HAMASta yeni liderlik
Öncelikle şunu ifade edelim ki
Şeyh Ahmed Yasinin şehadeti sadece HAMAS mensuplarını, hatta sadece
Filistinlileri değil imani duyarlılık sahibi tüm müminleri derinden sarsmıştır.
Çünkü o, oldukça önemli bir davada öncü, birleştirici, karizmatik şahsiyete
sahip önemli bir liderdi. Bedensel özürlü olması onun bu fonksiyonunu icra
etmesine engel teşkil etmiyordu. En azından manevi yönden verdiği hava bile
Filistinlilerin motive edilmesinde, işgale karşı mücadelede kararlılık
göstermelerinin sağlanmasında önemli rol oynuyordu. Ancak biz onun ortaya
koyduğu örneğin, mücadele kararlılığının ve hak davada taviz vermeme azminin
şehadetinden sonra da insanları motive etmeye devam edeceğine inanıyoruz. Bu
yüzdendir ki bazı kişiler hayatlarında yürüttükleri çalışmalarla geniş kitlelere
öncülük ettikleri gibi hak yolda canlarını vererek de nesillerin dirilişine,
uyanışına vesile olurlar. Ahmed Yasinin de işte bunlardan biri olduğuna
inanıyoruz.
Bu arada bir düzeltme yapmak istiyoruz. Bir haberde, Şeyh Ahmed Yasinin zindana
girdiği dönemde HAMASın bir duraklama süreci yaşadığı, daha sonra Musa Ebu
Merzukun örgütü yeniden toparladığı ileri sürüldü. Oysa HAMAS kuruluşundan bu
yana hiçbir zaman duraklama veya dağılma süreci yaşamadığı gibi herhangi bir
yeniden toparlanma da söz konusu olmamıştır. Fiili mücadelede inişler çıkışlar
olmuştur ki bu şartlara bağlı bir şeydir. Ama örgütsel yapılanmada yeniden
toparlanmayı gerektirecek bir süreç olmamıştır.
Bu iki hususa dikkat çektikten sonra şunu ifade edelim ki Şeyh Ahmed Yasinin
şehid edilmesi HAMASın örgütsel yapısında ve mücadelesinde herhangi bir
sarsıntıya veya gerilemeye sebep olmayacaktır. Şeyh Yasin hareket içinde
karizmatik bir konuma sahipti ama HAMAS belli şahıslarla özdeşleşmiş,
dolayısıyla onlara bağımlı örgütlerden değildir. Bundan dolayıdır ki sürdürdüğü
mücadelede Yahya Ayyaş, Cemal Mansur, Cemal Selim, Salah Şehade gibi önemli
liderlerini şehid verdiği halde yürüttüğü mücadelede hiç sarsıntı geçirmedi. Bu
sebeple Ahmed Yasinin şehadeti de büyük üzüntüye yol açsa bile, örgütsel yapıda
ve mücadelede sarsıntıya sebep olmayacaktır.
Bir örgüt her ne kadar şahıslara bağımlı olmasa da otoritenin ve iç disiplinin
korunması için güçlü liderlere ihtiyaç duyar. Dolayısıyla liderlik makamının boş
bırakılmaması gerekir. Şeyh Yasinin şehadetinden sonra hareketin genel
liderliğine, daha önce Siyasi Birim başkanlığını yürüten Halid Meşalin,
Gazzedeki teşkilatın başkanlığına ise Prof. Dr. Abdülaziz Rantisinin seçildiği
açıklandı.
Bu gibi mücadele ve direniş hareketlerinde lider konumuna gelmek nimet değil
oldukça ağır bir sorumluluğu ve aynı zamanda ciddi bir riski göğüslemektir. Ama
bayrağın yere düşmemesi için birilerinin bu fedakârlığı göstermeleri, kelleyi
koltuğa alarak söz konusu riski kabullenmeleri zorunludur. İşte Halid Meşal ile
Rantisinin de böyle bir fedakârlığı gösterdiklerine inanıyoruz.
Hareketin genel liderliğine seçilen Halid Meşalle muhtelif uluslararası
toplantılarda bir araya gelme ve bazı röportajlar yapma fırsatım oldu. İnşallah
ondan ve Prof. Rantisiden bir sonraki yazımızda söz edeceğiz.
Ahmet Varol 25 Mart 2004 Vakit