Hızlı dönüşler... Rüzgârlarından nezle oldum!

Cereyanda kalmadım... Soğuk su içmedim... Terimi sırtımda kurutmadım... Duş alıp, hemen sokağa çıkmadım... İyi ama, niye “nezle” oldum?.. Ağzım-burnum, niye “Horhor Çeşmesi” gibi akıyor?.. Bu “nezle”nin sebebi, “mevsim değişikliği” mi acaba?.. Öyle ya; “TEM yolunu kapayan kar”dan “çiçeklerin açtığı bahar”a geçişimiz çok hızlı oldu!..
Herhalde bu yüzden “nezle”ye yakalandım diye düşünüp, “soğuk algınlığı”na iyi gelen “A-Ferin” haplarından almaya hazırlanıyordum ki, bir de ne göreyim; son günlerde birçokları “aferin” kuyruğunda!..
Tabiî, “nezle” olduklarından değil, benim gibilerin “nezleye yakalanması”na yol açan “hızlı dönüş”lerinden dolayı!..
Hayret bi şey!..
“Mevlâna Haftası” filân da değil, ama bazıları “hızla dönmeye” başladı son günlerde!..
O kadar hızlı “dönüyorlar” ki; sonunda, yakalandığım “nezle”nin sebebini buldum!.. Demek ki; dönenlere “yakın” olduğum için, oluşturdukları “rüzgâr”dan etkilendim!..
Ağzım-burnum akıyor!..
Hayır, buna rağmen “A-Ferin” almayacağım!.. Emin Çölaşan gibi birinden “aferin” alanların bulunduğu bir ülkede, yatağa da düşsem, “A-Ferin” almayacağım!..
“Soğuk algınlığı” ne ki; istirahat edersin, geçer!.. Asıl “gönül kırgınlığı”na çare arıyorum!..
İşte, onun “ilacı” yok!..
DÜŞMANIN GÜLLELERİ DEĞİL DOSTUN GÜLLERİ YARALAR!
Sanıyorum, Hallac-ı Mansur’a ait bir sözdü; “Düşmanın attığı gülleler değil, dostun attığı güller yaralar beni!” diyordu!..
Gerçekten “gül” yaralar insanı... Çünkü, düşmanın fırlattığı “gülle”ye karşı, vücudun “savunma mekanizması” hemen harekete geçer!.. Peki, dostun attığı “gül”e ne diyeceksin?.. Nasıl savunacaksın kendini?..
Hele de; o gül, Abdullah Bey’in eşi Hayrunnisa Gül ise!..
Olayı biliyorsunuz...
Hayrunisa Hanım, eşi Abdullah Bey’le birlikte Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fükültesi’ne “kayıt yaptırmak” için gitmişlerdi...
Yıl 8 Eylül 1998...
Yapmadılar kaydını... “Yönetmelik” dediler, “emir yukarıdan” dediler, yapmadılar!.. O an, “gözyaşları”nı tutamadı Hayrunnisa Hanım. Dayatıyorlardı: Ya “başını açacak”tı, ya “okumayacak”tı, ya da dışarı kaçacaktı!..
“Kulun talimat”ındansa, “Allah’ın emri”ne uydu Hayrunnisa Hanım!.. Başını açmaktansa, “okumamayı” tercih etti!..
Ve böylece;
“Türkiye’nin bir ayıbı”nı serdi gözler önüne... Ama, orada da bırakmadı...
Avukatı Mehmet Ali Alan vasıtasıyla AİHM’e müracaat etti...
“Hakkını aramaya” kararlıydı!..
Uzatmayalım...
Aradan 6 yıl geçti...
Hâl⠓karar”lıydı Hayrunnisa Hanım... Daha 1 yıl önce, yani Şubat 2003’te, “Vazgeçmem!” diyordu,
“Dâvâmdan vazgeçmem!”
Ekliyordu:
“Benim bu dâvâyı geri çekmem, bütün kadınlara hakaret olur!”
İşin garibi;
O günlerde, eşi Abdullah Bey “Başbakan”dı ve buna rağmen söylüyordu bunları!..
“İş, sonuna kadar gidecek”ti!..
Ve Şubat 2004...
Sadece 1 yıl sonra... Abdullah Bey, bu defa Başbakan Yardımcısı... Hayrunnisa Hanım da, artık “Başbakan” eşi değil, “bakan” eşi!..
Ve karar:
“Dâvâmı kocam için çekiyorum!.. AİHM’e açtığım dâvâda, eşim Dışişleri Bakanı olunca; hem dâvâcı, hem de dâvâlı duruma geldim... Bu sebeple, avukatıma dâvâyı çekmesi talimatı verdim!”
Şimdi anladınız mı;
Beni “nezle” eden şeyi?.. Bu “ani dönüş”ün oluşturduğu “rüzgâr”dan etkilenip, “nezle” olmuş olsam gerek!..
“ÇÖZÜLME”NİN SONU “ÇÖZME”YE GİDER Mİ?
Sahi, bu “ani karar değişikliği”nin sebebi nedir?..
Hem de;
“Türban için konsensus”, yani “toplumsal uzlaşma” arayanlara, en büyük toplumsal desteğin verildiği bir günde!..
Düşünebiliyor musunuz;
Hayrunnisa Hanım’ın, “Dâvâmı çekiyorum” dediği gün, bir “anket”in sonuçları yayınlandı gazetelerde...
“Başörtülü olarak okumaya” verilen yoğun desteği bir kenara bırakın, “devlet memuru bile başörtülü olabilmeli” diyenlerin oranı dahi yüzde 68’e yükselmiş!..
Tam da bu araştırmanın yayınlandığı gün, Hayrunnisa Hanım’ın yazılı açıklaması, tüm “holding medyası”nın manşetlerindeydi:
“AİHM’de açtığım başörtüsü dâvâmı geri çekiyorum!”
İnanın, zoruma gitti...
Hadi, “etekleri zil çalan” diğerleri neyse de, Emin Çölaşan gibi birisinin “aferin” diyerek alay etmesi, çok zoruma gitti!..
Çünkü, Emin Çölaşan;
“Ünlemli” olarak yazdığı “Dirençli”(!) ve “ilkeli”(!) hanımefendinin “ani dönüş”ünden son derece mutlu olmuş, büyük bir haz duymuştu!..
“Emin”lere ve onun dayandığı “zemin”lere bu “haz” yaşatılmamalıydı!..
Her neyse... Olan oldu!..
Şimdi, Hayrunnisa Hanım’a düşen, “açık bir özür”dür!..
“Özür diliyorum” demelidir!.. “Bütün kadınlara hakaret ettiğim için, özür diliyorum!”
Hiç olmazsa bunu yapmalı ve benim gibilerin kafasındaki “tereddüt”leri gidermelidir!..
Çünkü ben;
“Arınç ile Gül’ün eşleri başını açsın ve ülke rahatlasın!” diye “akıl” veren, “güzellik yarışmaları”nın ünlü jüri üyesi Hıncal Uluç’un “tavsiye”(!)lerine de kulak verilebileceği gibi bir “endişe”ye kapıldım!..
Tamam;
Nesrin Ünal’ın, iktidara gelince yaptığı gibi; ortada, bir “çözme” eylemi yok henüz!..
Ama korkarım ki;
Bu “çözülme”nin sonu, “örtüleri çözme”ye kadar gidebilir!..
Oysa;
“Örtüyü çözmek” için değil, “sorunu çözmek” için geldiler oraya!..
Bunun için aranan “toplumsal mutabakat” da, “TÜSES’in anketi”nde gayet açık ve net görülüyor!..
O halde;
Bu “ani dönüş” niye?..
UYMA... UYDUR!
Beni tanıyorsunuz... Ayakları “halıya” değil, “toprağa” basarak büyüyen bir “Anadolu çocuğu”yum!..
“İthal mama”larla değil, anamın “ak sütüyle” doyurduğu, “rüzgârın savurduğu”, “güneşin kavurduğu” bir iklimde yetiştim!..
Dolayısıyla, havadan “nem” kapıp da, kolay kolay yataklara düşmem!..
Ama, şimdi çok fena halde “nezle”yim!..
Tabiî, bir tek “ani dönüş”ün rüzgârından değil!..
Bugünlerde;
Sanki “Şeb-i Arus” törenleri yapılıyormuşçasına, birçok adam “sahnede” ve “pervane” gibi dönüyor!..
Pek kesin bilmiyorum, ama “Fırıldak Kubi” dedikleri adam bile bunlar kadar “hızlı dönüş” yapmamıştı!..
Eh, ben de “sahnenin en yakınında” olduğumdan, “dönüşlerin rüzgârı” elbette etkiliyor!..
Siz olsanız, bu durumda “nezle” olmaz mısınız?..
Nice “Metin” bildiklerim, nice “er” zannettiklerim, adeta “semazen” olmuş; bıkmadan-yorulmadan durulmadan habire dönüyor!..
Anlayamıyorum, bir “Vuslat” vakti midir, yoksa “kus, yat!” diyen birileri mi var arkalarında!..
Bir “vuslat” içinse, neye vuslat ve niçin bugünlerde?..
Ya da, kime vuslat?..
“Birinci makam”lara mı,
“Üçüncü madam”lara mı?..
“Cant” için mi bu dönüşler, yoksa “rant” için mi?..
İnanın, anlamakta zorlanıyorum... Bu adamlar, “kendileri İslâm’a uymak” için mi varlar, yoksa “İslâm’ı kendilerine uydurmak” için mi?..
“Girişim”lerinin sonunda vardıkları nokta bir “devrim” mi, yoksa hâl⠓evrim” mi geçiriyorlar?..
Dün “Son Söz”e tabiydiler... Peki, bugünkü “dansöz”lüklerinin esbab-ı mucibesi ne?..
Budan sonraki “dönüş”leri, acaba hangi yöne?..
ZIMPARA-ZAMPARA
Görüyorum ki;
Toplum, tam bir “travma” yaşıyor son yıllarda... Ortalık, “zımpara”lardan ve “zampara”lardan geçilmiyor!.. “İslâm’ın rantı”nı yiyip, “göbek” bağlayanlar, öbek öbek ekranlara çıkıp, “hovardaca” harcıyorlar “geçmiş”lerini!..
Oysa, “nefis”lerine gelince İslâm’a sarılıp, “zamparalık”larına nasıl kılıf bulduklarını, “figüranlık” görevi verildiğinde ise, nasıl bir “zımpara” oluverdiklerini bilmeyen yok!..
Akılları sıra, bazı “sivrilik”leri ve “pürüz”leri aşındırıyorlar!.. Ama farkında değiller ki; “zımpara”lar, aşındırırken, aynı zamanda kendileri de aşınır!..
Kullanıla kullanıla aşınırlar ve çöpe atılırlar!..
ÇIKIŞ MI, YIKIŞ MI?
Son günlerde, “Nurlu” ve “Yılmaz” bildiklerim de, tam bir “yılgınlık” içinde!.. “Öz”ler “söz” oldu!.. “Ateş” zannettiklerim de, “kül”e dönmüş vaziyette!..
“Gay”ların bu kadar baskın olduğu bir ülkede, bu “bay”ların böylesine “dönüş”ler yapmasını belki anlayışla karşılayabilirim!..
Gelin görün ki;
“Cereyan” yapıyorlar!..
Alın işte;
Mel Gibson kadar bile olamayıp, “İsa’nın Arzusu” filmine saldırarak, “Yahudi-Hıristiyan ittifakı”nın “Ateşli” birer savunucusu kesildiler başımıza!..
Kimi; “Nur”dan nasipsiz, “tin, tin” diye ses “Veren”ler de, “Gülen” dostlarını ağlatmaya ve “satmaya” başladılar!..
Sözün özü a dostlar;
“Dönenler”in sayısı, hayli çoğalmaya başladı!.. Beyinlerdeki “fikir”ler de, dillerdeki “zikir”ler de değişti!..
Dün “Girişimci” fikirleriyle “çıkış” yapanlar, bugün “yıkış” peşinde!.. “Direnen”ler, “bıkış”ta!.. Korkarım ki; dün “Hocam” diyenler, pek yakında “hani benim locam?” demeye başlayacak!..
Dün, demokrasi için “küfür” diyenler, bugün “rüzgâr” olup, püfür püfür esmekte!..
“İstişarelerin monologçuları” da, bugün “dinlerarası diyalogçu” kesildi başımıza!..
Söylenecek “söz” çok!.. Ama, kime ne diyeyim ki?.. Bunca “satan”ın olduğu bir ülkede, “Satanist”ler elbette azar!..
Uzun lâfın kısası
Düşmanın fırlattığı “gülle”ler vız gelir!.. Ama, dostların attığı “Gül”ler yaralar beni!..
Diğerleri umurumda değil!..
Dünün “Metin” ve “er” duruşluları, bugün “Ker” oldu der, geçerim!.. Ama, “Nisa”ların ve “Gül”lerin solması, üzer beni!..
Üzer ve hasta eder!..
Zayıflatır direncimi!..
“Nezle”nin sebebi, bu olsa gerek!..
Hay Allah, yine geldi işte;
Hap... Hap... Hapşuuuu!..

Siz “yerli” misiniz?

Ankara ve İstanbul’da dün düzenlenen “panel”lerde söylenenleri diğer sayfalarımızdan okumuş olmalısınız...
“Âyet”lere, “Hadis”lere, “Kur’an Kursu” ve İHL’lere yönelik “saldırı”ların yanısıra, en çok üzerinde durdukları konu şu:
“İktidardakiler tek başlarına başaramayacaklarını anlayınca, yabancı güçlerle işbirliğine giriştiler!”
Farzedelim ki, doğru!.. Peki, bu konuşmacılara sormak gerekmez mi, sizler kimlerle “işbirliği” halindesiniz?.. Dünya Kiliseler Konseyi’nden “para” alıp “Nüfus Planlaması”na çalışanlar yok mu aranızda?..
Hem sizin nereniz “yerli” ki; aranızda ne “millet” var, ne de onun “inancı”!..

Hasan Karakaya 4 Mart 2004 Vakit