Irak’a hangi askeri göndereceksiniz?
Cevabınız kesinlikle
“Ne demek hangi asker? Elbette Türk askeri” şeklinde olacaktır...
Bir soru daha:
Türk askeri içinden laikçiler mi gönderilecek, diğerleri de bulunacak mı?
Hayır, bölücülük yapmıyorum... Yazımın kapısını bir uygulamaya gönderme yapmak
için açıyorum...
Genelkurmay, pazartesi günü, “akredite” gazetecilere açıklamalar yaptı,
bilgilendirdi...
Her zaman olduğu gibi Yeni Şafak, Vakit, Zaman, Tercüman, Kanal 7, Samanyolu,
Meltem TV mensubları davet edilmediler...
Akredite olmanın kıstası açıklanmasa da biliyoruz... Güvenilmez kabul edilen
gazeteler “dini hassasiyetleri” savunuyorlar... Kanunsuz eylemleri yoktur, amma
“dindar” biliniyorlar...
Bu bir suç mudur? Suç işleyen çıkarsa yargı ne güne duruyor?
Genelkurmay topyekün Türkiye’yi temsil eden müstesna bir kurumdur... Taraf
tutması, ayrımcılık yapması, insanları inançlarına göre tasnif etmesi özlenen
birliğe zarar verir...
Türkiye sadece laikçilerin Türkiyesi ise, Irak’a gönderilecek askerlerin de laik
kesimden seçilmesi icabeder kanaatindeyim.
Yeni Şafak, Vakit, Zaman, Tercüman okuyanlar, Kanal 7, Samanyolu, Meltem TV’si
seyredenler mademki zararlı, güvenilmez unsurlardır, bunlara savaş zamanında da
güvenilmez veya güvenilmemeli...
Güvenilmezleri niye askere alıyorsunuz? Sözgelimi İmam-Hatip’li olmak Robert
Kolej’li olmakla eşit midir? Değilse, bana soru sorma hakkı doğuyor...
Biz, niçin “güvenilmezler” sınıfındanız?
Geçmişimiz lif lif ayrılsın, hangi kanunsuzluklara bulaşmışız? Hiç suç
işlediğimize dair delil var mı?
Asker kaçağı mıyız? Vergilerimizi ödemiyor muyuz? Devleti mi soyduk? Vatandaşı
mı dolandırdık? Bölücülük mü yaptık? Devletimizi, milletimizi bazılarından daha
mı az seviyoruz?
Devleti soymaktan, bankaları boşaltmaktan, vergi kaçırmaktan yargılanan
patronların gazetesinde çalışanlar, “akredite” addediliyorsa, bu işte bir
sakatlık var demektir...
Bari Irak’a gönderilecek askerler de “akredite” yapılsınlar... Güvenilir
insanlar elbette güvenilmezlerden daha daha faydalı olurlar... Canla/başla
hizmette kusur koymazlar (!)...
Pazartesi brifinginde ağırlıklı konunun YÖK’ü himaye, hükümeti ikaz şeklinde
geçtiği akredite gazeteler tarafından yazıldı... Genelkurmay’ın YÖK ihtilafında
taraf olması, İmam-Hatip’ler hakkında tarafgir değerlendirmelerde bulunması da
enteresandır... Türkiye demokratik bir ülke ise dahili problemleri devletin
ilgili kurumları çözerler... Yok eğer, laiklik ve demokrasi bir arada barınmaz
deniyorsa, söylenecek sözümüz kalmaz...
YÖK ve rektörler oligarşisine çekidüzen vermek ilme, iç barışa hizmet etmektir...
Bazılarının saltanatları tehlikedeyse bu İlker Başbuğ paşamızın görev sahasına
girmesini gerektirmez...
Sorularımdan ve eleştirilerimden suç çıkarmaya kalkışanlara da bir sorum
olacaktır:
“Türkiye, demokratik, laik, sosyal bir hukuk devletidir” diyordunuz, samimi
değil miydiniz?
Ben ikinci sınıf vatandaş sayılacağım, hatta hiç yok kabul edileceğim ve soru
sormayacağım, aydınlatılmamı istemeyeceğim, kuzu kuzu susup oturacağım öyle mi?
Ya içimdeki öfke alevlerini kim, nasıl söndürecek?
Hayatım boyunca “adalet” istedim ve gerçek adaletin ülkemde yerleşmesi için
mücadele ettim... Alamadığım hakkımın hesabını sormayacak mıyım?
Zihniyet bölünmesine vesile olmak, Türkiye’nin bölünmesine vesile olmak kadar
tehlikeli desem, bana katılmaz mısınız?
Sahi Irak’a kimler gönderilecek?
Abdurrahim Karakoç, Vakit Gazetesi 16
Ekim 2003