Ilımlı İslâm-Radikal İslâm
Amerikan emperyalizminin Büyük
Ortadoğu Projesi ile ilgili tartışmalar gittikçe yaygınlaşıyor. Bu çerçevede
bir ılımlı İslâm modeli üzerinde duruluyor. Peki nedir bu ılımlı İslâm
dedikleri?
Aslında İslâm tektir. Farklı İslâm modelleri yoktur. Farklı olan insanların
İslâmı anlama, algılama, kavrama ve özümseme tarzlarıdır. İslâm da bu konuda
kısmen bir esnekliğe imkân tanımıştır. Bazı prensipler tartışmasız temel ilkeler
olarak ortaya konmuş olmakla birlikte, düşünce sınırlarının geniş tutulması için
bazı meseleler de insanların algılama ve yaklaşım tarzlarına açık bırakılmıştır.
Bu sebeple temel ilkelerin ihlal edilmediği düşünce ve yaklaşım farklılıklarını
müsamaha ile karşılamalı, muhalefet etsek bile dışlama yoluna gitmemeliyiz.
Çünkü düşünceye açık bırakılan konularda herkes en doğruyu kendisinin
yakaladığına inanır ama hiç kimse bunu çok kesin delillerle ortaya koyamaz. Bu
gibi konularda İmam Hasan el-Bennanın şu sözünün çok isabetli olduğunu
düşünüyoruz: İttifak ettiğimiz hususlarda yardımlaşır, ihtilaf ettiğimiz
hususlarda birbirimizi mazur görürüz.
Bu açıdan bakıldığında İslâm zaten kendi özünde ılımlıdır. Dolayısıyla
Müslümanların ılımlı olmayı başkalarından öğrenmeye ihtiyaçları yoktur. Ama
mukaddes değerlerin, insan onurunun, temel ilkelerin korunması konusunda da
tavizsizdir. Bu konuda da örneği Resulullah (s..a.s.) ortaya koymuş ve Mekke
müşriklerinin, yönetim, mal ve eş tekliflerine karşı: Bir elime ayı bir elime
güneşi koysanız, yine de bu davamdan vazgeçmem diyerek tavizsiz tavır ortaya
koymuştur. Bu konuda da Müslümanın örneği Allah Resulü (s.a.s.)dir ve inancını,
değerlerini, ilkelerini korumada yeterince radikal olması gerekir.
Son dönemde siyasal İslâm, radikal İslâm, ılımlı İslâm vs. gibi kavramlar
üretilerek birbirinden farklı İslâm modelleri olduğu intibaı veriliyor.
Yapılması istenen ise bir yandan başkalarının Müslümanlara yaklaşımlarını
sömürgeci güçlerin hesaplarına göre yönlendirmek, bir yandan da Müslümanların
düşünce yapılarını uzaktan kumandalı olarak şekillendirmektir.
11 Eylül olayları sonrasında geliştirilen anti-İslâm politikayla ve stratejiyle
İslâmın terörle özdeşleştirilmesi için yoğun çaba sarf edildi. Bu çerçevede
yürütülen propagandayla özellikle Batı toplumlarında Müslümanlar hakkında kötü
bir imaj oluşturulmasına çalışıldı. Bu çabaların kısmen sonuç verdiği de
görülüyor. Fakat emperyalizm bütün bu çabalarına rağmen İslâmi bilinçlenmeyi yok
edemedi. Aksine anti-İslâm propagandaları bir yandan düşman kazanmasına da sebep
oldu. Şimdi kendisiyle uzlaşan bir Müslüman kimliği geliştirmeye çalışıyor.
Kendisiyle uzlaşmayanlara radikal, terörist, teröre destek veren vs. gibi
damgalar vurmak, buna karşılık ABDnin dünyaya şekil verme oyunlarına itiraz
etmeyen, siyonist lobilerle masaya oturabilen, Filistin toprakları üzerindeki
gayr-i meşru işgali onaylayan bir Müslüman kimliği geliştirmek istiyor.
Emperyalizm bu konuda ne gibi malzemelerden, tecrübelerden yararlanmaya
çalışıyor? İnşallah bu konuya da müteakip yazımızda temas edeceğiz.
Ahmet Varol 3 Mart 2004 Vakit