Ilımlı islam,
Mason Locası, Kırcı ve Başbuğ
21.03.2004 - 17:02
Geçen hafta,
İst.-Kartaldaki Mason Locasına karşı gerçekleşen ve amma,
bombaların çoğunun patlamaması yüzünden, Türkiyenin, tam da
mahallî seçimler öncesinde yeni bir sosyal gerilime girmekten
kurtulduğu; sadece iki kişiden birinin hayatını kaybettiği
eylemden geriye kalan iki vasiyetnâme beni derinden derine
düşündürdü..
Ağır yaralı olarak ele geçen tedavi
altında bulunan 3 çocuk babası Engin Vuralın, çocuğunun
defterine yazdığı vasiyetnamede, Çocuklarım babalarının şehîd
olduğunu bilsinler. Çocuklarıma iyi bak. Onları harçlıksız
bırakma. Senin de bildiğin gibi, Allahın dediği olur ve
böyle olması gerekiyordu.. Ben bu dünyadaymışım gibi yaşayın..
Çocuklarım benimle gurur duysun
Allahımızın gücü hep
yanınızda olsun ve bunu hep hissedin. Tüm müslümanların
dualarını bekliyorum. Allaha emanet olun.. cümleleri yer
alıyormuş..
Sözkonusu eylemde hayatını kaybeden Nihad
Doğruel ise, hâmile eşine bıraktığı vasiyetnamede, Seni ve
çocuğumuzu önce Allaha ve sonra ailene emanet ediyorum..
Doğacak çocuğumuza beni hep anlat. Allah bana müslüman olarak
doğmayı ve müslüman olarak ölmeyi nasib etti. Ben çok
mutluyum.. diyormuş..
Bu vasiyetnâmelerde
kullanılan dil, 11 Eylûl Saldırılarından sonra
Amerikalıların uydurduğu anlaşılan, düzmece
vasiyetnâmelerdeki dilden çok uzaktı.. Hatırlanacağı üzere,
onlarda da, Cennete erişileceğnden söz ediliyordu, ama,
geride bıraktıkları söylenen belgeler arasında, bir müslümanın
uzak durması gereken pek çok abes şeyler de vardı. Hatta o
kadar ki, o mizansen içinde yer aldığı ileri sürülen bazı
müslüman eylemcilerin, hem oruçlu oldukları ve hem de
eylemlerinden birkaç saat önce, bir takım fesad merkezlerine
gittikleri bile yazılmıştı.. Demek ki, Amerikan istihbarat
birimlerinin senaryo yazarlarının aklı o kadar çalışmıştı..
Yukarda aktardığım vasiyetnâme metinlerinde ise, bir
samimîyet ve saflık seziliyor.. Evet, bu eylemcilerin samimî
duygularla hareket etmiş olabileceklerini düşünüyorum..
Samimiyet, yanlış yapılmasına engel olamıyor..
Düşündükleri, hayal ettikleri bir dünyanın
kurulabilmesi için, verilecek mücadelelerde, hedef seçimi ve
evleviyetlerin/ önceliklerin belirlenmesinde esaslı hatalar
yapmışlardı.. Sivrisineklere karşı tedbir düşünürken,
bataklığı kurutmak yerine, sivrisineklerle tek tek uğraşmak
gibi bir çaba..
Aynı gün, medyada yer alan ilgi çekici bir
konu daha vardı..
Ankara-Bahçelievlerde, 6 Eylûl 1978
günü, TİPli 7 genç insanı, komünist oldukları gerekçesiyle
öldüren ve geçtiğimiz günlerde tahliye olan ülkücü Hâlûk
Kırcının gençlere tavsiyeleri.. Şiddete bulaşanlar, çöpe
atılmış bir kağıttan farksızdır..
Kimse, Benim
arkamda, örgütüm var, arkadaşlarım var.. diye güvenmesin..
Herkes bilsin ki, düşenin dostu olmuyor .. diyordu.. Ve
Kırcı, eylemlerini, (hani şu, Susurluk kazasında öldükten
sonra gerçek kimliği ortaya çıkan) Abdullah Çatlının emriyle
öldürdüklerini; verilen emri, bağladıkları kişilerin
kafalarına birer kurşun sıkarak, bizzat yerine getirdiğini
açıklıyordu, 20 Mart günü..
O da inancının gereğini
yerine getirdiğine inanıyordu, o cinayetleri işlerken..
Başbuğlarının emrini yerine getiriyordu..
Buradan, Gen. Kur. 2. Başkanı Org. İlhan Başbuğa
da geçebiliriz.. O, bugünlerde Amerikada görüşmeler yapıyor..
Amerikalıların, (CİAin akıl hocalarından) Graham Fuller
aracılığıyla, 1990lardan beri ısrarla hatırlattıkları, Bizi
ürkütmeyen, bize hizmet eden, başımızı ağrıtmayacak bir
Ilımlı İslam modeli oluşturulmalı, Türkiye de buna örnek
teşkil etmelidir.. şeklindeki görüşlerine, karşı çıkıyor ve,
Ilımlı veya ılımsız İslam olmaz; Türkiye ya laiktir, ya da
değildir..
Laikliği korumakta kesin kararlıyız..
diyor.. Org. Başbuğun makamında bulunduğu 28 Şubat günlerinde
Org. Çevik Bir de aynı mantıkla esip tozuyor ve İslâmın
ılımlısı- ılımsızı olmaz.. diyor ve gerici dediği
müslümanları ezip geçmekten sözediyordu.. Şimdi o,
Amerikalı yahudi silah tâcirlerinin temsilcliğini
yapıyor..
Elbette, Amerikanın istediği İslam
tipine ben de karşıyım; ama, bu generallerden çok farklı bir
niyet ve düşünceyle..
Anlaşılıyor ki, bazı
generaller, kendilerini İslâmın kaynağıyla da, her tür
görüntüsüyle de savaşta biliyorlar ve, kendilerine de,
laikliği bir din olarak seçmişler.. Ama, kitlelerin desteğini
yitirmemek için, TSKnın kutsal dinimize karşı olmadığı gibi
laflar ediyorlar. Kutsal dinden, neyi anladıkları, tavır ve
uygulamalarıyla çıkmıyor mu, ortaya?
Böyleyken,
hangi mücadeleyi, hangi zeminlerde vermek gerektiği bir daha
düşünülmeli değil midir?
Selahaddin Eş
Haber VAkti
e-mail:
cakirgil@yahoo.de