu. Olaylarla ilgili olarak Irak polis teşkilatının açıklamalarıyla İngiliz işgalcilerin açıklamaları arasında ciddi çelişkiler ortaya çıktı.
Patlamalardan sonra olay bölgesine girmeye çalışan İngiliz askerlerinin halk tarafından taşlanması halkın suçlu olarak işgalcileri gördüğünün bir göstergesidir. İngiliz kuvvetlerinin askeri sözcüsü John Arnold, İngiliz askerlerin sadece bir polis merkezine girebildiklerini, diğerlerine girmeye çalışanların kalabalık bir halk kitlesi tarafından taşlandıklarını söyledi.
Bunun yanı sıra olaylara şahit olanlardan birçok kişi perde arkasında işgalcilerin olabileceği şüphesi uyandıran çeşitli noktalara dikkat çektiler. Örneğin Usame Abdülkerim isimli Basra Üniversitesi İslâmi İlimler Fakültesi öğrencisi bir genç İslâm Online’a yaptığı açıklamada ilginç bir noktaya dikkat çekiyor: Olayın meydana geldiği bölgede diğer zamanlarda bolca görülebilen İngiliz askerlerinden bir tek kişi patlama esnasında bölgede değildi. Bu onların hadiseyi önceden bildiklerini göstermez mi? Bu gerçeği İngiliz kuvvetlerinin basın sözcülüğünü yapan yüzbaşı Hişam Halave’nin açıklaması da teyit etti. Çünkü Halave olayda İngiliz askerlerinden ölen ya da yaralanan olmadığını bildirdi.
Sonuç olarak değerli okuyucularımıza Irak’ta yaşanan gelişmeleri çok büyük bir hassasiyetle takip etmelerini, işgalcilerin ve onların sözcülüğünü yapan medya organlarının yanıltmaları karşısında dikkatli olmalarını tavsiye ediyorum.

Ahmet Varol 22 Nisan 2004 Vakit