İmşi Basra imşi!

İngiliz, Allah’ın dünyaya belâ ettiği kavimlerden birisidir. Osmanlı’nın parça parça edilmesinde en büyük parmak onundur. Asırlarca bizim kontrolümüzde yaşamış Yunanistan Rumlarını bizim başımıza belâ eden, iki milleti kapıştıran, sonunda Lozan’a râzı eden, mübâdeleyi kabûl ettiren de odur. Yüz binlerce Türkiyeli Rum ve Yunanistanlı Türk vatandaşı bu yüzden yerinden yurdundan edilmiştir.
Geçenlerde BBC radyosu bu göçlerle perişan olanların hikâyesini anlatıyordu. Şarkı söyleyen bir Rum, nakarat olarak da arada bir, “Ah yavrum aman!” diyordu. İnsan ister istemez hisleniyor...
Otuz beş sene önce ilk öğretmenlik yıllarımın Mardin’in Ömerli kazasına bağlı Çimenlik köyünde geçtiğini zaman zaman söylüyorum. Yirmi yaşında bir delikanlı için, üstelik de ilk olarak bu bölgeye giden birisi için o topraklar çok egzotik geliyordu. Arapça’ya olan merakım sebebiyle de gümbür gümbür öten Arap radyolarına kulak veriyordum.
Bir gün Şam radyosunda bir şarkı söyleniyordu, aradan birden, “Sözlerine inanamam Osman Aga/Gözlerine dayanamam Osman Aga” diye Türkçe ifade duymayayım mı; gerçekten çok hislenmiştim...
Birinci Dünya Harbi sonunda bizim idarecilerimizin basîretsizliği sebebiyle Irak toprakları elimizden çıkınca, Basra’nın Şattülarap sahilinde yaşayan Maden adlı aşiret, “İmşi Basra İmşi!” diye başlayan bir şarkı bestelemişler. Pierre Loti bunu Şam’da dinlemiş. Sözleri diyormuş ki:
“Yürü Basra yürü! Osmanlılar buradan gideli, ben çocuğu Şat’a düşmüş anne gibiyim. Gözüm suda, yürüyorum. Yürü Basra yürü! Osmanlılar sana gelmezse sen onlara yürü!..” (Türkiye Neden Böyle, Ali Yürük, s.141)
Maalesef Basra Osmanlı’ya gelemedi. Zaten gelse de Osmanlı’yı yerinde bulması mümkün değildi. Osmanlı’nın tahtına oturanlar Osmanlı’yı târih sahnesinden sildiler. İngiliz parmağı iki ülkeyi cetvelle birbirinden ayırdı. İki taraftaki adamları vasıtasıyla da yürüme engellendi.
Kaderine terk edilen Basra’nın yürümesi durmadı. Ahmak politikacıları sayesinde ABD ve İngiliz kucağına düşürüldü. Birleşmeyi beceremeyen, parçalanmayı marifet sayan ehliyetsiz eller sebebiyle şimdi hüsran yaşıyor.
Şattülarap kenarındaki Maden kabilesi şimdi ne haldedir, bilemiyorum. Acaba o eski ehl-i hamiyetin hamiyetli evlâtları kalmış mıdır? Eğer kaldılarsa, tekrar Basra’ya “İmşi!” diyorlar mı?
Eyvah ki, artık Basra’nın bu tarafa gelmesinden ümit kestik, işin kötüsü İstanbul’un yönü de o tarafa döndü! Felek sessiz, talih zebûn, bizler sersem...
Amma, gün doğmadan nelerin doğacağını Rabbimiz elbette biliyor. Sadece Basra değil, bütün İslâm beldelerinin Kudüs’e doğru yürümesi yakında gerçekleşince, işte o zaman yüzümüzde güller açacaktır. Dayan len kahpecik Basra, dayan; yakında “İmşi!” emrini nasıl olsa duyacak ve canlanacaksın. Ha gayret!..

Mustafa Kaplan 10 Mart 2004 Vakit