İnsanlık Düşmanından İnsan Hakları Raporu

ABD birçok konuda olduğu gibi insan hakları ihlallerinde de öncüdür. 2003 basın fotoğrafları yarışmasında Amerikan vahşetini tescil eden bir fotoğraf birinci seçildi. Sıcak çölde başına çuval geçirilmiş bir babanın yanındaki yedi-sekiz yaşlarında çocuğuyla ilgilenmesini gösteren bu fotoğraf yıllar boyunca zihinlerden silinmesi mümkün olmayan bir zulmü gözlerimizin önüne getiriyor. Amerikan zulmünü tescil eden bunun dışında pek çok manzara gözlerimizin önüne geldi. Bu manzaralara bakıp da ABD’nin “insan hakları ihlalleri” hakkında rapor hazırladığını düşününce insanlığın halini daha iyi anlıyoruz. Tıpkı kumar masasından kalkmayan, günde üç öğün kafa çeken Bekri Mustafa’nın köye imam yapılması fıkrasında anlatılan durum.
ABD yıllık insan hakları raporunu dün (26 Şubat 2004) yayınladı. Tabii onun kanlı elleriyle böyle raporlar hazırlamasını herkes garipsiyordur. Ancak bu onun için önemli bir diplomatik oyundur. Birinci olarak bu tür raporlar hazırlayarak her konuda olduğu gibi “insan hakları” konusunda da kendisinin hüküm mercii olmasını istiyor. Böylece “insan hakları” konusunu da yerine göre siyasi baskı aracı olarak kullanma fırsatı elde ediyor. Tıpkı “terör” ve “teröre destek veren ülkeler” ile ilgili raporlarını siyasi baskı aracı olarak kullanıp başka ülkelere bu yolla dayatmalar yapabildiği gibi. İkinci olarak da “insan hakları” raporlarıyla kendi kirlerini kısmen örtmeye çalışıyor. Biz her ne kadar “insanlığın en büyük düşmanının insan hakları ihlalleriyle ilgili raporlar hazırlamasının ne anlamı olabilir?” diye düşünsek de o, hizmetindeki medya organlarını kullanarak bu tür raporlar vasıtasıyla kendisini “insan hakları”nın bekçisi, bu konudaki ihlallere karşı tavır koyucu bir güç olarak kabul ettirmeye, böylece imaj düzeltmeye çalışıyor. Üçüncü olarak da bu konudaki tutumu nükleer silahlanma konusundaki tutumunun bir benzeridir. O kendisini nükleer silahlanma alanında sınırsız yetki sahibi kabul ederken, ileride karşısına pürüz çıkarabilecek ülkelerin aynı silahlara sahip olmalarını engellemek için baskı gücünü kullanıyor. Yerine göre bu konuyu birtakım ülkelere yüklenmek, onları köşeye sıkıştırmak ve kendisiyle uzlaşma içinde hareket etmeye zorlamak için değerlendiriyor. Aynı şekilde “insan hakları” konusunda da kendisinin sorgulanmasına fırsat vermek istemezken başka ülkeleri sıkı bir sorgulamadan geçiriyor ve elde ettiği tüm verilerden bu ülkeleri kendisiyle uyumlu çalışmaya zorlamada yararlanıyor.
ABD’nin insan hakları raporları hazırlaması kendi konumuyla ve tutumuyla çelişki arz ediyor; ama bu, raporlarına yansıyan tüm bilgilerin reddedilmesini gerektirmez. Doğruyu bazen şeytan da söyleyebilir. Ancak şeytanın ağzından çıkmış olsa da doğrudur. Kötü olan bu doğruların söylenmesinin şeytana bırakılmış olmasıdır. Bu çerçevede Türkiye’deki ihlallerle ilgili olarak rapora yansıyan doğru bilgilerin tenkit edilmesine değil insan hakları ihlallerinin sona erdirilmesine öncelik vermek gerekir.

Ahmet Varol 26 Şubat 2004 Vakit