İki olay... Hiçbir cinayet mükemmel değildir!

Bazı olaylar vardır ki; “kendiliğinden” meydana gelmezler!.. “Meydana getirilir”ler!.. Yani “olmaz”lar, ama “oldurulur”lar!.. Daha açık ifadesiyle, “imal edilir”ler!.. Bir “senaryo” yazılır, ona uygun “aktörler” veya “konu mankenleri” bulunur, ondan sonra da, olay(!) “sahne”ye konulur!..
İşte bunun için, “aktör”ler ve “olay” kadar, o olayın “zamanlama”sı da çok önemlidir!..
Şahsen ben;
“Birilerinin iyice köşeye sıkıştığı” anda meydana gelen ve “sıkışanları kurtaran” olaylardan daima “kuşku” duymuş ve onlara daima “imalat ürünü” olarak bakmışımdır!..
NİCK BERG CİNAYETİ
Bugün, sizlere “2 olay”dan söz edeceğim... Biri Irak, diğeri Gaziantep mahreçli 2 olaydan!..
Evet, “Amerikalı Nick Berg” ve “Artvin/Borçkalı Hülya Keskin” olayından!..
Bana göre;
Her iki olay da, “doğaçlama” değil, “imalat” olaylardır!..
Önce, Nick Berg olayına bir bakalım...
Nick Berg... “Kafası uçurulan” Amerikalı!..
Peki, ne zaman oldu bu olay?..
Tam da, “ABD’nin sıkıştığı” zaman!..
Yani, Irak’taki esirlere “işkence” ve “tecavüz”lerin yoğunlaştığı, bütün dünyanın “ABD’den nefret ettiği” bugünlerde!..
Doğrusunu söylemek gerekirse;
Nick Berg, böyle bir olay için, biçilmiş kaftan!..
Çünkü; Nick Berg, Amerikalı bir Yahudi!..
Ama, “sakıncalı” bir Yahudi!.. Öyle ya; şu anda hayatta olmayan “abla”sı, “Yahudi lobisi”nin karşı çıkmasına rağmen, “bir Iraklı ile evlenip” Musul’a yerleşmiş!..
Nick Berg’in babası da, Amerika’nın “sakıncalı Yahudi”lerinden!.. Bu yüzden de, “kara liste”de!.. Hem FBI, hem de CIA tarafından sürekli “izlenen” ve attığı her adım, anında “rapor” edilen bir adam!..
Nick Berg’e gelince...
Şimdi, Irak’taki FBI veya CIA görevlilerine sormanın tam sırasıdır:
“Nick Berg, ortadan kaybolup, başının kesildiği haberi/görüntüleri gelmeden sadece 15 gün önce ABD tarafından gözaltına alınıp, sorgulanmış mıdır?..
Nick Berg’in ortadan kayboluvermesi de, bu gözaltındaki sorgudan sadece 2 gün sonra mıdır?”
U.S.A. BİN LÂDİN!
Hadi, daha açık sorayım:
Nick Berg, iddia edildiği gibi “El Kaide” mensupları tarafından mı “infaz” edilmiştir, yoksa “CIA-MOSSAD ortak operasyonu”yla mı ortadan kaldırılmıştır?..
ABD’nin iddiası şu:
“Bu iş, Ebu Musab Zerkavi ve adamlaının işi!”
Dayanakları da şu:
Nick Berg’in kellesini uçuranlar, o an “El Kaide” diyorlardı!..
Oysa Amerikan CNN International Televizyonu’nun bayan Arapça mütercimi, “küçük bir ayrıntı”ya dikkat çekiyor!..
“Eylemci”lerin, o an “El Kaide” değil, “El Kaid” dediklerini söylüyor!..
Özetle, demek istediğim şu:
Bu iş, “Usame bin Laden”in değil, “U.S.A. bin Lâdin”in infazı gibi görünüyor!..
Bu iş; Irak cezaevlerinde “işkence” ve “tecavüz”ün her türlüsünü yapan mahlûkatın, yani “Pentagon ekolü”nün ürünü gibi görünüyor!..
Böylece, “birkaç kuş birden” vurulmuş oldu!.. Hem “ABD’nin işkence ve tecavüzleri” geri plâna itilmiş, hem ABD’ye “yeni sapıklıklar” için zemin hazırlanmış, hem de “Yahudi kamuoyu” kışkırtılmış oldu!..
Ve tabiî; Nick Berg gibi, “Yahudiler tarafından sevilmeyen” biri de ortadan kaldırılmış oldu!..
ABD’nin, tam da böyle bir zamanda, böyle bir “imalat”a şiddetle ihtiyacı vardı!..
Doğrusu, güzel bir senaryo!..
Müthiş bir zamanlama!..
Ve muhteşem bir final!..
Gördünüz işte;
“ABD işkenceleri” gündemden düştü!.. Dünya, şimdi “başı kesilen Amerikalı’yı” konuşuyor!..
İtiraf edelim ki;
“Aktör”ler de, “rol”lerini çok iyi oynamış!.. Ne var ki; her filmde olduğu gibi, yine de “film kusurları”nın önüne geçilememiş!..
Bir de; “El Kaid” yerine “El Kaide” diyebilselerdi, herkes yutardı!..
Ama, bir yerde “ayakları dolanıyor” işte!.. Dolanıyor ve “aktör” oldukları çıkıyor ortaya!..
“U.S.A. bin Lâdin”in aktörleri!..
Tıpkı;
“Gaziantep Senaryosu”nun da, kartelin ayaklarına dolaşıp, “müthiş tezgâh”ın, bir “Made in DHA” imalâtı olduğunun ortaya çıkması gibi!..
KADIN UYDURAMADIK
ÇARŞAFLI ERKEK VERELİM!
Lâfı uzatmadan, hemen olaya geçelim...
Efendim;
Daha önce de yazdım; hiçbir kadını “başı açık”, “dekolte” veya “transparan” giyiniyor diye eleştirmedim...
Dolayısıyla;
Elimdeki “tutanak”lara göre, 11 Mayıs günü, üzerindeki “beyaz ince tül bir bluz, iç çamaşırı, teni ve tüm vücudu görünecek” şekilde bir kıyafetle Gaziantep Öğretmenevi’ne giden Hülya Keskin adlı kadını da “kıyafet”inden dolayı eleştirecek değilim!..
Zira ben, “olay”dan ziyade, “zamanlaması” ile meşgulüm şu an!.. Zamanlaması ve “arka plânı”yla!..
Bir kere daha üzerine basarak söylüyorum ki; bu olay, “olmamış, oldurulmuş”tur!.. Meydana gelmemiş, getirilmiştir!.. Kendiliğinden gelişmemiş, “imal” edilmiştir!..
Niye?..
Çünkü, tam da bugünlerde “cüppeli psikolojik harekât”a uygun, “böyle bir olay” lâzımdır!..
Böyle bir olay “imal edilsin” ki; “dinî hassasiyet”ler horlansın, “rejim tartışmaları” gıdıklansın, emekliliği içine sindiremeyen “emekli askerler”in duyarlılıkları tahrik edilsin!..
Bunun için, bir “konu mankeni”ne ihtiyaç vardı!.. Sanıyorum, Hülya Keskin de, böyle bir senaryo için “biçilmiş kaftan”dı!..
Ama, yetmezdi!..
Bir de “çarşaflı kadın” bulunmalıydı ki, “tezgâh” tam olsun!..
Onu da buldular!.. Ve fakat, “küçük bir cinsiyet farklılığı”(!) ile!..
Uyanık tezgâhtarların, “pantolon uyduramadık, gömlek verelim abi!” demesi gibi; “Made in DHA”cılar, “çarşaflı kadın” bulamadıkları için, aynı rolü oynayacak “çarşaflı bir erkek” buldular!..
KAÇIŞA UYGUN AYAKKABI!
Yalnız, Öğretmenevi’ne “çarşaflı” girmek mümkün değildi!..
“Şahitler” öyle diyordu...
Meselâ, bu konularda “en hassas” olan Atatürkçü Düşünce Derneği’nin Gaziantep Şubesi eski başkanı olan öğretmen Yıldırım Karabıçak şöyle diyordu:
“20 yıldır Öğretmenevi’ne gelip-giderim... Yemek yemek için gelirim... Ben, dürüst bir insanım, doğruyu söylemem gerekirse; bugüne kadar, burada çarşaflı bir bayana rastlamadım!..”
Ve diğer “madavim”ler:
“Birileri bir oyun oynuyor!.. Burada, çarşaflı birine hiç rastlamadık!.. Hele hele, ERKEK CÜSSELİ bir kadını hiç görmedik!”
Şahitlerin ifadelerinden de gayet net anlaşılıyor ki, Öğretmenevi’ne “çarşaflı kadın” girmesi mümkün değil!..
O halde;
Oraya, “çarşafsız” girilip, “çarşaflı” çıkılmalı!.. Eh, madem “kadın” bulunamadı, “erkek” oluversin!..
Erkek olsun ki;
“Kamera görüntüleri”ne girdikten sonra; anında kaybolsun ortalıktan!.. Aksi halde, yakalanabilir ve 1997’de Fatih/Çarşamba’da olduğu gibi yeni bir “linç tehlikesi” yaşayabilir!..
Hem sonra;
“Ayakkabı”sı da, “kaçışa uygun” olmalı!.. Erkek adam, nasıl yürüsün “topuklu ayakkabı” ile!.. Kaçarken, ya ayağı burkuluverirse!.. O halde, “spor ayakkabı” giymeli ki, “depar”a kalkabilsin!..
Öyle de olmuş!..
Bir “konu mankeni” olduğu kuvvetle muhtemel Hülya Keskin, tam “kameralar”ın önüne geçip, “beni bu kıyafetimle içeri almadılar” deyip, sözünü bitirmiş ki, tam o an “diğer aktör” fırlamış sahneye!..
Evet, “çarşaflı” erkek!..
Ne var ki, dünkü Vakit’in manşetinde ifade ettiğimiz gibi, yine çarşafa dolandılar!..
Tezgâh mükemmel hazırlanmıştı da, ah o “çarşaflı kadın(!)ın ayağındaki erkek spor ayakkabısı” olmasaydı!..
Pardon, bir de;
“Kadın” rolündeki oyuncu, “erkek cüsseli” olmasa ve koşarken “depar”a kalkmasaydı!..
Eee, ne yapsın adamlar;
“Kadın” bulamayıp, onun yerine “erkek uydurunca” bu kadar oluyor!.. “Yaka”yı ele verince de, işte böyle “kaka”ları çıkıyor ortaya!..
HÜLYA HANIM’IN ÇAMAŞIRLARI!
Sanıyorum, sadece “çarşaflı erkek”te değil, “transparan kadın” tedarikinde de çuvalladılar!..
Yeni yeni anlaşılıyor ki, Hülya Keskin de doğru bir tercih değil!..
Şu anda; Eskişehir Millî Eğitim Müdürü Ekrem Toklucu ve Eskişehir Öğretmenevi Müdür Yardımcısı Füsun Başiplikçi olmak üzere, “Hülya Keskin’in dolandırdığı” herkes sıraya girmiş vaziyette!..
Çünkü bu kadın; nereye gittiyse “takıp” çıkmış!.. Meselâ Eskişehir Öğretmenevi’nde 9 ve 11 Ağustos 2003 tarihleri arasında 2 gün kalıp, 56 milyon 250 bin lira takmış!.. Bunun 35 milyon 250 bin lirası “telefon” görüşmelerinden, 20 milyonu konaklama ücreti, 4 milyon lirası da “çamaşırhane” ücreti!..
Doğrusu, ilgimi çekti;
Bir kadın, 2 günde “35 milyon liralık telefon görüşmesi”ni kimlerle yapar?.. Öyle ya; orası öğretmenevi!.. “Alo Arkadaş Hattı” değil ki!..
Doğrusu, “çamaşırhane” ücreti de ilginç geldi bana!.. “İki günlüğü”ne gelinen yerde, hiç “çamaşır” mı kirlenir?..
Tabiî, yanılıyor da olabilirim... Hülya Hanım; Gaziantep’ten Eskişehir’e gelirken, “kirli çamaşır”larını da, valizinde getirmiş olabilir!..
KOD ADI: BORKAY08
Derkeeen!..
Hülya Keskin’le ilgili “ilginç iddialar” yağmaya başlayıverdi!.. Bu iddialar, şu anda hem Gaziantep Valiliği’nin, hem de Gaziantep Öğretmenevi Müdürlüğü’nün “internet siteleri”nde mevcut!.. Artvin/Borçka’dan “Borkay08” adresinden gönderilen “e-Mail”deki iddiaların “ayrıntılı anlatım”larını buraya “maalesef” yazamıyorum!..
Ama, bu iddialar konusunda Borçka Emniyeti bir açıklama yaparsa sevinirim!..
Böylece;
Hülya Keskin’in, “ailesi tarafından niçin reddedildiğini” ve yine Hülya Keskin yüzünden, ailesi ve akrabalarının niçin “sokağa çıkamaz, insan yüzüne bakamaz” hâle geldiğini de öğrenmiş oluruz!..
Uzun lâfın kısası;
Bu olayın içinde “kıyafet-mıyafet” yok!.. Bu olayda, bir “ziyafet” var!.. Ama, kim kime ne ziyafeti veriyor, “servis” yapanlar kimlerdir ve kime; nasıl bir “hizmet” sunulmaktadır, işte orasını “şimdilik” bilemiyorum!..
Yalnız, şunu biliyorum:
“Faktör”lerin ve “aktör”lerin zamanlaması mükemmeldi!.. “Açık göbek” imajı ile, gerekli yerlere, gerekli “mesaj”lar ulaştırıldı!.. Tam da “YÖK Yasası”nın tartışıldığı günlerde!..
Ahh, bir de; “Hülya Keskin’in başka açıkları” olmasaydı!.. Ve bir de, “çarşaflı kadın”(!)ı ele veren, “spor ayakkabısı” sırıtmasaydı!..
Ama ne demiş uzmanlar;
“Hiçbir cinayet mükemmel değildir!”
Mutlaka “açık” verilir!.. Irak’taki Nick Berg cinayetinde CIA ve MOSSAD bu kadar “açık” verirse, “Bizim Amerikalılar” hayda hayda verir!..
Bize düşen de;
Bu “açık”ları ifşa etmek!..
Bilmem, başarabildik mi?..

Bak kim geriyor?

Adamlar, içinde “din” geçen, “İHL” geçen kelimelere öyle “gıcık” ve “tahammülsüz”ler ki, bunlarla ilgili “olumsuz” bir şey olsa, “doyumsuz bir haz” yaşıyorlar!..
Alın size 2 başlık:
¥ “Göbeğe direnen öğretmenevi müdürü, çarşafla gitti!”
¥ “Denizli/Baklan’da İmam Hatip kapatılıp fabrika olunca, ilçe canlandı!”
Hem böyle “başlık”lar atıyorlar, hem de “Bush’luk” yapıp, zeytinyağı gibi üste çıkarak “ortamı germeyin!” diyorlar!..
Ulan; bu başlıkları veren sen, ortamı geren sen; “sütten çıkmış ak kaşık” pozlarına bürünen, yine sen!..
Ama, yemezler!.. Başlıklarınızla “suçüstü” yakalandınız... Bu gidişle “kıçüstü” oturacaksınız, haberiniz ola!..

Hasan Karakaya 16 Mayıs 2004 Vakit